Ana içeriğe atla

Kayıtlar

an etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

SONSUZ YARATAN'IN DENEYİMLERİ ÖZÜMSEMESİ

Spatyom (şuur katmanı), bilinçaltından farklı bir yapıya karşılık gelmez. Spatyoma (ahirete) henüz geçerken karşılaşılan teşevvüş aşaması (kabir azabı), varlığın kasti bir biçimde dış tesirlerden arındırılarak yaşamı boyunca deneyimlediklerinden ötürü bilinçdışında biriktirdiklerini bilinçaltına aktarma aşamasıdır. Her nasıl, kaba madde ortamında geçirilen deneyim süreçlerinde, Sonsuz Yaratan yarattığı varlık ile birlikte deneyimliyorsa, teşevvüş aşamasında da deneyimlerden elde edilenleri yarattığı varlık ile birlikte özümser. Bilincin tekil ya da bireysel olarak algılanması tamamen illüzyondur. Bilinç bütünseldir. Teşevvüş aşaması, yaratılmış varlığın Yaratan'ın halifesi olmasından ötürü sahip olduğu özgür iradesi ile deneyimlediği yaşam süreçleri ve bu süreçler ile birlikte üstlendiği sorumluluğun hesabını verdiği aşamadır. Varlık, idrak ettiğini öz bilgiye çevirir ve bu oranda derslerini verebilir. Edemediği oranda ise sonrasında telafi etmek üzere karma olarak, titreşimsel düz...

DİKKAT ET!

İradenize sahip çıkmak istiyorsanız enerjinizi korumayı öğrenmelisiniz. Saplantılarınız, yanılgılarınız, yargılarınız ve araç olması gerekirken amaç edindiğiniz haz döngüleriniz enerjinizi düşürür. Sağlıksız yeme alışkanlıklarınız, türlü maddesel bağımlılıklarınız, telefon ekranına kitlenip birbirinin aynısı anlamsız videoları saatlerce izlemeniz yine odağınızı dışarıya çekerek enerjinizi çalar ve sizi tüketir. Bu tükeniş madde illüzyonu içerisindeki gerçek kimliğinizi, biçimlerinizi ve Yaratan'dan ötürü yaratıcı olan karakterinizi belirleyen ruhsal kudretinizin zayıflamasına neden olur. İradenizin özgürlük oranı da, nefsin yani maddenin üzerinizde kurduğu bu tahakküm ile birlikte giderek azalmaya başlar. Tek yol, uyanık kalarak yaşamın her anını idrakli geçirmeye çalışmak ve kendine dikkat etmektir. Enerjinizi ancak kendinize hem fiziksel hem de duygusal manada dikkat ettiğiniz zaman koruyabilirsiniz. Başkalarını sevmenin, onlara dikkat edebilmenin yolu da öncelikle buradan geçer....

MEDİTASYON VE TESİRLERE AÇILAN ALAN

Meditasyon sorunlarınızı çözüyor olsaydı sabah uyandığınızda hepsini halletmiş olmanız gerekirdi. Siz uykudayken enerjiniz tıpkı meditasyonda olduğu gibi şuur alanınızdan çekilir ve sessizleşirsiniz. Sessizlik hiçbir zaman duyguların tesirlerini sindirmenin, problemleri çözmenin ya da gereken içsel dönüşümü sağlamanın kaynağı olamaz. Sessizlik sadece, irade göstererek kendi şuur sahasının dışına çıkmayı arzulayan varlığın, kendisini zamansızlık noktasından bir bütün halinde gözlemleyebilmesinin yolunu açar ve aracı olur. Varlık bu sayede düşüncesinin de, duygusunun da, probleminin de aslında kendisinden ayrı olmadığını algılayabilir. Çözüm bu noktada, varlığın kendisini saf bir biçimde gözlemlemesiyle, eğer o isterse onunla birlikte gelebilir. Yolda yürümek değişimi getirmez, yol boyu gözlemlenenlerin aktardığı tesirleri sindirmek değişimi getirir. İnsan, yaşamının doğal akışında ilerlerken muhatap olduğu tesirlerle rastgele karşılaşmaz. İnsan, ihtiyacı olan tesirleri her daim kendisin...

