Ana içeriğe atla

Kayıtlar

tesir etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

DÖNGÜNÜN ÖTESİNE GEÇMEK

Tekamülde bir sonraki aşamaya geçebilmek üst bir realitenin tesirini alabilecek hale gelmekle mümkün olabilir. Bunun için öncelikle mevcut hallere ait tesirlerin sindirilerek alım açıklığının oluşturulması gerekir. İnsan sürekli aynı şeyleri yaparak ya da geleceği hayal ederek tekrar eden döngülerinin ötesine geçemez. İdrakli bir şekilde irade göstererek, makul bir kabul ile geçmişi geride bırakmayı göze almak, en azından bunun için bir adım atmaya çalışmak gerekli olan değişimi getirir. Bu değişim idrakin ve vicdanın gelişiminden başka bir şey değildir. Tekamülün tanımı basittir. Üst bir tesire el uzatılır, mevcut hallerden alacağını alan bu tesire tutunarak kendisini yukarı çeker. Bunu yalnızca kendisi, yine kendisi için yapabilir. Varlık bu yolla, madde illüzyonunda, alabildiği sorumluluk ve açığa çıkarabildiği yüksek tepkiler oranında gelişir. Yaşam denilen olgunun, bu tepkilerin geliştirilebilmesi adına kurgulanan türlü mizansenlerden başka bir şey olmadığını iyi idrak etmek gerek...

AYRIK VARLIK BİLEŞENİ

 Ego, bir düşman ya da kurtulunması gereken bir şey değildir. Aklın karşılığı olan ego; duygu, düşünce ve bilgiden oluşan, varlığı deneyim sahasına çeken mekanik bir bilinç yapısıdır. Üçüncü yoğunluk derecesi dersleri ego ile deneyimlenmek üzere tasarlanmıştır. Varlığın acı çekmesi, kısır döngülere tutsak yaşaması veya ayrıştırıcı tutumlar sergilemesi, bu mekanik bilincin mekanik olmayan bilinçdışı ile, yani yüksek benlik ile bağlantı kuramamasından kaynaklanır. Beşerin benliği bir bütündür. Egosu yani benleri ise onun ayrık, maddi sahalara dağılmış limitli bileşenleridir. Ne kadar çok sorgu varsa, ne kadar çok idrak edilirse yüksek benliğe o kadar yaklaşılır, ego geçirgen hale getirilir ve limitli bileşenler üzerinden limitsiz bütünlüğe o denli ulaşılır.  İç sese kulak vererek, sakin ve sessiz bir zihinle olanı biteni duru bir şekilde gözlemlemek idrakin yolunu açar. İnsanın en önemli özelliği kendi bilinç sahasının dışına çıkarak kendisini gözlemleyebilmesidir. Bunu yapmaya ...

GERİDE BIRAKILAN YÜKLER

 Cehennem dediğiniz şey geçmişin yükünü taşımanızdan başka bir şey değildir. Bedenli ya da bedensiz hallerde çekilen ızdırabın sebebi tam olarak budur. Geçmiş, duygu ile karışık düşünce halinde, türlü acılar, korkular, kırgınlıklar ve çatışmalar ile enerjinizi zaman düzlemine hapseder. Beşerin dünya okulundaki sınavı da tam bu noktada, geçmişe hapsolmuş enerjisini, yaşadıklarının sorumluluğunu alarak ve ayrılıkları gidererek zamandan özgürleştirebilmesiyle ilgilidir. Duygusal hali şuurlu hale çevirmek, irade göstererek kendisine odaklanan ve dikkatli yaşayan bir varlığın; geçmişin tesirlerini sindirmesini ve bu yolla yapıcı, açık anlayışlara ulaşmasını sağlar. İdrakin kazanıldığı, olan bitenin net bir şekilde gözlemlendiği anda negatif hisler azalır, yükler geride bırakılmış olur ve sevgi belirir. Karmik düzensizlikler bu noktada giderilir ve ruhsal kudret bu anda idrak halinde tezahür eder. Duygu ve düşünce halinde, zamana yani madde illüzyonuna deneyim için yönlendirdiğiniz enerj...

