Ana içeriğe atla

Kayıtlar

din etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

KIYAMET

 Kıyamet, ruhların mahşer yerinde, bir meydanda toplanarak hesap vermek için sıraya girdikleri bir gün değildir. Her varlık öldükten sonra öz benliğiyle kendi hesabını kendisi yapar. Yeni bir aşamaya geçip geçmeyeceğini, farklı bir enkarnasyona daha ihtiyacı olup olmadığını ya da devreyi tekrar edip etmemesi gerektiğini, her yaşamın ardından, deneyimlerini gözden geçirdikten sonra varlığın kendisi karar verir ve sorumluluğunu alır. Yani, varlığın kendi vicdanı hesap sorucu olarak kendisine yeter. Kıyam, devrenin tesirlerinin sindirilmesinin ardından şuurun toparlanması ve vicdanın dirilmesidir. Her varlık, bir diğerinin aynı kaynaktan tezahür etmiş farklı bir yansımasıdır ve o gün geldiğinde, kişinin hesap sormayı beklediği de, hak alıp hak vermeyi umduğu da ve bağışlaması gereken de yine sadece kendisi olacaktır. Aşkın olan varlık özünün yani yüksek benliğin geniş bakışıyla, ego sahibi varlığın sınırlı anlayışlarını iyi ayırt etmek gerekir. Öz, yeterli bir evrim düzeyine ulaşmadık...

SONSUZ ZEKİ ENERJİ

 Sonsuz Yaratan birisinin söylemlerinde, diğerinin sınırlı yol ve yönteminde ya da herhangi bir dinin öğretisinde değil; tam olarak sizin içinizdedir. Burada bahsedilen kesinlikle şiirsel bir şey değildir. Yaratıcı kudret, sonsuz zeki enerji halinde gerçekten her zerrenizde yer alır. Yaratılmış varlık, bu sonsuz enerjinin benlik kazanarak sınırlandırılmış ve bireyselleşmiş bir bölümüdür. Bu bireyselleşme, Yaratan'dan ötürü yaratıcı potansiyel kazandırılmış göreceli ve evrime muhtaç varlıkların tezahür etmesini sağlar. Sonsuz zeki enerji, tezahür eden tüm varoluşun kaynağıdır ve sebep olduğu tüm varlıkların sahibidir. Ayrık görüntülerin tümü illüzyondur. Evreni tek ve bütün bir varlık olarak görmeye çalışarak, O'nu uzaklarda değil, kendi içinizde; herhangi bir yolun götüremeyeceği sınırsızlıkta keşfetmeye çalışabilirsiniz. Önce mutlak bir sonsuzluk vardı, bu sonsuzluk kendisini deneyimlemek için odaklanacağı sonsuz enerjiyi meydana getirdi. Bu odaklanma, tüm varoluşu besleyen, e...

HAKİMİYET

 Baskının, kontrolün, sınırlamanın olduğu yerde sevgi yoktur. Akıl ve vicdan ile kurulan idrakli hakimiyette sevgi vardır ve asıl özgürlük bu disiplini sağlayabilmektir. İstenildiği kadar meditasyon yapılabilir, dünya ile kurulan bağlar zayıflatılıp insanlardan uzak durulabilir ya da oruç tutulabilir. Eğer varlık, yüzleşmesi gereken gölgeleri üzerinde, realiteler düzeyinde yaşayarak ve deneyerek hakimiyet kuramaz ve korkularından bilinçli bir şekilde arınamazsa bu geçici çözümler pek bir yarar sağlamayacaktır. Varlığı zayıflatan ve konfor alanına iten dış şartlanma ve denge disiplinleri, yerini, kişinin özgün yolunda, kendi kendine geliştirdiği vicdanıyla içsel olarak sağlandığında umulan gelişim sağlanabilir. Yaşam döngülerine adım adım odaklanmak ve duyguları kendinden ayrıştırmadan gözlemlemek bu gelişimin yolunu açar. İradenin yetersizliği söz konusu olduğunda kontrol altında tutma ya da baskılama yoluna gidilir. Bu durum, zihin üzerinde varlığın hakimiyet kuramamasına, deneyim...