KIYAMET

 Kıyamet, ruhların mahşer yerinde, bir meydanda toplanarak hesap vermek için sıraya girdikleri bir gün değildir. Her varlık öldükten sonra öz benliğiyle kendi hesabını kendisi yapar. Yeni bir aşamaya geçip geçmeyeceğini, farklı bir enkarnasyona daha ihtiyacı olup olmadığını ya da devreyi tekrar edip etmemesi gerektiğini, her yaşamın ardından, deneyimlerini gözden geçirdikten sonra varlığın kendisi karar verir ve sorumluluğunu alır. Yani, varlığın kendi vicdanı hesap sorucu olarak kendisine yeter. Kıyam, devrenin tesirlerinin sindirilmesinin ardından şuurun toparlanması ve vicdanın dirilmesidir. Her varlık, bir diğerinin aynı kaynaktan tezahür etmiş farklı bir yansımasıdır ve o gün geldiğinde, kişinin hesap sormayı beklediği de, hak alıp hak vermeyi umduğu da ve bağışlaması gereken de yine sadece kendisi olacaktır. Aşkın olan varlık özünün yani yüksek benliğin geniş bakışıyla, ego sahibi varlığın sınırlı anlayışlarını iyi ayırt etmek gerekir. Öz, yeterli bir evrim düzeyine ulaşmadık...

TANRI İMAJI

Eğer bir şeyin imajına sahipseniz, o şeyi göremezsiniz ve algılayamazsınız. Gördüğünüz imaj o şeyin sadece limitli bir projeksiyonundan ibarettir. Zihinde yer eden imaj her daim maddeseldir ve tabiatıyla sınırlıdır. Öz, bu limitli imajın anlamıdır. İnsan, herhangi bir şeye inandığında ya da inancını kutsadığında; öze doğru sorgulayarak yapacağı anlam arayışını bir imaj üzerinden sınırlandırmış ve ilerleyişine ket vurmuş olur. Bu nedenledir ki, inanılan tanrı sınırlı bir imajın kutsandığı yanılsamadan başka bir şey değildir. Eğer bir tanrı varsa, madde illüzyonuna yani zamana doğru yönelen sınırlı ve sabit imajlarda değil; içe, yani zamansızlığa doğru yönelen, aşkın ve devinim eden anlayışlarla idrak edildiğinde gerçekten keşfedilebilir ve kaynağı olduğu yaratımı gözlemlenerek bu keşif genişletilebilir. Yani eldeki bilgiyle, bilimle, açık bilgilerle sorgulayarak kazanılan idrakin, yükselen anlayışlarda giderek genişlemesini gaye edinen bir zihinsel yaklaşım; insanı sınırlayan ve sabit k...

SERENDİP

 Spatyomdaki bir varlığın dünyaya inmeyi ne kadar çok arzuladığını tahmin bile edemezsiniz. Ruhun temel gayesi deneyimlemek ve gözlemlemektir. Yaşam çok kıymetlidir. Bir çiçeği koklamak, gökyüzünü seyretmek, toprağı ayak parmaklarının arasında hissetmek çok kıymetlidir. Sevmek, sevgiyle yayılmak, içinde tarifsiz bir sevinç hissederek göz yaşı dökmek, aşık olmak çok kıymetlidir. Bu anlar, görünen, tezahür eden varlığınızın ötesindeki aşkın olan özünüzle buluştuğunuz anlardır. Yaşamın tadına varın, yumuşak bir gülümsemeyle ayrılıkları giderin, karşınızdakine sımsıkı sarılın, tadını çok sevdiğiniz bir yemeği yanınızdakiyle paylaşın, içten bir gülümsemeyle bir kedinin başını okşayın ve böylelikle yaşama sevincini içinizde hissedin. Yaşamak budur. Özgürce, korkmadan, sevgiyle yaşamak budur. Ve bu yaşam, alınan her nefeste çok kıymetlidir. Her şeye rağmen hissedebilene, sevebilene; saflığını yitirmeden, sevinç içinde serendiplerini keşfedebilene aşk olsun. Dünya soğuk ve ölü bir yer deği...

İDRAKLİ TEPKİ

Yaşamak, belirli amaçlar doğrultusunda yaşam süreçleri geçirmek değildir. Yaşamak, bu süreçleri geçirirken her adımda idrakli tepkiler geliştirebilmektir. İnsan, uzun uğraşların ardından bir yere varırken, zorlu ve yorucu bir aşamayı geçerken, sevdikleriyle mutlu zamanlar geçirirken ya da bir şeye sahip olmanın hazzını duyarken yaşadığını düşünür. Geçirilen deneyim süreçleri, yaşamın değişen evrelerinde, realiteler boyunca insanı sürükler durur. Esas olan bu süreçleri geçirmek değil, bu süreçlerin üzerine bilinçli bir farkındalıkla odaklanabilmektir. Mutluluğa, acıya, kayba, hazza, korkuya, maddenin tüm çekiciliğine ya da zorluklarına rağmen, an be an bilerek hareket edebilen ve idrakli tepkiler geliştirebilen insan mütekamildir. Sevgi ve ışık düzeyi yüksek, Sonsuz Yaratan'a yakın olan da yine bu insandır. Ruhsal kudret bu şekilde açığa çıkabilir, sevgi bu şekilde yayılabilir. Yaşam döngüleri halihazırda mekaniktir. Mekanikliğin, mekanik olmayan yüksek biçimlerle değiştirilmesi sev...

