Ana içeriğe atla

Kayıtlar

idrak etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

BAĞIMLILIK ÖRÜNTÜSÜ

Farkedilen bir bağımlılık örüntüsünü gerçek anlamda yok edebilmenin yegane yolu ona idrakle yaklaşmaktır. Zihin inisiye edilmeden beden inisiye edilemez. Varlık, geliştirdiği bağımlılığın fizyolojik ve psikolojik fonksiyonları üzerindeki etkilerini irdeleyip anlayamadığı sürece bir kabloyla bağlanmış gibi negatif tesir alanına bağlı kalmaya devam eder. Bunun sonucunda da zayıflayan enerji alanına sirayet edebilen negatif varlıkların düşünce formları yoluyla yaptıkları saldırıların hedefi olur. Yani bağımlılık örüntüsü idrak ve iradeyle çözümlenmediği sürece, düşünsel ve deneyimsel sapmasından ötürü varlığın enerji alanında meyda gelen zayıflama, hem negatifi çağırır hem de bu yolla varlığın enerjisini sömürmeyi sürdürür. Ta ki varlık iradesini idrakiyle özgürleştirip hayır demeyi başarana ve deneyimlediği sapmayı dengeleyene kadar. İradenin özgürleşebilmesi demek, alınacak bir aksiyonun potansiyelinin, bilincin yüksek benliğe yakın bir bölümünden verilmesi demektir. Düşünce formları ma...

İNSANIN SORUMLULUĞU

 Devrenin sonunda, beşer düzeyindeki insanın dünya okulunu tamamlayabilmesi için ulaşması gereken sevgi ve ışık düzeyi kendi sorumluluğunu üstlenebilmesiyle ölçülür. Üçüncü yoğunluk derecesi insanı, doğası gereği vicdanının sorumluluğunu inanç düzeyinden almaya yatkındır. Varlığın ruhsal kudretinin oluşturduğu tesir alanı olan vicdanı, ancak otomatizma içerisinde savruldukça ve realiteler boyunca sarsıldıkça adım adım yarı idrakli ve idrakli hallere doğru yol alabilir. Bu süreç varlığın kendini doğurma sürecidir. Ne kadar sancılı olsa da, günün sonunda vicdanının sorumluluğunu idrak düzeyinden almayı bir noktada mutlaka başaracaktır. Gün bugündür. Kendisini bilinçli bir fakındalıkla denetleyerek idrakli olmaya gayret edenler ve ancak bu yolda çabalayanlar, yüksek benlikleriyle bağlantı kurabilecek ve Sonsuz Yaratan'ın ışığını taşımanın sorumluluğunu iliklerine kadar hissedeceklerdir. İnsanın kendi vicdanından sorulacağı gün yakındır. Onun önünde iki seçenek vardır. İlki sabit ...

DİRİ

Sonsuz Yaratan her daim yarattıkları ile birliktedir, ama sadece idrak edebilenler ile birlikte canlı ve diridir. Otomatik insan sadece yaşar. İdraklenen insan ise idraki ölçüsünde Yaratan'ın sevgi ve ışığını adım adım keşfeder. Diri insan dikkatli yaşayan, yaşadıkça sorgulayan ve idraklenen insandır. Dikkatli yaşamak, varlığın her zerresinde bulunan yaratıcı enerjinin madde illüzyonuna doğru bilinçli, dengeli ve farkındalıklı bir biçimde yönlendirilmesinin, yani özgür iradenin belirebilmesinin yolunu açar. İnsan o zaman gerçekten Yaratan'dan ötürü yaratan olur, o zaman gerçekten O'nun yeryüzündeki halifesi ünvanını hak eder. Dikkatle odaklanmak egoyu geçirgen kılarken, varlığın saf bir biçimde gözlem yapmasını sağlar ve onu özüne doğru yaklaştırır. Düşüncenin neden olduğu çatışmalar, ayrılıklar, korkular ancak bu yakınlık haliyle sonlanır ve ardından sevgi bu sayede belirir. Sevginin, dikkatle odaklanılan anda barındığını unutmamak gerekir. Gerçekleştirilen bir eylemin niy...