MEDİTASYON VE TESİRLERE AÇILAN ALAN

Meditasyon sorunlarınızı çözüyor olsaydı sabah uyandığınızda hepsini halletmiş olmanız gerekirdi. Siz uykudayken enerjiniz tıpkı meditasyonda olduğu gibi şuur alanınızdan çekilir ve sessizleşirsiniz. Sessizlik hiçbir zaman duyguların tesirlerini sindirmenin, problemleri çözmenin ya da gereken içsel dönüşümü sağlamanın kaynağı olamaz. Sessizlik sadece, irade göstererek kendi şuur sahasının dışına çıkmayı arzulayan varlığın, kendisini zamansızlık noktasından bir bütün halinde gözlemleyebilmesinin yolunu açar ve aracı olur. Varlık bu sayede düşüncesinin de, duygusunun da, probleminin de aslında kendisinden ayrı olmadığını algılayabilir. Çözüm bu noktada, varlığın kendisini saf bir biçimde gözlemlemesiyle, eğer o isterse onunla birlikte gelebilir. Yolda yürümek değişimi getirmez, yol boyu gözlemlenenlerin aktardığı tesirleri sindirmek değişimi getirir. İnsan, yaşamının doğal akışında ilerlerken muhatap olduğu tesirlerle rastgele karşılaşmaz. İnsan, ihtiyacı olan tesirleri her daim kendisin...

DUYGUYLA KURULAN TEMAS

Varlığı deneyim sahasına çeken güçlü, tanrısal arketipler olan duygular; bir his yumağı halinde içi içe geçmiş tesir öbekleridir. Bu tesirlere alan açıldığında ve gözlemlenerek uygun düzleme yönlendirildiğinde yumak çözülür ve elde edilen izlenimlerin ardından duygular yerli yerine yerleştirilir. Yaşananların tesirleri asla bitmez ve olanlara ait duygular asla kaybolmaz, kaybolmaları da gerekmez. Önemli olan duyguların tesirlerini sindirebilmek ve bu tesirlerin hangi biçimlerde, hangi düzleme yönlendirileceğini öğrenmektir. Bu aşamalarda verilen irade sınavı, mücadele, bilgi uygulaması ve duyguyla kurulan temas, varlığı vicdani bir uygulama içerisine sokar. Her duygu deneyimlenen bir sorumluluktur ve üstün bir halin ortaya çıkmasına yol açacak tesirleri bünyesinde barındırır.  İmgesel örüntülerden meydana gelen duygular, beşer düzeyindeki tüm insanlar için ortaktır ve bu deneyim yoğunluğunda varlıkları tekamül ettiren temel unsurdur. İmajinatif olması sebebiyle benzer deneyim birim...

DEVRE SONU TESİRLERİ

Kendinizi çokça sıkışmış ve olan bitenden ötürü yorgun hissediyor olabilirsiniz. Devre sonu tesirleri kaçınılmaz bir biçimde nefisleri sıkacaktır. Bu tesirleri sindirebilenler, adaptasyon sağlayarak dayanıklılık kazananlar ve idrak ederek kendi bilinç gemisini inşa edebilenler günün sonunda ayakta kalabilecektir. Geminin batmamasını sağlayacak olan vicdanınız ve yönünüzü bulmayı sağlayacak olan da aklınız olacaktır. Her şeye rağmen, ancak sabırla dayandığınızda, sevgiyle aksiyon almaya devam ettiğinizde ve ne olursa olsun umutsuzluğa kapılmadığınızda bu geçişin kolaylıkla olmasını sağlayabilirsiniz. Gül bahçelerinde yaşamak için buraya gelmediniz. Zorlu dünya yollarının sorumluluğunu, birbiriniz ile sınanarak Sonsuz Yaratan'a hizmet edebilmek adına gönüllü olarak kendiniz üstlendiniz. Özünüzde bunu siz istediniz. İyi ki buradasınız, iyi ki bu ilahi sorumluluğu üstlendiniz. Olumlu tüm ihtimallerin kapısını umutsuzluğa düşmediğiniz takdirde açabileceğinizi unutmayınız. İnsanın, içsel...

