Ana içeriğe atla

Kayıtlar

düşünce etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

GERİDE BIRAKILAN YÜKLER

 Cehennem dediğiniz şey geçmişin yükünü taşımanızdan başka bir şey değildir. Bedenli ya da bedensiz hallerde çekilen ızdırabın sebebi tam olarak budur. Geçmiş, duygu ile karışık düşünce halinde, türlü acılar, korkular, kırgınlıklar ve çatışmalar ile enerjinizi zaman düzlemine hapseder. Beşerin dünya okulundaki sınavı da tam bu noktada, geçmişe hapsolmuş enerjisini, yaşadıklarının sorumluluğunu alarak ve ayrılıkları gidererek zamandan özgürleştirebilmesiyle ilgilidir. Duygusal hali şuurlu hale çevirmek, irade göstererek kendisine odaklanan ve dikkatli yaşayan bir varlığın; geçmişin tesirlerini sindirmesini ve bu yolla yapıcı, açık anlayışlara ulaşmasını sağlar. İdrakin kazanıldığı, olan bitenin net bir şekilde gözlemlendiği anda negatif hisler azalır, yükler geride bırakılmış olur ve sevgi belirir. Karmik düzensizlikler bu noktada giderilir ve ruhsal kudret bu anda idrak halinde tezahür eder. Duygu ve düşünce halinde, zamana yani madde illüzyonuna deneyim için yönlendirdiğiniz enerj...

NEGATİF YÖNLÜ DÜŞÜNCELER

 Negatif yönlü düşünceler, onlara "kurtulunması gereken şeyler" olarak bakıldığı sürece aktif kalmaya devam ederler. Zihinde dönüp duran, yerli yersiz beliren, suçluluk, kaygı, korku ve endişeye yol açan tüm düşünceler, varlığın şuur sahasında can verdiği imgesel örüntülerdir ve maddeseldir. Varlığın yaratımı sonucu beliren bu örüntülerin baskılanması, kontrol edilmeye çalışılması ya da görmezden gelinmesi, limitli egonun varlık enerjisini sürekli halde zamanda tüketmesine, dolayısıyla maddenin zihin üzerinde etkin olmasına yol açar. Bu düşünceler ne kadar kötü hissettirse de, dağılıp yok olmaları için karşılarına dikilip gözlerinin içine bakmak ve aradaki mesafeyi gidermek gerekir. Dikkatle odaklanılan bu anda saf gözlem yapılır ve madde üzerinde farkındalıklı hakimiyet kurulur. Açığa çıkan etkileri gidermeye çabalamak yerine, sorunun kaynağına inip kökten halletmek asıl özgürlüğü getirir. Dikkatle odaklanma halinde gözlemci, gözlemlediği ile arasındaki ayrışmaları giderir v...

ÖZ SEVGİ

İnsanın kendisi hakkında çokça düşünmesi de kendisini sınırlamasına neden olur. Düşünmek ile sorgulayıp görmeyi istemek farklı şeylerdir. Düşünmek, belirli imajların dolu olduğu bir havuzda yüzmek ve yeni imajlar türeterek gezinmek gibidir. Benlikler aracılığıyla gerçekleşir, dolayısıyla limitlidir ve varlığı analiz aşamasında tutar. Bu durum varlık enerjisinin dağınık halde tükenmesine yol açar. Sorgulamak ise, bu geçmiş imajlarına odaklanıldığı anda anlamlı bir bütünlük oluşturan ve zihinde beliren imgesel örüntülerin gözlemlenmesi sürecidir. Sorgu için irade gereklidir. Belirli bir anlayış ve idrak haline bu saf gözlem aşamasında ulaşılır. Katı yaşam döngülerinin üzerine bu yolla çıkılır. Varlık kendisini bu şekilde gerçekten sevebilir.   Nasıl ki başkalarına yaklaşırken, referansı düşüncenin karşılığı, limitli egonun olduğu bir noktadan bakmak yargıya yol açıyor ve bakış açısını sınırlandırıyorsa; aynı şey varlığın kendisine olan yaklaşımlarında da geçerlidir. Gerçeğe, yalnızca...