EGOSANTRİK

Beşerin hayata yaklaşımındaki temel yanılgısı, bilmeyi, çok bilmeyi sürekli arzulaması ve yaşamın anlamını gelecek vizyonlarında, umutlarında ve inançlarında aramasıdır. Yeni üst bilgilerle muhatap olunabilmesi ya da farklı realitelerin tesirlerinin alınabilmesi, sürekli yeniyi isteyerek değil, mevcut bilginin tesirlerini sindirip, onları hayata tatbik etmek ile mümkün olabilir. İnsanın vazifesi de alacağı görevin büyüklüğüne göre bu sayede giderek gelişir. Bu yüzden birisinin " Benim vazifem nedir?" diye sorup durması abestir. İnsanın vazifesi, kendi sınırlarını, şartlandığı noktaları algılayarak bertaraf etmesi, yaşamına ve sorumluluklarına odaklanması ve bu noktalardaki düzensizlikleri farkındalıkla giderebilmesi, yani öncelikle elindekinin hakkını vermesidir. Bu noktadan sonra gelecek bir amaç değil doğal sağlıklı bir sonuç olur. Bunun ardından yeni ihtimaller de, yeni görevler de kazanılan liyakat doğrultusunda varlığın hayatına zaten akmaya başlayacaktır. Hayat, gelecek...

KIYAMET

 Kıyamet, ruhların mahşer yerinde, bir meydanda toplanarak hesap vermek için sıraya girdikleri bir gün değildir. Her varlık öldükten sonra öz benliğiyle kendi hesabını kendisi yapar. Yeni bir aşamaya geçip geçmeyeceğini, farklı bir enkarnasyona daha ihtiyacı olup olmadığını ya da devreyi tekrar edip etmemesi gerektiğini, her yaşamın ardından, deneyimlerini gözden geçirdikten sonra varlığın kendisi karar verir ve sorumluluğunu alır. Yani, varlığın kendi vicdanı hesap sorucu olarak kendisine yeter. Kıyam, devrenin tesirlerinin sindirilmesinin ardından şuurun toparlanması ve vicdanın dirilmesidir. Her varlık, bir diğerinin aynı kaynaktan tezahür etmiş farklı bir yansımasıdır ve o gün geldiğinde, kişinin hesap sormayı beklediği de, hak alıp hak vermeyi umduğu da ve bağışlaması gereken de yine sadece kendisi olacaktır. Aşkın olan varlık özünün yani yüksek benliğin geniş bakışıyla, ego sahibi varlığın sınırlı anlayışlarını iyi ayırt etmek gerekir. Öz, yeterli bir evrim düzeyine ulaşmadık...

İDRAKLİ TEPKİ

Yaşamak, belirli amaçlar doğrultusunda yaşam süreçleri geçirmek değildir. Yaşamak, bu süreçleri geçirirken her adımda idrakli tepkiler geliştirebilmektir. İnsan, uzun uğraşların ardından bir yere varırken, zorlu ve yorucu bir aşamayı geçerken, sevdikleriyle mutlu zamanlar geçirirken ya da bir şeye sahip olmanın hazzını duyarken yaşadığını düşünür. Geçirilen deneyim süreçleri, yaşamın değişen evrelerinde, realiteler boyunca insanı sürükler durur. Esas olan bu süreçleri geçirmek değil, bu süreçlerin üzerine bilinçli bir farkındalıkla odaklanabilmektir. Mutluluğa, acıya, kayba, hazza, korkuya, maddenin tüm çekiciliğine ya da zorluklarına rağmen, an be an bilerek hareket edebilen ve idrakli tepkiler geliştirebilen insan mütekamildir. Sevgi ve ışık düzeyi yüksek, Sonsuz Yaratan'a yakın olan da yine bu insandır. Ruhsal kudret bu şekilde açığa çıkabilir, sevgi bu şekilde yayılabilir. Yaşam döngüleri halihazırda mekaniktir. Mekanikliğin, mekanik olmayan yüksek biçimlerle değiştirilmesi sev...

YANILGI

İnsan, yaşadıklarından ve yaptıklarından elbette sorumludur, ama bu sorumluluğunu, geçmişin yükünü bir ömür boyu sırtında taşımakla ya da kendini kurban yerine koyarak acı içinde bir yaşam sürmekle üstlenebileceğini sanması onun büyük yanılgısıdır. Geçmiş ancak içinde bulunulan anda dizayn edilebilir ve asıl sorumluluk irade gösteren varlık tarafından yalnızca bu anda alınır. İçinde bulunulan an sevgi taşır. Yaşanılanların idraki, kabulü ve ilgili benliklerin bağışlanarak içselleştirilmesi ise bu sevginin keşfedilmesini sağlar. Geçmişte yaşananlar ve ilgili duygular, insanı yaşamdan geri çekerek onu zamana mahkum etmesi için değil; itici bir güç oluşturarak, ileriye dönük bir idrak hamlesi yapabilsin ve şu anda gereken dönüşümü sağlayabilsin diye deneyimlenirler.  Geçmişi deneyimleyen varlığın aslı değil geride bıraktığı benlikleridir. Zaman ise bir illüzyon yani yanılsamadır. Varlık, zamana dağılan benliklerinden öte, aşkın zaman ve mekan hallerine tabi olan bir özü, yüksek benliğ...