BAĞIMLILIK HALLERİ

 Ölüm, her ne kadar yaşamı ve deneyim süreçleri geçirmeye yarayan kaba bedeni geride bırakmak olsa da, esas manada bağımlılıkların bırakılmasına karşılık gelir. Bedenin geride bırakılması, sorumlulukların ve alınması gereken derslerin de geride bırakıldığı manasına gelmez. Sonraki enkarnasyonlarda bu derslerin mutlaka verilmesi gerekecektir. Geçmişe ya da maddi hazlara karşı geliştirilen türlü bağımlılık halleri esasen kıymetli birer cevher gibidir ve çeşitli duygu formlarında, mekanik döngüler halinde; varlığın kendisini bir üst evrim seviyesine ulaştırabileceği itici tesirleri barındırırlar. Bu yüzden bağımlılık hallerine ait duyguları kontrol etmek ya da bastırmak yerine, saf bir biçimde gözlemleyerek tesirlerini içselleştirmek gerekir. İrade gösterilerek bilinçli bir yerden "hayır" denildiğinde ise gerçek özgürlüğe kavuşulur. İnsan bu özgürlük halinde gerçekten ölebilmiş ve bir anlamda zamandan özgürleşebilmiştir. İnsanın türlü türlü bağımlılıkları vardır. Yemeye, içmeye,...

SINAV

 Kopulamayan, hayır denilemeyen noktaya kadar varlığın sınavı sürer. Bu durum belki bir ömür bile devam edebilir. İçinde bulunulan hal, varlığa döngüler halinde düzenli olarak ızdıraba neden olan tesirler aktarır. Güven ve konfor arayışı, onu korkusundan tepki geliştiremez hale getirir. Korkusuyla yüzleştiği takdirde gerçekleşmesi muhtemel negatif durumların imajları onu hareketsiz bırakır. Fark edilemeyen şudur ki, varlığın sınavı tam olarak bu noktadadır. Yeni ihtimallerin tomurcuklanması için bazı eskimiş halleri cesurca geride bırakmak gerekir. Korku ile yüzleşebilmek maddenin o anda mağlup edilmesini sağlar. İnsan, korkarak kendisini sınırlandırır ama, ötesine geçebilecek iradeyi gösterdiğinde nasıl özgürleşeceğinden, Yaratan'ın ona nasıl yüksek ihtimaller hazırladığından bihaberdir. Yaşam bir illüzyon yani yanılsamadır. Direnç gösterilen, acı hissedilen, ızdırap ve suçluluk duyulan noktada, varlığı limitleyen imajların ötesine geçme iradesi gösterildiğinde, hakiki özgürlüğe k...

BİLGİNİN TESİRİ

 Bir kimse, bir bilginin tesiriyle aksiyon alıyor ve yaşamını o bilgiye göre dizayn ediyorsa şartlanmış bir zihne sahip demektir; yani mekanik, egosantrik yaklaşım biçimleriyle hareket ediyordur. Bilgi, mekanik bir bulgudur ve geçmiştir. Eğer bu kimse, bilginin tesiriyle sorgu süreci geçirerek saf bir anlayışa ulaşıyor ve hareketlerini bu idrake göre biçimlendiriyorsa sevgi ile hareket ediyor demektir. İlki, referans noktası zaman olan, sınırlı ve otomatik yaşam biçimlerini açığa çıkarırken; diğeri, referansı zamansız ve sınırsız olan hakikat ile hareket edilmesini sağlar. Bu yüzden bilgiyi yüklenmekle farkındalık sahibi olmak aynı şey değildir ve insanın bilgeliği, taşıdığı yükten ötürü değil; bilgisinden ötürü deneyimlediği realitelerine farkındalıkla hakim olmasındadır. Bu hakimiyet aynı zamanda, zeka yoluyla ve iradeyle açığa çıkan ruhsal kudretin, varlık nezdinde hangi seviyede olduğunun da bir göstergesidir. Bilgi, ona inanıldığı zaman değil, zihinde, düşünce ve sorgu süreçle...