DÜŞÜNCE SAPMASI

 İnsan şartlanmalarından arındığı kadar özgür, düşüncesinin kontrolüne girmediği kadar sevgi doludur. Düşünce sapmaları çakralardaki enerji akışını tıkanıklığa uğratır. Bu canlı, maddesel örüntülerin bastırılması ya da kontrol edilmesi tekrarlanan döngülerde varlığı pasifize eder. Enerji akışındaki düzensizlik diğer deneyimlerin gerçekleştirilmesini de sekteye uğratır. Yorgunluk hisleri, depresyon halleri bu döngülere odaklanılmadığı hallerde, varlık enerjisinin bu sapmalar tarafından tüketilmesinin sonucu belirir. Odaklanarak duygu ve düşüncenin üzerinde hakimiyet kurmak maddenin üzerinde hakimiyet kurmaktır. Bu odaklanma varlığın kendisini sevmesine eş değerdir. Dışa doğru genişleyen, duygu ve düşüncenin karşılığı olan realiteler üzerinde, ancak içe dönüldüğünde farkındalıklı bir hakimiyet kurulabilir. Bu yüzden düşünce ve duygular gözlemlenerek içselleştirilmeli, ayrıştırılmadan hakim olunmalıdır.  Varlığın şartlanması, düşüncesinin içinde kaybolması ve bu limitli örüntüler...

DÜŞÜNCE SONLANDIĞINDA

 Saf bir biçimde algılama ve odaklanma halinde düşünmezsiniz. O an zihninizde hiçbir imaj yoktur. Bu yüzden insan ilişkilerinde, girilen herhangi bir etkileşimde en son ihtiyacınız olan şey düşünmektir. Sorgu, düşünceden uzaklaşıldığı takdirde, direkt ve net bir biçimde, tıpkı bir resim gibi karşınızdakini görmenin ve algılamanın yolunu açar. Yargıladığınız, "ama" dediğiniz, öfke duyduğunuz, kabullenemeyip kendinizden ayrıştırdığınız her an, referansı limitli benlikleriniz olan bir noktadan karşınızdakine imajların etkisinde bakıyor, bakış açınızı daraltıyorsunuz demektir. Sevgi, dışa doğru daralan ve sınırlanan anlayışlarda değil; içe doğru toparlanan, bütünleştirici anlayışlarda aranır. Bu anlayış bir yandan zihinsel hakimiyetinizi artırarak sizi enerji kaybından da korur ve daha yüksek oranda, anlayış dolu sevgi aksiyonları almanızı sağlar. "Tahayyülden kaçınmak" olarak bilinen mesele esasında budur. İmgesel örüntüler olan duygu ve düşünceler varlığın yaratımı so...

BİZİ YARATAN SESSİZLİK

 Yaratım, bir imajın evren içerisinde bir yönde, bir zamanda harekete geçmesiyle başlar. Öncesi sessizliktir. Sessizlik tüm yaratım potansiyelini bünyesinde barındırır. Tüm ihtimaller burada bekler. Sonrasında imajların yayılabileceği boyut, zaman ve mekan gereklidir. Kelime olur, ses olur, görüntü olur, ışık olur, duygu olur, düşünce olur... Tüm bunlar evrenin aracı olmasıyla varlığı kendisine yansıtır ve tam bu anda gözlemci; şekillere ve formlara bürünmüş halde belirmeye başlar. Kendi yaratımını sınırlı madde ortamında gözlemleyerek ve sınırsızdan potansiyel alarak her adımda bir üst versiyonunu oluşturur. Bu ilerleme varlığın evrimini teşkil eder. Varlığın en büyük yanılsaması düşünce ve duygularını kendisinden ayrı zannetmesindedir ve bunları ayrıştırmakta oldukça da ustadır. Aslında, düşünce ve duygusu varlığın ta kendisidir. Bunu bilmeyen ayrışmayı sürdürür ve bu müddette aradaki seperasyonu gideremez. Seperasyonu gideremedikçe de özündeki sevgiyi açığa çıkaramaz. Korkunun, ...

MEKANİK BENLİK

 Beşer, enkarne olduğu madde yoğunluğunda; bilgi, düşünce ve duygularının karşılığı olan benlikleriyle realitelerini deneyimler. Varlığın imajinasyonu ruhsal bir faaliyet olmasına karşın, zaman düzlemi boyunca yayılan ve bu yolla benlikleri meydana getiren düşünce ve duyguları mekanik imgesel örüntülerdir, tesir kaynaklarıdır ve yapıları maddedir. Evren, çok boyutlu yapısıyla bu limitli örüntülerin yansıtıldığı aracı deney alanıdır. Bu örüntülere akıl yoluyla, mekanik olmayan, yüksek karakterli ve incelikli yaklaşım biçimleriyle odaklanıldığında; ruh, bedeninin yani illüzyon içerisinde zamana bağlanan sonda aracının üzerinde hakimiyet kurabilir, yaratımı genişletebilir ve kapsamlanan gözlem süreçleri geçirebilir. Geçilen her aşamada geçmiş bilgi birikiminden ve hafıza katmanlarından veri sağlanır. Bir varlık, şartlanmaya ve ayrışmaya yol açan mekanik benlik odakları üzerinde ne kadar çok hakimiyet sağlayabilirse, özünün sınırsız sevgi ve ışığını sınırlı madde ortamında akıl yoluyla...