DÖNGÜYÜ KIRMAK

 Bilinç bildiğine, bilinçdışı ise bilmediğine yani zıttına gitme eğilimindedir. Konfor alanında, tekrarlayan huzurlu ve cezbedici döngülerde, bağımlılıkların, alışkanlıkların, hazların yörüngesinde geçirilen yaşam süreçleri mekaniktir. Bilincin etkin olduğu bu süreçlerde yüksek benlik egoya henüz potansiyel kazandıramamıştır ve ego katıdır. Yüksek benlik yani bir anlamda varlığın bilinçdışı aklın kökleri vasıtasıyla akıl ve beden bileşimine hakim olmaya başladığında irade gösteren ve içe yönelen varlıkta ruhsal kudret etkinlik kazanır. Bu durumda katı ego geçirgen hale gelir ve mekanik döngülerin üzerine adım adım mekanik olmayan yüksek biçimlerle çıkılmaya başlanır. Mekanikliğin idrak edilerek ötesine geçilmesi sevginin tezahür etmesini sağlar. Sorgulamak, idrak etmek ve yeri geldiğinde hayır diyerek zıtlarına yönelme cesaretini göstermek maddenin hakimiyetini ruhsal hakimiyet yönüne çevirir.  Eskiyi ve tekrar eden kısır döngüleri geride bırakmayı göze almak yeni ihtimalleri ...

HAMLE

İbadetler banka kasasında biriktirilebilen şeyler değillerdir. Her türlü ibadetin amacı varlığın madde illüzyonuna, realiteler içerisine dağılmış enerjisini belirli periyotlarda derleyip toparlamak, içine yönelmesini sağlayarak özüne ve ana yakınlaşmasını sağlamaktır. Bu durum teknik olarak anda ve burada olan Yaratan'a yakınlaşmaya eş değerdir. İyi ya da kötü olarak tanımlanan davranışlar da sanıldığı gibi sevap ya da günah olarak biriktirilebilen şeyler değillerdir. Bir varlığın pozitif yönlü hamleleri onun eriştiği bilinç, vicdan ve birlik anlayışı düzeyinin bir göstergesidir. Bu hamleler ancak idrakli yapıldığı sürece kıymetlidirler. Negatif yönlü hamleler ise yaşananlardan ders alınması ve içinde bulunulan anda irade gösteren varlığın dönüşümünü sağlaması için deneyimlenirler. Varlık, özünün anda olduğunu anlamalı, iyi ya da kötüyü biriktirenin, geçmişe bağımlı kalanın, sorgulamadan inananın limitli egosu olduğunu, zamanın yalnızca illüzyon olduğunu anlamalıdır. Bir insan kend...

GEÇİŞ

 Üçüncü yoğunluk derecesine ait, zamanın, üzerinde hakimiyet kurduğu bir zihin kendi realitesini başkalarının, geleneklerin, dinlerin ve türlü ideolojilerin belirlediği, olan bitenin sebeplerini dış dünyaya bağlayan ve sorumluluk almaktan kaçınan, kurban bilincini kanıksamış bir varlığın zihnidir. Ona göre kendisi etken değil sonuçtur. İdraki arttıkça kendi realitesini kendisinin yarattığını keşfeden bu varlık, sonucunun neye hizmet ettiğini önemsemeksizin hayalleri doğrultusunda yaşamı kontrol etmeye çalışır ve zamana hakim olmaya başlar. O artık egosunun potansiyel verdiği bir tanrıdır ve her şeyi yönetebileceğini düşünür. Son aşamada ise derinlerindeki özüyle bağlantı kurmaya ve ona güvenmeye başlar. Gerçekleştirilen bir eylemin sonucunun iyi ya da kötü olmasının bir öneminin olmadığını, o eylemin idrakinde olunup olunmamasının bir önemi olduğunu fark ederek kontrol etmeyi bırakır ve kendisini zamandan özgürleştirir. Olanı ve olabilecek olanı kontrol etmeyi bırakması sonsuz yanı...