AKTARAN

Varlık, Sonsuz Yaratan ile evrenler arasında yer alan bir kanal bağlantısıdır. Sonsuz yaratıcı enerjiyi belirli bir doğrultuda, belirli mekan ve zaman şartlarında özgür iradesi ile yönlendirme liyakatine sahip olan bu geçit yapısı; tesir alan, tesir veren ve evrene yayın yapan bir radyo istasyonu gibidir. Yaratım, bu yönlenen enerjinin yoğunluğu oranında madde illüzyonunun tezahürü ile devinim eden sonsuz olgudur. Sonsuz yaratıcı enerjinin bireyselleşmesiyle meydana gelen varlıkların iki temel fonksiyonu bu aşamada belirir. İlki, sevgi düzeni içerisinde aksiyon alarak deneyim süreçleri geçirmesi; diğeri ise bu süreçlerde elde edilenleri gözlem yoluyla kanal olarak Yaratan'a aktarmasıdır. Varlık, zihnini inanç, şartlanma ve dogmalardan arındırarak saflaştırdığı ölçüde evrendeki bu fonksiyonunu üst seviyeye taşıyabilir ve yaratılışı idrak ederek anın barındırdığı sevgiyi Yaratan'a bir üst seviyeden aktarır hale gelebilir. Fark edebilen için yaşamın ve varoluşun gerçekten büyük bi...

GEÇİŞ

Bilinç, inancın yerini algıya bırakmasıyla evrilebilir. İnanç, zaman düzlemine varlık tarafından yerleştirilen bir imgedir dolayısıyla hakikat değil illüzyondur. Bu imgeye yine aynı varlık tarafından kutsiyet yani dokunulmazlık da atandığı için sorgulamanın önüne geçilir, putlaştırılır. Bu şekilde enerjisini illüzyon içerisine hapseden varlık, kendi icat ettiği tanrısının yörüngesinde şartlanmış bir şekilde döner durur ve düşüncesinin esiri olur. Varlık, ne zaman ki irade göstererek bu imgeye odaklanır, onu algılar ve sorgulayarak anlamlandırmaya başlar; o zaman realitesinin üzerinde hakimiyet kurarak bilincini yükseltebilir. Üçüncü yoğunluk derecesine ait korku, baskı ve ceza ile yönlendirilen otomat bilinçler, yaşamlarındaki katı kalıpların birer illüzyon olduğunu fark ederek onlara odaklandıklarında idraklenmeye başlarlar. Sevgi yalnızca idrakin olduğu yerde belirebilir. Sevgi ve idrak birbirinden ayrı olmayan iki unsurdur, bu düzlemde yaşayanların cennetini temsil eder ve dördüncü ...