YARATAN VE GÖZLEYEN

 Düşünce üretmek ve deneyim sağlamak için madde illüzyonuna yönlendirdiğiniz enerjinizi, zihinde tekrar bir noktada toparlamalısınız ki, yaratımınızı ve bu yolla ne ürettiğinizi görebilesiniz. Salt gözlemci bu anda hareket alanını fark ederek realitelerini tıpkı bir resim gibi bütün halde görebilir. Varlığın hem yaratıcı hem de yarattığını gözlemleyen iki fonksiyonu bu noktada, döngünün sönümlenmesiyle tamamlanır ve bir üst aşamaya geçilir. Bu nokta, ancak odaklanma halinde açığa çıkan ve birbirinin aynısı olan sessizlik, sevgi, an, barış ve şimdi kavramlarıyla tanımlanabilen kapsayıcı zamansızlık noktasıdır. Bu anda illüzyon dağılır ve içinizden bir kelime bile geçirmezsiniz. Sadece sevinç içinde güzelliği duyumsarsınız. Tekamül süreçleri, sonsuz potansiyelden güç alan varlığın, enerjisini enkarne olduğu boyut düzleminde yönlendirebilmeyi öğrenmesiyle gelişir. Bu da, varlığın bedenini, zihnini, yaşadığı fizik düzlemi ve şekillendirdiği madde ortamını mümkün olan en iyi oranda idra...

VARLIK İMAJI

 Yaşam, her zerresiyle düşüncenin zihin tarafından aksettirildiği bir ekran görevi yapar. Yani, zihinde canlandırılan imaj, zamanın akışıyla mekan içerisinde hareket kazanır ve madde illüzyonunda can bulur. Deneyimlenen bu akış içerisinde, karşınızda gördüğünüz arkadaşınız değil onun duyularla algıladığınız imajıdır. Gözlemlediğiniz bir olay ya da geçmiş hatıralarınız da birer imajdan ibarettir. Duygu, bilgi ve hislerinizle bağlantı kurduğunuz aileniz, ırkınız, milletiniz, bayrağınız da sadece birer imajdır. Madde illüzyonu, varlık imajlarını etkin olduğu boyut düzlemi boyunca yoğunluğu oranında taşıyan deneyim sahasıdır ve limitlidir. Bu limitli sahanın gözlemlenmesi, algılanması ve bu sayede imajların meydana getirdiği ayrılıkların giderilmesi, limitsiz olanın tezahürünü sağlar. Siz bunu sevgi olarak duyumsarsınız. Yaşamda deneyimlenen ve algılanan olaylar, kişiler ya da durumlar değil; tüm bunların limitli sahada yani madde ortamında tezahür etmiş hareketli birer versiyonudur. İ...

MEDİTATİF

Enerjinizi zaman düzleminden çekerek, klasik meditasyonda nasıl düşüncenin ve duygunun etkisinden  özgürleşiyor ve özünüzle uyumlanıyorsanız; günlük yaşamda da realiteleriniz yani düşünceleriniz üzerinde de aynı hakimiyeti kurarak anda kalabilir ve bu meditatif hali sürekli kılabilirsiniz. Geçmiş diye hatırladığınız ve gelecek diye hayal ettiğiniz her şey aslında birer imajdır. Madde illüzyonu zihinde meydana getirilen bu imajlara duygu ve düşünce biçiminde hareket kazandıran jeneratif çok boyutlu bir düzlemdir. Gözlemcinin bu hakimiyeti sağlaması için, duygularının yönlendirici tesirlerini içselleştirerek düşüncesine odaklanması gerekir. Odaklanmak, sorgu ve algı sürecinin neticesinde hadiseyi bütün halde görmenin yolunu açar. Bu yaklaşım biçimi varlık enerjisinin yönelimini kademe kademe disipline eder ve düşünce üzerinde kurulan hakimiyet giderek artar. İdrakin artması da bu sorgu ve odaklanma aşamalarının artışıyla paralellik gösterir. İnanç, gelenek ve katı düşünce kalıplarına...