EN YÜKSEK DİN

 İnsanın kaderi iki eli arasındadır. Ellerinden birisi aklını diğer ise ruhsal kudretini yani vicdanını temsil eder. Devre sonu ya da altın çağ olarak adlandırılan içinde bulunduğumuz bu dönem, bir kimsenin artık dine, geleneğe, öğretiye, kurtarıcıya, yönlendirmeye yani herhangi bir dış şartlanma mekanizmasına ihtiyaç duymadan, kendi yüksek benliğiyle temas kurarak, erişeceği en yüksek bilgiyle, aklının ve vicdanının önderliğinde hareket etmesi gereken bir dönemdir. Anlayabilen için en yüksek din akıl ve vicdandır. Sınırları olmadan genişleyen ve kapsayıcı yegane unsur olan sevgi, bu iki unsurun hakim olduğu varlıkta, evrensel birliğin ve Yaratan ile olan sarsılmaz bütünlüğün eşsiz, parlak bir yansıması olarak tezahür eder. - Yüksek benlik ile bağlantıda olmak demek; serbest şuur haline yakın, şartlanmalardan uzak, sınırlandırıcılarının farkında, içine odaklı, dikkatli bir gözlemci olmak demektir. - Akıl konulan yerde ruhsal kudret devreye girer. Akıl ve ruh birbirlerinden bağımsız...

İMAN

 İman kavramı sanıldığı gibi körü körüne bir inanca karşılık gelmez. Kesinliğini bilmediğiniz, var olduğunu ya da olacağını umduğunuz şeye inanırsınız. İman etmek demek, eriştiğiniz bilgelik ve anlayış düzeyinin üzerinde, giderek yükselen başka yüksek bir seviyenin her daim olduğunu ve olacağını idrak etmek demektir. Bu idrak sizi kendi serbest şuurunuza yaklaştırarak içsel bir bağlılık ve derin bir güven duygusu hissetmenizi sağlar. İçsel gücün hissedildiği anda korkular dağılır ve sevgi belirir. Bu durum bir anlamda içinizdeki tanrısallığa yakınlaşmaktır. Hangi mesele ile ilgili olursa olsun, gerçek iman sahibi olan birisinin, inanç düzeyindeki katı ve sabit anlayışlarda takılı kalmış olan değil; sorgulayarak ve sorumluluk alarak bakış açısını genişleten ve kendisini sürekli yenileyen bir kimse olduğunu unutmamak gerekir. İman etmenin tanımını, inanç düzeyindeki çarpık ve sabit bir noktadan algılamak birçoklarının işine geliyor veya onları konfor alanında tutarak huzurlu zamanlar...

İNANCIN ÖTESİ

Sonsuz Yaratan'ı, kaynak olduğu yaratımını gözlemleyip adım adım keşfederek idrak etmek, O'na dair duyumsanan inanç ve inanca dayalı imandan üstündür. Düşünen insan fark edebilir ki, inancın olduğu yerde imgesel bir sınırlama, idrake dayanmayan dogmatik bir kabul ve varlığı konfor alanında tutan güven duygusu aktiftir. Yaratan'ın, sınırlı imgelerin ötesinde, anın genişleyen farkındalığında aranması, akılla biçimlendirilmemiş kabullere dikkatle odaklanılması ve güven duygusunun sadece bir yanılsama olduğunun anlaşılması; kaynağı olduğu yaratımını idrak etmenin ön koşuludur. Gerisi sadece, giderek yükselen anlayışlarda varoluşu bir üst seviyeden sevmek ve varlığın ancak kendi derinlerinde bulabileceği birlik anlayışını geliştirerek ayrılıkları gidermektir. Bunu şu yüzden belirtme ihtiyacı duyuyorum ki, idrak ile keşfedilebilen sevgiye, ancak sorgulama ile ve sınırların ötesine geçme iradesi gösterildiğinde erişilebilir. Varlığın devre sonunda hasat edilebilir hale gelebilmesi...