ÖZGÜR

Beşer, madde illüzyonuna hakim olduğu kadar özgürdür. İllüzyon hakimiyetini ise zamana yani duygusuna ve düşüncesine ait parçalarını fark edip, bu parçaları saf bir biçimde gözlemleyerek özünden gelen sevgiyle birleştirebildiği zaman sağlayabilir. Yani korkulardan arınmak, hazlar üzerinde disiplinli bir kontrol geliştirmek ve duyguların yönlendirici tesirlerini fark ederek düşünceyi revize etmek hakiki özgürleşmeyi sağlar. Bu aynı zamanda anın barındırdığı sevgiyi açığa çıkarabilmenin yoludur. Tesir alan, üreten ve aktaran bir varlık olan beşer düzeyindeki insanın zihni, bağlı bilincinin yani madde illüzyonu ve bedeni ile alakalı deneyim ve hafızasının; bilinçdışından ve özünden gelen sevgi titreşimleriyle harmanlandığı işlem merkezidir. İki yönlü çalışan bu merkez, bedeni ve beyni aracılığıyla illüzyona dair madde realitelerine bağlıdır. Madde realiteleri denildiğinde işin içerisine duygu, düşünce, bilgi ve mekan gibi zamana bağlı unsurlar girmeye başlar. Zihnin bilinçdışına bağlı tar...

ÖZDEĞER

Başkalarını sevebilmenin yolu insanın önce kendisini sevmesinden ve değerini bilmesinden geçer. Bunun için de kendisine dikkatle odaklanması gerekir. Odaklanmak; sağlıklı gözlem yapıldığı takdirde bağımlılıkların, arzuların ve duyguların üzerinde bilinçli bir hakimiyet kurulmasına yol açar ve tesir alınan noktaları daha büyük oranda varlığın kontrolüne geçirir. Bu yolla kendisini başkalarının yargı ve imajlarına göre değil, kendi yüksek algısına göre keşfetmeye başlar. Makinesinin parçalarını gözden geçirerek işlevselliğini kontrol edebilir ve psişesine biçim verebilir. Bu sayede illüzyon üzerindeki hakimiyeti artacağından yaşamına denge gelir.  Bütünü yani kendisini yansıtan diğer parçaları anlamanın, affetmenin, sevmenin ve onlara şefkat göstermenin yolu da insanın önce kendisini sevmesinden başlar. Kendisinin dönüşmesi bütünün dönüşmesiyle aynıdır, kendisini sevmesi bütünü sevmesiyle aynıdır. İnsan kendisinin evrende nasıl önemli bir fonksiyonu olduğunu bilmez ve anlamazken bile...

ANDA KALABİLMEK

Varlık enerjisinin zamana ait düşünsel unsurlardan kopartılarak, zihinde tek bir noktada yoğunlaştırılması, öze yaklaştırılması ve bu sayede enerjinin, etkileşimde olunan realitelere farkındalıkla odaklanılarak; onları algılamak ve anlamlandırmak için kanalize edilmesi, anda kalabilmenin yolu açılır. Enerjinin zaman düzleminden ana çekilmesi, tıpkı meditasyonda olduğu gibi, tüm düşünce, yargı, eleştiri, korku gibi madde illüzyonuna ait unsurların devre dışı bırakılmasını sağlayarak, varlığı meditatif bir hale sokar. Bu sayede saf gözlem yapabilmenin yolu açılır. Böyle bir şuur halinde gözlenen ile gözlemleyen arasında illüzyona dair hiçbir aracı unsur kalmaz ve birlik açığa çıkar. Bu yüksek algı halinde realite üzerinde hakimiyet kurulur ve sevgi açığa çıkar.  Zamana ait düşünsel unsurlar nelerdir?  Hareket, düşünce, korku, endişe, kaygı, çatışma, kıyaslama, bölünme, ayrışma, çekişme, kıskançlık vb. unsurlardır. Tüm bunların kaynağı zihnin ürettiği imgelerdir. Bu imgelerin tes...