YANILGI

İnsan, yaşadıklarından ve yaptıklarından elbette sorumludur, ama bu sorumluluğunu, geçmişin yükünü bir ömür boyu sırtında taşımakla ya da kendini kurban yerine koyarak acı içinde bir yaşam sürmekle üstlenebileceğini sanması onun büyük yanılgısıdır. Geçmiş ancak içinde bulunulan anda dizayn edilebilir ve asıl sorumluluk irade gösteren varlık tarafından yalnızca bu anda alınır. İçinde bulunulan an sevgi taşır. Yaşanılanların idraki, kabulü ve ilgili benliklerin bağışlanarak içselleştirilmesi ise bu sevginin keşfedilmesini sağlar. Geçmişte yaşananlar ve ilgili duygular, insanı yaşamdan geri çekerek onu zamana mahkum etmesi için değil; itici bir güç oluşturarak, ileriye dönük bir idrak hamlesi yapabilsin ve şu anda gereken dönüşümü sağlayabilsin diye deneyimlenirler.  Geçmişi deneyimleyen varlığın aslı değil geride bıraktığı benlikleridir. Zaman ise bir illüzyon yani yanılsamadır. Varlık, zamana dağılan benliklerinden öte, aşkın zaman ve mekan hallerine tabi olan bir özü, yüksek benliğ...

ODAKLANMA KABİLİYETİ

Verimli işleyen bir zihin, odaklanma kabiliyeti gelişmiş ve sorgulama kapasite artmış bir zihindir. Varlık enerjisi, odaklanılan düzleme doğru yönlenir ve orada yoğunlaşır. Dışa bakan göz içe yönelip sorgulama süreci geçirdiğinde, egoların ve bunları karakterize eden şartlanma öğelerinin üzerinde farkındalıklı bir hakimiyet kurulur. Varlığın irade göstererek içine yönelmesi, madde düzlemi boyunca dağılan enerjisini toparlarken; sorgulama süreci ise şartlanmalarını, yani sınırlandırıcı duygu ve düşünce kalıplarını mağlup ederek idrakinin artmasını sağlar. İdrakin kademe kademe artması ise varlığı yüksek benliğine yakınlaştırır. Yüksek benliğine yakınlaşan varlık, benliğin benlikten ayrışması biçiminde açığa çıkan limitli egolarının potansiyel verdiği, mekanik ve tekrar eden kısır yaşam döngülerinin üzerine yüksek karakterli tepki biçimleriyle çıkar hale gelebilir. Sevgi, anlayış ve idrak halinde bu şekilde belirir. Varlığın özüne yakınlaşması, irade göstererek sorgulamasına ve zihnini s...

ESİR

İnsan, kendisini sevmeyi, hazlarının esiri olmakla ve kendisine acımakla karıştırıyor. İnsanın, yüksek işler yapabileceği, farkında bile olmadığı çok fazla enerjisi var, ama o kendisine hiç dikkat etmiyor. Enerjisini, bağımlılıklarına ya da idrakine varamadığı döngülerine akıtmayı çok seviyor. Odağı sürekli gasp ediliyor. İlgisini dağıtan bir yığın tesir ve düşünceyle dolu zihni. Bu şartlanmışlık hali onu oyalıyor, tüketiyor ve içsel bağlantısını zayıflatıyor. O, bunun farkında değil. Enerjisi tükenince iradesi de zayıflamaya başlıyor. Hep aynı yere çıkan, alınacak bir verinin ya da edinilecek bir kazanımın olmadığı, tekrar eden kısır döngülerinin esiri oluyor. Ne yöne ne için gittiğini bilmeden, anlamsızca koşan atlara benziyor. Tükeniyor. O, enerjisini yönlendirdiği, tesir aldığı ve tesir verdiği noktaların idrakinde değil.  Uyandığını sanıyor ama yanılıyor. Hep bir başkasından yardım istemeye çok alışmış, bu durumun kendisini nasıl zayıf bıraktığını anlayamıyor. Koltuk değnekler...