KONTROL

Kontrolün olduğu yerde korku, idrakli hakimiyetin olduğu yerde ise sevgi vardır. Psikolojik manada, kontrol edilerek baskılanan her düşünsel unsur, üzerinde henüz yeterince odaklanılmamış ve sağlıklı bir düzeyden gözlemlenerek gereğince içselleştirilmemiştir. Bu yaklaşım, titreşimsel düzensizlik yani karma meydana getirir. Gölge yanların potansiyel verdiği ve tekrarlayan döngüler halinde karşımıza çıkan tüm yaşam örüntülerini tespit ederek; onlardan kaçıp kurtulmak, onları baskılamak, derinlere itmek veya ötelemek yerine onlarla yüzleşmeyi istemek gerekir. Bu noktada idrak kazanılır, sevgi açığa çıkar, dolayısıyla limitli egonun hakimiyeti son bulur ve ayrışma biter. Şefkat ve bağışlama, idrakli hakimiyetten doğan bu anlayışla belirir. Kontrol etmekle üzerinde belirli bir anlayışa dayalı hakimiyet kurmak farklı yaklaşımlardır. İdrak belirdiğinde hakimiyet sağlanır ve özgür irade tam anlamıyla devreye girer. Özgür irade ile aksiyon almak varlığın yaratımının bütünüyle kendisine ait olma...

İDRAK, KABUL, BAĞIŞLAMA

İyi duygulara tutunma, kötü duygulardan uzaklaşma. İkisi de egosantriktir. Ne mutluluk sonsuza kadar sürer ne de nefretiniz sizi yaşatır. Bu duyguların yönlendirici tesirlerini içselleştirmek sınırlı egonun üzerine sınırsız sevgiyle geçilmesini sağlar. Duyguların kıymetli tesirleri kaçıp kurtulunması için değil, içselleştirilmesi için vardır. Önce irade göstererek yüzleşmeyi istemek ve neden sonuç ilişkisi geliştirerek idrak etmek gerekir. Ardından geniş bir gönül açıklığıyla yaşananların kabulü gelir. Sonrası ise birbirinin yansıması olan ve birbirinden ayrı olmayan benliklerin bağışlanmasıdır. Karmaya dair titreşimsel düzensizlikler yalnızca bu bağışlama halinde giderilebilir. Geçmiş ve geleceğin içinde bulunulan anın bir projeksiyonu olduğunu ve bu projeksiyonun yalnızca içinde bulunulan anda dizayn edilebileceğini unutmamak gerekir. Elbette bu dönüşüm bir anda olmayabilir veya iyi bir dereceden idrak edilse bile varlık üzerindeki tesirleri kolayca geçmeyebilir. Bu noktada sabretmek...

İNANÇ & İLLÜZYON

Sonsuz Yaratan madde illüzyonundaki dağılacak bir imgede aranmaz; O, süregelen ve genişleyen anın farkındalığında aranır. Bu yüzden inançta ve imanda sevgi yoktur, sadece sanı vardır. Her ikisi de, madde illüzyonuna ait bir tanrı imgesinin şartlandırdığı yani hakim olunmamış düşüncenin yönlendirdiği ve kontrol altında tuttuğu zihin yapısına hitap eder. İllüzyona ait imge gözlemlenip algılanmaya başlanınca imaj yerini idrake; inanç şartlanması ise yerini sevgiye bırakır. Üçüncü boyut insanının zihni dördüncü boyuta bu şekilde evrilir. Korkunun bittiği yerde sevgi ve idrak belirmeye başlar. Saflaştırılmış bir zihinle algılamak, yani zaman düzlemine ait düşünce temelli bir unsuru gözlemleyerek içselleştirmek realite üzerinde hakimiyet kurulmasını sağlar. İnanç temelli tüm düşünce unsurları da ancak sağlıklı bir şekilde sorgulandığı ve gözlemlendiği zaman algılanıp üzerinde hakimiyet kurulabilir. Enkarnasyon gözlemlemek için; gözlem süreçleri de madde illüzyonu üzerinde hakimiyet kurabilme...