GÖZLEMCİ

Yaşanan üzücü bir olay karşısında zihinde beliren korku, kaygı, öfke, acı gibi duyguların dönüştürülmesi; varlığın tüm yönleriyle o olayı algılayarak gözlemci pozisyonunda kalabilmesine bağlıdır. Duyguların sürüklediği varlık zamanın, hareketin ve düşüncenin etkisinde yaşam içinde savrulurken; anda kalabilen varlık, farkındalık içinde odaklanarak, yüksek bilgiyle ve duru bir zihinle olaya hakim olmaya çalışır. Yani duygular varlığı değil, varlık duyguları kontrol edebilmeye başlar. Anın barındırdığı sevgi, ancak gözlem halinde, korkusuz ve endişesiz bir zihinle illüzyona hakim olunduğunda ortaya çıkabilir. Yeryüzünde bulunmamızın tek nedeni gözlem yapmaktır. Gözlem, bir olayı sadece görmek demek değil, aynı zamanda o olayı bütün bir biçimde kavrayarak, mümkün olan en yüksek bilgi ve anlayışla içselleştirmek demektir. Birçoğumuzun pratiklerini yaptığı anda kalabilmek bu yüzden önemlidir. Gözlemci andadır, realiteye hakim pozisyona gelmiştir ve yargısızdır. Çatışma ve ayrışma olarak görd...

EĞİLİM

Negatif eğilimli bir varlık öfkesini ayrıştırmaya, bölmeye ve yasaklarla başka varlıklar üzerinde hakimiyet kurmaya kanalize eder. Pozitif eğilimli bir varlık ise, bu duyguyu, kendisinin bir parçası olarak kabul eder, akıl süzgecinden geçirir, onunla yüzleşir ve enerjisini; acıdan doğarak karşısındaki varlıkla bütünleşmek için kullanır. Çatışma, çatışan tarafların birbirlerinden ve bütünden farklı olmadıklarını anlamalarıyla, yerini dönüşüme ve birleşime bırakır. Olayın derinliklerinde barındırdığı sevgi açığa çıkar. Birlik, bağlarını, kendisini yeniden keşfederek fark eder ve varlıklar birbirlerine hiç olmadığı kadar sıkıca kenetlenirler. Madde illüzyonu kurulur, dağılır ve yenilenir. Yaşanan hiçbir şey nedensiz ve birbirinden bağımsız değildir. Varlıkların dahil oldukları tüm realiteler kendi bilinç ve düşüncelerinin birer yansımasıdır. Yani, insan kendi gerçekliğini, iradesiyle yine kendisi meydana getirir ve bu gerçekliğin üstüne çıkabilmek için yine kendisini vazifedar kılar. Yaşa...

DÜŞÜNME SÜRECİ

Hiçbir kurtarıcı, yol, öğreti veya din yoktur ki, siz düşünmediğiniz sürece sizi aydınlığa ulaştırsın. Dogmaları yıkabilmenin ve onlardan özgürleşerek idrakli hareket edebilmenin yegane yolu, şartlanmamış bir zihinle, korkmadan, sınırsızca düşünebilmekten geçer. Bu sayede yüksek benlik egosal benliklere boyun eğdirilebilir ve özün madde düzleminde pırıl pırıl ışıldamasının yolu açılır. Varlık bu noktadan sonra şahsiyet kazanmaya başlar, hayata yargısız bakabilir, varoluşu koşulsuz sevip kucaklayarak, bütünü bir olarak görebilmesinin önündeki illüzyonik kalıpları parçalayıp dağıtabilir. Bir varlığı edindiği bilgisi değil, o bilginin tesiriyle geçirebileceği düşünme süreçleri aydınlatabilir. Varlık, ne kadar az sorguladığının ve neden sorusunu içine yeterince yöneltip yöneltemediğinin farkında olabilmelidir. Yaşamın her anında, varoluşa dair tüm gözlem ve etkileşimlerimizde bir hamleyi ne kadar sorgulanmış bir anlayışa göre yapıyoruz veya ne kadar otomatizmaya dayalı katı kalıpların yönl...