RUHUN DERİNLİĞİ

 Ruh sonsuz, yaratılış sonsuzluktur. Sonsuz olan, sınırsız yaratım potansiyelini bünyesinde barındırır. Ruhun deneyim için evrende zaman ve mekana bağlandığı ilk bilinç odağını biz yüksek benlik olarak algılıyoruz. Yaratım, deneyimin çıkış noktasıdır ve akıl, deneyimin düzenlenmesi ve deneyimlenenin gözlemlenmesi için bu noktada belirmeye başlar. Akıl, varlığın düşünceyi organize edebilme ve yaratımı genişletebilme kabiliyetidir. Bu çıkış noktası yüksek benliği boyut katmanlarının içerisine enerjisini yoğunlaştırmaya iter. Beden katmanları, kabalaşan madde ortamlarında, giderek daralan şuur kademelerinde, göreceli türlü akış biçimlerinde yüksek benliğin uzantısı olan sonda araçları olarak işlev görmeye başlarlar. Bizler sadece zihin ve beden katmanları üzerinden ilk biçimleri algılarken, derinlikli varlık yapısı, yönlendirilmenin yapıldığı ve tesirin başlangıcı olan, sonsuzdan potansiyel alan yüksek benliğe kadar uzanır ve yüksek benlik bir kumanda masası görevi yaparak bu süreçler...

DEĞER FARKINDALIĞI

 Siz, kendinizi bile yeterince tanımıyorken, her gün bir oranda daha yüksekten keşfediyor ve evrende ne kadar önemli bir fonksiyona sahip olduğunuzu bilmiyorken, kendi değerinizi neden başkalarının sınırlı yargılarına göre belirliyorsunuz? Kendinize odaklanmanız kendinizi sevmenize ve kıymetinizi anlamanıza eş değerdir. Kendinizi sevmeniz ise yaşam döngüleriniz boyunca aldığınız aksiyonların neden ve sonuçlarını algılayarak süreçlerin idrakine varmanız demektir. Yaratan'ın sevgi ve ışığını başkalarına aktararak hizmet edebilmenin yolu da bu bireysel farkındalıktan geçer. Şifacı önce kendisini iyileştirebilmelidir. Evren dev bir organizmadır ve zinciri oluşturan halkalar birbirine karşı sorumludurlar. Bir varlık diğerinden daha değerli ya da değersiz değildir. Sadece evrim düzeyi oranında liyakati farklıdır ve bu ölçüde fonksiyon görüp sorumluluk alırlar. Geçirilen her deneysel aşama ve gözlem süreci bunu deneyimleyen varlıkla birlikte Sonsuz Yaratan tarafından da özümsenir. Tüm var...

SEPERASYON

 Bilinciniz, korkularınız, kaygılarınız, sevinçleriniz, tepkileriniz aynı. Bedenleriniz, hareketleriniz, gülmeniz, ağlamanız aynı. Deneyimleriniz, algılama biçiminiz, zekanız aynı. Aynı ortak paydada, aynı zaman düzleminde, aynı dünyada birbirinizi aynaladığınız ilişkiler içerisindesiniz. O halde nedir sizi ayıran? Irkınız, renginiz, dininiz, statünüz ve bunlar gibi zihninizde yarattığınız illüzyonatif imajların yol açtığı separasyon, üzerlerinde hakimiyet sağlayamadığınız sürece sizi şartlandırır ve enerjinizi tüketerek kısır yaşam döngülerine hapseder. Düşüncenin yol açtığı separasyona tutunarak çatışmak, göz yaşı dökmek ve birbirinizi öldürmek için değil; bu sapmaları idrak ederek sevgiyle gidermek için buradasınız. Birliği kavramanın yolu onu görmeyi istemekten ve ayrılıkları gidermekten geçer. Bu sayede katı egolar geçirgen hale gelebilir ve Sonsuz Yaratan'ın sevgisi ve ışığı illüzyon içerisinde belirebilir. Hepiniz maddeyi şekillendirme harekatı için buradasınız. Hepiniz sons...