EN YÜKSEK DİN

 İnsanın kaderi iki eli arasındadır. Ellerinden birisi aklını diğer ise ruhsal kudretini yani vicdanını temsil eder. Devre sonu ya da altın çağ olarak adlandırılan içinde bulunduğumuz bu dönem, bir kimsenin artık dine, geleneğe, öğretiye, kurtarıcıya, yönlendirmeye yani herhangi bir dış şartlanma mekanizmasına ihtiyaç duymadan, kendi yüksek benliğiyle temas kurarak, erişeceği en yüksek bilgiyle, aklının ve vicdanının önderliğinde hareket etmesi gereken bir dönemdir. Anlayabilen için en yüksek din akıl ve vicdandır. Sınırları olmadan genişleyen ve kapsayıcı yegane unsur olan sevgi, bu iki unsurun hakim olduğu varlıkta, evrensel birliğin ve Yaratan ile olan sarsılmaz bütünlüğün eşsiz, parlak bir yansıması olarak tezahür eder. - Yüksek benlik ile bağlantıda olmak demek; serbest şuur haline yakın, şartlanmalardan uzak, sınırlandırıcılarının farkında, içine odaklı, dikkatli bir gözlemci olmak demektir. - Akıl konulan yerde ruhsal kudret devreye girer. Akıl ve ruh birbirlerinden bağımsız...

İMAN

 İman kavramı sanıldığı gibi körü körüne bir inanca karşılık gelmez. Kesinliğini bilmediğiniz, var olduğunu ya da olacağını umduğunuz şeye inanırsınız. İman etmek demek, eriştiğiniz bilgelik ve anlayış düzeyinin üzerinde, giderek yükselen başka yüksek bir seviyenin her daim olduğunu ve olacağını idrak etmek demektir. Bu idrak sizi kendi serbest şuurunuza yaklaştırarak içsel bir bağlılık ve derin bir güven duygusu hissetmenizi sağlar. İçsel gücün hissedildiği anda korkular dağılır ve sevgi belirir. Bu durum bir anlamda içinizdeki tanrısallığa yakınlaşmaktır. Hangi mesele ile ilgili olursa olsun, gerçek iman sahibi olan birisinin, inanç düzeyindeki katı ve sabit anlayışlarda takılı kalmış olan değil; sorgulayarak ve sorumluluk alarak bakış açısını genişleten ve kendisini sürekli yenileyen bir kimse olduğunu unutmamak gerekir. İman etmenin tanımını, inanç düzeyindeki çarpık ve sabit bir noktadan algılamak birçoklarının işine geliyor veya onları konfor alanında tutarak huzurlu zamanlar...

RUHUN AŞAMALARI

 Ruh, bir şeyden başka bir şeye dönüşmez; yani bitki ruhuyken hayvan ruhuna, hayvan ruhuyken de insan ruhuna dönüşmez. Bir enkarnasyondan diğerine geçerken sonda aracı olarak kullandığı bedenleri değişir. Ruhun evrimi demek maddi sahalarda deney ve gözlem süreçleriyle tecrübesini artırması demektir. Burada bahsedilen ruh, Sonsuz Yaratan'ın enerjisinin bireyselleşmesi ile evrene giren ve tanrı tohumu olan yüksek benliktir. Dirilten, öldüren ve maddeyi yeniden kuran ruhtur. Ruh, enerjisini boyutlar içerisine yönlendirerek şuur uzantıları yapar ve benliğin benlikten ayrılması biçiminde, uygun beden ve şuur hallerinde varlıklar meydana getirir. Enkarnasyon evrimin yalnızca bir çeşididir ve ruh, tecrübesini artırdıkça, en ilkel hücresel yapıdan başlayarak, bitkilik ve hayvanlık aşamalarına, ardından da kompleks insanlık aşamalarına kadar, sayısız bedenlenmeler geçirerek türlü türlü realiteleri deneyimler. Ruhlar bu süreçlerin ardından da, farklı boyutlarda, farklı beden yapılarında, şuu...

MEDİTATİF ZİHİN VE DUYGU

Hayata dair her şey geçmiştir. Bedenler, hareketler, olaylar, düşünceler ve bunlar gibi duygular da geçmiş zamana aittir. Bir duyguyu dönüştürmek için dikkatle odaklanabilen bir zihne ihtiyaç vardır. Dikkatle odaklanmak en kaba tabiriyle ana gelmek ve madde illüzyonuna yani zamana yönlendirilen varlık enerjisinin toparlanması demektir. Odaklanma içe doğrudur. Zihin, bu meditatif halde sınırlandırıcılarından kurtulur ve duygu, bu sessizlik anında saf bir şekilde gözlemlenebilir. Meditatif zihin, geçmiş ile an arasındaki bağlantı noktasıdır ve dönüşüm zihnin bu aşamasında başlar. Ardından duyguya alan açılır, duygu kabul edilir ve ayrıştırılmadan benimsenir. Duyguyla tıpkı bir çocuk gibi diyalog kurulması ve yargılamamak dönüşümü için gereklidir.  Duygu, varlığın enerji alanında yükselir, bedenine yayılır ve varlığı dönüştürücü etkiye sahip kıymetli tesirler içerir. Duygunun varlık üzerindeki hakimiyeti zamanın yani maddenin hakimiyetidir. Tesirlerinin içselleştirilmesi ve ayrıştırıl...