İDRAK AĞACI

Eğer bir Tanrı varsa, O'nu, yaratımını algılayabildiğiniz kadar bilebilirsiniz. Bu yüzden Tanrı'yı tanımak, varlıklar aracılığıyla meydana getirilen yaratımını anlamakla mümkündür. Sevgi, ancak idrak ağacının dallarına tırmanabildiğinde genişleyebilir ve göğe yaklaşabilir. Dolayısıyla idrakin artması, varlığın kendisiyle birlikte deneyimleyen Tanrı'yı tanımasının da anahtarıdır. Bu içsel bir keşif ve kendini gerçekleştirme sürecidir. O'nu hala korku dolu, baskıcı, cezalandıran ve kısıtlı dar anlayışlarda aramak; İbrahim'in kırdığı putlara tapınmaya eş değerdir. Üst realiteye geçiş, varlığın sorgulayarak, saf ve şartsız düşünce modelini içselleştirmesi ile mümkün olabilir. En yüksek dinin, aklınız ve sezgilerinizle eriştiğiniz en yüksek anlayışta olduğunu ve ancak idrak etmenin hakiki mutluluğu getirebileceğini anlamak gerekir. Kendinize varlık ve yaratım hakkında sorular yöneltebildiğiniz ve içtenlikle, egolarınızı bir kenara bırakarak onları cevapladığınızda gelişi...

BİLGİNİN SÜRECİ

Çok bilmek ya da her konuya hakim olmak gerekmiyor. Olaylara karşı saf, duru bakış açıları geliştirebilmek, şartlanmamış bir zihin yapısı inşa edebilmek ve yargısız yaklaşım tarzının geliştirildiği, açık bilgiye dayalı düşünce süreçleri geçirebilmek yeterlidir. Bilgi, ona tapılması ve biriktirilmesi için değil, muhatabını; o bilginin tesiri doğrultusunda, içsel keşif süreçleri geçirmesini sağlayarak, yüksek anlayışlara eriştirebilmesi için vardır. Diğer türlü, saplanılan realite varlık üzerinde hakimiyet kurar ve onu, tekrar eden kısır döngülerin esiri haline getirir. Bilmediğini bilerek hareket etmek, geçmiş ve gelecek imgelerinin ardından sürüklenmeden, duyguların esiri olmadan ve sınırlandırıcılarından farkındalıkla kurtulmuş bir zihinle yaşamı an be an gözlemlemek gerekir. Sonsuz Yaratan'ın bilgisi evren içerisinde istasyonlardan geçerek ilerler. Varlıkların oluşturduğu bilinç bileşkeleri (logoslar) her seferinde, himaye ettikleri alt logoslara projekte ettikleri bilgilerle, bo...

YALNIZLAŞMA

Erişilen farkındalık, yalnızlaşmanın elbette en büyük sebebidir. Bilge bir yalnızlığı, sorgulamamanın derin hipnoz etkisine ve huzuruna tercih eden varlık; yolda kalabilmenin, ilerlemenin ve umudun imgesini tüm zorluklara rağmen sağ cebinde taşır. Bu imge bazen kor alevlere dönüşür, deler geçer bedenini; bazen de çiçek açar, kendisini aşar... Varılan her durak, yeni bir mutluluk evresinin bilgisini içerisinde barındırır. Kaderidir her varlığın ilerlemek, bu sevgi yolunda keşfederek O'nu, gözleyerek her baktığı yerdeki yansımasını ve gerçekleştirerek kendisini, kendi iradesiyle adım adım... Uyanış sürecinde misiniz? Siz konuşmaya başlayınca etrafınızdaki insanlar size garip garip mi bakıyor? Anlaşılmadığınızı mı düşünüyorsunuz? Yoksa, giderek yalnızlaştınız ve size uyum sağlayacak, benzer frekanstaki varlıklarla karşılaşamama gibi korkularınız mı var? Lütfen endişelenmeyin, elbette ki bu yazı dertlerinize derman olacak çözümü kendi içinizde bulabilmeniz için gerekli olan tesiri şidd...