SORGU

 Negatif ruh halinin ya da olumsuz bir durumun geçmesi için sürekli çaba göstermek yerine, bu durumun neden meydana geldiğini sorgulayarak sebeplerini algılamak ve sorunun köklerine inmek, uygun kararlı tepkiyi geliştirmenin yolunu açar. Sorgulama hali adım adım düşünceyi saflaştırabilir ve zihin gelişen resmi giderek yüksek bir seviyeden algılar. Tekrar eden döngülere dikkatle odaklanmak ve yaşanılanlara konsantre olarak neden sonuç ilişkisi geliştirmek algının kapısını açar. Bu noktada yapılan gözlem ve elde edilen verilerin öz bilgiye dönüşmesi ile birlikte, yaşanılan durum ile ilgili negatif hisler hafifler ve illüzyona ait imajların tesirlerinden özgürleşilir. Sevgi bu anda, anlayış halinde ruhsal kudretin kapsayıcı hakimiyetiyle tezahür eder. Zihin, komutla çalışan, belleğinde barındırdıklarını iradeniz doğrultusunda düzenleyen ve önünüze getiren bir ekrandır. Ancak görmeyi isterseniz size gösterir. Sorgu, adım adım düşüncenin saflaşması için ve ekrana gelen hafıza parçaların...

TEZAHÜR

 Yaşam örüntülerine dikkatle odaklanıldığında sınırsız ve birleştirici olduğu fark edilen tüm olguların, Yaratan'ın sevgisinin ve ışığının tezahürü olduğu anlaşılır. Sevgi sınırsızdır ve andadır. Sevgiden doğan merhamet ve barış eylemleri birleştiricidir. Düşünce ise sınırlıdır ve zamandadır. Düşünce ve duygunun illüzyon içerisinde karşılığı olan realiteler ayrılık yaratır. Bu ayrılıkların giderilmesi, özgür irade sapmalarının algılanarak idrak edilmesi ve realiteler üzerinde hakimiyet kurulması ile mümkündür. Sınırsızın, sınırlı olanı gözlemleyerek anlamlandırması ve aradaki bağı illüzyon içerisinde keşfetmesi, kendisini tanımasının ve özündeki sevgiyi açığa çıkarabilmesinin yoludur. Sınırları olan, değişken ve tükenen yaşam unsurlarını kavrayabilmek, illüzyona dair temel bir farkındalık kazandırdığı gibi tüm bunlara kaynak olan sınırsız kapsayıcı sevginin de anlaşılmasını kolaylaştıracaktır. Sınırsız olanın, kaynak olduğu sınırlı ortamlarda, illüzyonatif imajlar sayesinde kendisi...

ÖZGÜR

Beşer, madde illüzyonuna hakim olduğu kadar özgürdür. İllüzyon hakimiyetini ise zamana yani duygusuna ve düşüncesine ait parçalarını fark edip, bu parçaları saf bir biçimde gözlemleyerek özünden gelen sevgiyle birleştirebildiği zaman sağlayabilir. Yani korkulardan arınmak, hazlar üzerinde disiplinli bir kontrol geliştirmek ve duyguların yönlendirici tesirlerini fark ederek düşünceyi revize etmek hakiki özgürleşmeyi sağlar. Bu aynı zamanda anın barındırdığı sevgiyi açığa çıkarabilmenin yoludur. Tesir alan, üreten ve aktaran bir varlık olan beşer düzeyindeki insanın zihni, bağlı bilincinin yani madde illüzyonu ve bedeni ile alakalı deneyim ve hafızasının; bilinçdışından ve özünden gelen sevgi titreşimleriyle harmanlandığı işlem merkezidir. İki yönlü çalışan bu merkez, bedeni ve beyni aracılığıyla illüzyona dair madde realitelerine bağlıdır. Madde realiteleri denildiğinde işin içerisine duygu, düşünce, bilgi ve mekan gibi zamana bağlı unsurlar girmeye başlar. Zihnin bilinçdışına bağlı tar...

İNANÇ & İLLÜZYON

Sonsuz Yaratan madde illüzyonundaki dağılacak bir imgede aranmaz; O, süregelen ve genişleyen anın farkındalığında aranır. Bu yüzden inançta ve imanda sevgi yoktur, sadece sanı vardır. Her ikisi de, madde illüzyonuna ait bir tanrı imgesinin şartlandırdığı yani hakim olunmamış düşüncenin yönlendirdiği ve kontrol altında tuttuğu zihin yapısına hitap eder. İllüzyona ait imge gözlemlenip algılanmaya başlanınca imaj yerini idrake; inanç şartlanması ise yerini sevgiye bırakır. Üçüncü boyut insanının zihni dördüncü boyuta bu şekilde evrilir. Korkunun bittiği yerde sevgi ve idrak belirmeye başlar. Saflaştırılmış bir zihinle algılamak, yani zaman düzlemine ait düşünce temelli bir unsuru gözlemleyerek içselleştirmek realite üzerinde hakimiyet kurulmasını sağlar. İnanç temelli tüm düşünce unsurları da ancak sağlıklı bir şekilde sorgulandığı ve gözlemlendiği zaman algılanıp üzerinde hakimiyet kurulabilir. Enkarnasyon gözlemlemek için; gözlem süreçleri de madde illüzyonu üzerinde hakimiyet kurabilme...