PARALİZE

Dinsel metinlerde put olarak betimlenen her unsur, varlığın katı inançlarına ve bu yolla şartlanmasına vurgu yapar. Varlık, paralize halde zaman içerisindeki bir imgeye sorgulamadan yönlendirdiği enerjisini, konforunu bozmamak ve ortalığı yakıp yıkmak uğruna sürekli kılar. Dışarıdan bakılıp, etrafından kutsanarak dolaşılan katı kaya parçasının imgesi, içine girilip dehlizlerine bakıldığında, görülmeye ve anlaşılmaya çalışıldığında akışkan ve geçirgen bir hal alır. Kutsal ile kutsal olmayan, put ile aşkın olan, inanç ile sarsılmaz ve devinim eden bu noktada birbirinden ayrılmaya başlar. Akıl eden düşündüğü için değil, düşündüğünü gözlemlediği için algılar. Algıladıkça bakış açısı genişler. Genişledikçe her adımda kendisini yeniden doğurur. Doğurduğu ise saf bir biçimde çabasız elde ettiği farkındalığıdır. İnanç, varlığın şartlanmasıdır ve bu tutum yalnızca, gerçek, saf bir biçimde görülmek istenildiğinde ortadan kalkabilir. İnanç sabittir, farkındalık ise devinim eder ve gelişkendir. At...

ARAYIŞ

Yaşama ve varoluşa dair cevabını aradığınız her ne varsa artık dışarıda değil içeride aramalısınız. Kendi içsel sorgunuzla, üzerinde saf bir biçimde düşünerek elde ettiğiniz sonuç size özgüdür ve ancak sizin yaratımınız olarak yaşamda karşılık bulabilir. Yaratan vasfını ortaya koyabilmesi varlığın yegane gayesidir. Bunun için de dışarıdan gelecek yönlendirme ve şartlanmalardan zihni irade göstererek temizlemek gerekir. Artık yüksek benliklerle hareket etmenin zamanıdır. Bu, bilerek yaşamanın ve atılan adımların idrakinde olabilmenin varlık nezdindeki karşılığıdır. Bu, egosal benliklerinizi dönüştürerek derinlerde yatan tanrısal özünüz ile bağlantı kurabilmenizdir.  Yüksek benliğiniz aşkın zaman ve mekan boyutlarında var olan tanrısal özünüzdür. Bir altıncı yoğunluk varlığıdır ve deneysel süreçler geçirmek için evrenin farklı fiziksel, zihinsel ve ruhsal boyut katmanlarında enkarnasyonlar planlar. Bunun için, sonda aracı olarak katmanlı beden yapıları kullanır. Bedenler içerisinde g...

VAZİFEDAR

Bir insanın vazifesi, içinde bulunduğu ana odaklanarak dolu dolu yaşamasından ve hayatın içinden akıp gitmesine izin vermesinden başka bir şey değildir. Yaşam zaten gereken her şeyi bu akış halinde varlığın karşısına çıkaracaktır. Etkileşimde bulunduğumuz en küçük toplumsal birimden, en geniş kitlesel ölçeğe kadar dahil olacağımız her türlü aksiyon halihazırda vazifemizi tanımlar. Yaratılışın bir üst ölçekten algılanmasıyla birlik duygusu giderek derinleşir ve diğer varlıklara karşı sorumluluk hissedilir. Bu sorumluluk, liyakati ve eriştiği bilinç düzeyi doğrultusunda varlığı, yansıması olan ve kendinden ayrı olmayan diğer varlıklar için mücadele etmesi gerektiği idrakine ulaştırır. Bu yüzden vazife verilmez, vazife yapmanın farkındalığına ve önemine erişen kimse tarafından emek verilerek ve irade gösterilerek alınır. Yaşam içerisinde, deneyimlediğimiz realiteler boyunca yaptığımız gözlemler ve elde ettiğimiz tüm veriler, bizimle birlikte deneyimleyen Sonsuz Yaratan tarafından da özüms...

AYRIM

Kendinizi sınıflara, mezheplere, partilere, dinlere, milletlere dayanarak ayrıştırmayı sürdürdüğünüz sürece tüm yaşama sevgiyle bakarak birlik bilincini idrak edemezsiniz. Tutunduğunuz tüm bu kalıplar zamana ait dağılacak realitelerdir, şartlanmaya neden olurlar. Yani düşünce ve iradenizi ele geçirerek yaşamın kısır döngülerinin içine hapsederler. Sonsuz Yaratan, ayrışma ve çatışmaya neden olan bu illüzyonatif döngülerde aranmaz. O, korkunun olmadığı yerde, yalnızca öze ve ana ait olan kapsayıcı sevgide, barışta ve merhamette aranır. Bunun için de her birey, dışa bakan gözlerini kendi içine odaklamalı, sorgulamalı ve ayrışmaya yol açan tavır ve düşüncelerini idrak edebilmelidir. Her varlığın bir diğerini kendinden, evrenden ve Yaratan'dan ayrı görmemesi gerektiğini, onun da Yaratan ile birlikte deneyimlediğini ve evrenin işleyişinde kıymetli bir fonksiyonu olduğunu unutmamak gerekir. Her etkileşim, karşınıza çıkan her insan sizi size yansıtan bir aynadır ve aynadan yansıyan Yaratan...