TUZAKLAR

Yaşam, en basit tabiriyle enerjinizi nereye yönlendirdiğinizin idrakini kazanarak, üzerinde farkındalıklı hakimiyet sağladığınız deneyim süreçleri bütünüdür. Bu hakimiyetin sağlanması için güçlü, özgür bir iradeye ve iradenin zarar görmemesi için de duru ve dengeli bir zihne ihtiyaç vardır. Zihnin dengede kalabilmesi ise, varlığın bedenine odaklanmasıyla, bağımlılıklarını ve alışkanlıklarını idrak edebilmesiyle sürekli hale gelebilir. Enerjiyi tüketen mekanik yaşam örüntülerinin ve bunları geride bırakmak ile ilgili korkuların üstesinden, bilinçli bir farkındalıkla hayır diyerek gelinebildiğinde ise, doğal bir sonuç olarak iç huzura ve dengeye kavuşulur. Bağımlılıkları ve alışkanlıkları kontrol etmek yerine, verimsiz döngülere odaklanarak varlığın kendisine bakım vermeyi istemesi; hem kendisini sevmesini sağlar, hem de öz değerini bilerek bu hallerden otomatik olarak kurtulmasının yol açar. Bağımlılıklar ve alışkanlıklar varlık enerjisini sömüren negatif tuzaklardır. Bu maddesel örüntü...

NEGATİF YÖNLÜ DÜŞÜNCELER

 Negatif yönlü düşünceler, onlara "kurtulunması gereken şeyler" olarak bakıldığı sürece aktif kalmaya devam ederler. Zihinde dönüp duran, yerli yersiz beliren, suçluluk, kaygı, korku ve endişeye yol açan tüm düşünceler, varlığın şuur sahasında can verdiği imgesel örüntülerdir ve maddeseldir. Varlığın yaratımı sonucu beliren bu örüntülerin baskılanması, kontrol edilmeye çalışılması ya da görmezden gelinmesi, limitli egonun varlık enerjisini sürekli halde zamanda tüketmesine, dolayısıyla maddenin zihin üzerinde etkin olmasına yol açar. Bu düşünceler ne kadar kötü hissettirse de, dağılıp yok olmaları için karşılarına dikilip gözlerinin içine bakmak ve aradaki mesafeyi gidermek gerekir. Dikkatle odaklanılan bu anda saf gözlem yapılır ve madde üzerinde farkındalıklı hakimiyet kurulur. Açığa çıkan etkileri gidermeye çabalamak yerine, sorunun kaynağına inip kökten halletmek asıl özgürlüğü getirir. Dikkatle odaklanma halinde gözlemci, gözlemlediği ile arasındaki ayrışmaları giderir v...

ANDA MI KALMALIYIM?

 "Anda kalmalıyım" diyerek ana gelinmeye çalışılması, yaşam döngülerine farkındalıkla odaklanılmadığı sürece, geçici bir rahatlama dışında varlığa hiçbir fayda sağlayamaz. Kontrolün olduğu yerde sevgi yoktur. İstenildiği kadar öğreti, yol, pratik ya da yöntem denensin, istenirse bir ömür boyu meditasyon yapılsın; yaşarken yüzleşilemeyen her unsur, döngüler halinde, çeşitli duygu durumlarında varlığın karşısına çıkmaya devam edecektir. Ne zaman ki varlık sorgular, realitelerine, duygularına ve döngülerine dikkatle odaklanarak, oralardaki verileri içselleştirebilir hale gelir; anda kalabilmek o zaman doğal bir sonuç halini alır. Sevgi ancak bu anlayış halinde belirir. Varlığın realiteleri ve psişesi üzerinde adım adım kurduğu hakimiyet, onu doğal olarak zamandan özgürleştirir ve zihni meditatif bir hale getirir. Her ne kadar benziyormuş gibi görünse de, kasıtlı, amaç güden bir yaklaşımın limitli egodan; doğal bir sonuç halinde açığa çıkanın ise anlayış ve sevgiden olduğu unutul...