ÖZDEĞER

Başkalarını sevebilmenin yolu insanın önce kendisini sevmesinden ve değerini bilmesinden geçer. Bunun için de kendisine dikkatle odaklanması gerekir. Odaklanmak; sağlıklı gözlem yapıldığı takdirde bağımlılıkların, arzuların ve duyguların üzerinde bilinçli bir hakimiyet kurulmasına yol açar ve tesir alınan noktaları daha büyük oranda varlığın kontrolüne geçirir. Bu yolla kendisini başkalarının yargı ve imajlarına göre değil, kendi yüksek algısına göre keşfetmeye başlar. Makinesinin parçalarını gözden geçirerek işlevselliğini kontrol edebilir ve psişesine biçim verebilir. Bu sayede illüzyon üzerindeki hakimiyeti artacağından yaşamına denge gelir.  Bütünü yani kendisini yansıtan diğer parçaları anlamanın, affetmenin, sevmenin ve onlara şefkat göstermenin yolu da insanın önce kendisini sevmesinden başlar. Kendisinin dönüşmesi bütünün dönüşmesiyle aynıdır, kendisini sevmesi bütünü sevmesiyle aynıdır. İnsan kendisinin evrende nasıl önemli bir fonksiyonu olduğunu bilmez ve anlamazken bile...

ŞARTLANMA & İLLÜZYON

 Bireyin tepki ve hareketlerine iki unsur yön verebilir. İlki düşüncesi; ikincisi ise düşüncesini gözlemleyerek elde ettiği algısıdır. Düşüncenin biçimlendirdiği tepki varlığın özüne ait değildir ve şartlanmış zihnin ürünüdür. Düşünce illüzyondur ve şartlanma doğurur. Saf algıdan ötürü verilen tepki ise, zaman düzlemindeki hareketli düşüncenin gözlemlenerek, bütün ve yalın halde görülmesinden ötürü verilir. Bu tepki ve hareket biçimi realiteye hakim olmaktan, yani sevgiden ve özden verilen tepkidir. Dualitenin neden olduğu özgür irade sapmaları bu şekilde giderilebilir. Realiteye bu sağlıklı gözlem biçimiyle hakim olunabilir ve tekamül basamakları tırmanılır. Şartlanmış zihin, imajların yani duygunun, inancın ve dogmanın kontrolü elinde bulundurduğu ve varlığın illüzyon içerisinde yönlendirildiği zihindir. Zihnin kontrolü büyük oranda varlığın elinde değildir, otomat yaşam biçimleri dahilinde algısı yönlendirilmeye yatkın olan varlık, manipülasyona açıktır.  Sınırlandırıcıları...

PARALİZE

Dinsel metinlerde put olarak betimlenen her unsur, varlığın katı inançlarına ve bu yolla şartlanmasına vurgu yapar. Varlık, paralize halde zaman içerisindeki bir imgeye sorgulamadan yönlendirdiği enerjisini, konforunu bozmamak ve ortalığı yakıp yıkmak uğruna sürekli kılar. Dışarıdan bakılıp, etrafından kutsanarak dolaşılan katı kaya parçasının imgesi, içine girilip dehlizlerine bakıldığında, görülmeye ve anlaşılmaya çalışıldığında akışkan ve geçirgen bir hal alır. Kutsal ile kutsal olmayan, put ile aşkın olan, inanç ile sarsılmaz ve devinim eden bu noktada birbirinden ayrılmaya başlar. Akıl eden düşündüğü için değil, düşündüğünü gözlemlediği için algılar. Algıladıkça bakış açısı genişler. Genişledikçe her adımda kendisini yeniden doğurur. Doğurduğu ise saf bir biçimde çabasız elde ettiği farkındalığıdır. İnanç, varlığın şartlanmasıdır ve bu tutum yalnızca, gerçek, saf bir biçimde görülmek istenildiğinde ortadan kalkabilir. İnanç sabittir, farkındalık ise devinim eder ve gelişkendir. At...