Izdırap, çekilecek bir tür ceza ya da ödenecek bir kefaret değildir. Aksine, insanın üstün bir şuura ulaşabilmesi/itilebilmesi için gereken kıymetli tesirleri barındıran ve idrakle aşılması gereken maddi bir duvardır. Tekamülünde olumlu ilerleme sağlayacak olan birisi, çektiği ızdırabın kaçıp kurtulanacak bir his olmadığının farkındadır ve bu duyguyu kıymetli bir mücevher gibi kendisine yakın tutar. Izdırabın tesirini alarak korkusuzca, vicdani, birleştirici tepkiler geliştirebilmek ya da bağışlayabilmek, maddeye hakim olabilmenin ve duvarın ötesine geçebilmenin sonucunda belirir. İnsanın kaderi giderek genişleyen ve yükselen bir şuur sahasında, karşılaştığı durumlara ait tesirleri sindirmekle ve bu yolla madde ile olan ilişkilerini kapsamlandırarak düzenlemekle süregelir. Izdırap sürekli ve sonsuzdur. Ta ki irade gösteren insan, sorumluluğunu alıp, kendisini içinde bulduğu bir durumun ya da ruh halinin ötesine geçmeyi, üstüne çıkmayı başarana kadar. Yani kutsal metinlerdeki sonsuz ızd...