ZAMAN & İLLÜZYON

Zaman bir gerçeklik değildir ki bitip tükendiği zaman siz de yok olasınız. Zaman illüzyondur, dolayısıyla görecelidir ve değişkenlik gösterir. Değişkenlik gösteren dağılmaya mahkumdur. İki, bire hizmet etmesi için zaman ve düşünceyle meydana gelen illüzyondan ibarettir.  Anda olan birlenir, zamana giren deveran eder, gözlem için ikilenir. Zaman, biri iki gibi parçalara ayırarak gösterir. Anda olan harekete bağlanmış düşünceyi gözler, deveran edeni algılar, farkındalığını artırır. Günün sonunda ikiliğe ait her unsur ve realite görevini yapar, varlığın enerjisi özüne çekilir. Bir bütün olur, illüzyon dağılır. İkilik biter birlik başlar. İkilik dünyasını gözleyiniz ve özün birliğini de gözleyiniz. İkilik olan her unsurun bire hizmet ettiğini ve yıkılmaya mahkum olduğunu fark ediniz. Zaman, birin enerjisinin, kendi kendisini tanıyabilmesi için madde ortamına aktarılarak ikilik düzleminde fark edilmesinin yolunu açar. İkilik çatışma doğurur, çatışmanın giderilmesi özün gözlemesine, algı...

DÖNÜŞÜM

Çok okumak, bilgiyi yüklenmek ya da hakikatleri arayıp bulmak bir kimsenin dönüşümünü sağlayamaz. Etki altında kalmamış bir zihnin, saf ve duru gözlem biçimleriyle, bu unsurlara, bilgiye ya da hadiseye farkındalıkla odaklanması ve düşünme süreçleri geçirmesi dönüşümünü sağlar. Birçoğumuz farkında bile olmadan türlü dogma anlayışların yönlendirmesiyle hareket ve düşüncelerimizi biçimlendiririz. Şartlanma budur. Bu sorgulanmamış anlayışlar, irade göstermesine bağlı olarak zamana, harekete, yani madde illüzyonuna bağımlı olan varlığın; kendisini içinde bulunduğu ana çekebilmesiyle dönüştürülebilir. Anda kalarak dikkatle gözlem yapabilmek realitenin tüm çıplaklığıyla algılanmasına ve üzerinde hakimiyet kurulmasını sağlar. Hareketten bağımsız olduğu için çaba gerektirmeksizin oluş halinde gerçekleşir. Bir kimsenin kendisinin farkına varabilmesi, zihninin ne kadar çok yönlendirici dış tesirin etkisi altında olduğunu geniş bir biçimde algılayabilmesine bağlıdır. Bu öğeler tek tek odaklanarak ...

KARAR

Bir eylemin gerçekleştirilmesi konusunda kararsız kalındığı vakit, o eylemin sevgiden ötürü mü yoksa; korku, kaygı, öfke vs. gibi ego kaynaklı bir duygudan ötürü mü olup olmadığı gözlemlenerek en doğru ve vicdani karar verilebilir. Yaşanan her ne olursa olsun tanrısal bir eylemdir ve derinlerinde gizli olan sevgiyi bulup ortaya çıkarmak, bu düzlemde tekamül eden varlığın temel fonksiyonudur. Sevgini olmadığı yerde korku vardır ve korku deneyimlerin kısıtlanmasına yol açar. Oysa ki, varlık deneyimlediğinde, yanıldığında ve yaşananların sonuçlarını saf bir biçimde gözlemleyerek bilince getirebildiğinde kendisini tanıyarak düşüncesine hakim olmaya başlar. Sorgulanmamış toplumsal ve dinsel kalıpların içerisinde, dışsal şartlanma öğelerinin himayesinde hata yapmadan yaşamak en doğru yol gibi görünse de, varlık kendi içsel tepki mekanizmasını oluşturamadığı sürece gereken gelişimi sağlayamaz. Bu baskılama ve sınırlama deneyim eksikliğine yol açarak karmik döngülerin oluşmasına neden olabilir...