İLAHİ İDARE MEKANİZMASI

 Ruhsal planlar ya da ilahi idare mekanizması diye adlandırılan varlık ve varlık sistemleri de tıpkı dünya üzerinde yaşayanlar gibi evren içerisinde tekamül eden ve bu yolla fonksiyon görerek Sonsuz Yaratan'a hizmet eden bilinç odaklarıdır. Bazılarımız onları melek adını verir, bazılarımız ise uzaylı varlıklar olarak tanır. Hepsi aynı kapıya çıkar. Üçüncü yoğunluk derecesi bilincine sahip varlıklar üzerinde maddenin büyük oranda hakimiyeti söz konusuyken, bu üst boyut varlıkları için ruhsal hakimiyet söz konusudur. Evren içerisinde her varlık bir alt bilinç düzeyindeki varlıkların tekamülünden sorumludur ve farkında olunsun ya da olunmasın hepsi birbirleriyle etkileşim içindedirler. - Bu sorumluluk bilgi aktarımı ve tekamül süreçlerinin gözetilmesi biçiminde gerçekleşir. Evren içerisindeki varlıklar madde illüzyonu dahilinde farklı benlik düzeylerinde dağılmış gibi görünse de birlik söz konusudur ve üst kademe her zaman bir alt kademenin elinden tutar. Adım adım keşfedilerek birlik...

YARATAN DİNİN ÜSTÜNDEDİR

İnsanlar Yaratan'a taptıklarını düşünürler ama aslında dinlere taparlar. Bu, putlara tapınmakla ve ataların dinini sorgulamamakla aynı şeydir. Tüm dinler düşünce ürünü birer realitedir. Bu realiteler beşerin bilinç ve farkındalık seviyesini temsil ederler. Yönetilmeye muhtaç olan varlıklar yönlendirilirler ve bilinçlerine uygun Tanrı anlatıları onlara sunulur. Varlıklar bu düzeni kendileri oluşturabilmiş olsalardı bu aktarıma da ihtiyaç olmayacaktı. Dinler haktır ama sanıldığı gibi Yaratan tarafından direkt yazdırılmaları söz konusu değildir. Bu eylem göreceli yani insanlar gibi evren içerisinde görev yapan vazifeli varlık ve varlık sistemleri tarafından Yaratan adına yapılır.  Kutsal metinlerde direkt olarak Yaratanla konuşan ya da babasına seslenen peygamberler görülür ama aslında bu konuşmalar evren içerisinde bağlı bulunulan ve himayesi altında bulunulan vazife planlarıyla kurulan iletişimdir. Din mekanizmasına dahil olan insanlar, içinde bulundukları şuur düzeyinde bunu ancak ...

ÖZGÜR

Beşer, madde illüzyonuna hakim olduğu kadar özgürdür. İllüzyon hakimiyetini ise zamana yani duygusuna ve düşüncesine ait parçalarını fark edip, bu parçaları saf bir biçimde gözlemleyerek özünden gelen sevgiyle birleştirebildiği zaman sağlayabilir. Yani korkulardan arınmak, hazlar üzerinde disiplinli bir kontrol geliştirmek ve duyguların yönlendirici tesirlerini fark ederek düşünceyi revize etmek hakiki özgürleşmeyi sağlar. Bu aynı zamanda anın barındırdığı sevgiyi açığa çıkarabilmenin yoludur. Tesir alan, üreten ve aktaran bir varlık olan beşer düzeyindeki insanın zihni, bağlı bilincinin yani madde illüzyonu ve bedeni ile alakalı deneyim ve hafızasının; bilinçdışından ve özünden gelen sevgi titreşimleriyle harmanlandığı işlem merkezidir. İki yönlü çalışan bu merkez, bedeni ve beyni aracılığıyla illüzyona dair madde realitelerine bağlıdır. Madde realiteleri denildiğinde işin içerisine duygu, düşünce, bilgi ve mekan gibi zamana bağlı unsurlar girmeye başlar. Zihnin bilinçdışına bağlı tar...

YAKIN

 Mesih bilinci ya da mehdi karakteri, devre sonu yaklaşırken insanın kendisini yine kendi şuur uyanıklığıyla hareket edebilecek hale getirebilmesinin aktif sembolleridir. İdrakin artması, vicdanın gelişmesi ve bilincin dikey ve yatay yönde genişlemesi; kısacası varlığın yüksek benliğine yakın hareket edebilmeye başlaması bu aşamanın karakteristiğidir. Hala dışardan bir görevli varlığın gönderilmesini beklemek, kendi uyanışını yine kendi içine dönerek keşfetmesi ve sorumluluk alması gereken varlıklar için abes ve anlamsızdır. Devrenin bu aşaması, dışarı bakan gözlerin, kendi iradesiyle içe yönelerek ve kendi eşsiz yolunu bularak gerçeğe ulaşması ile tamamlanabilecek bir dönemdir. İnsanın, en büyük yardımcısının yine kendisinin olduğunu ve o gün hesap verebilmek için kendi vicdanıyla yüzleşmesinin kendisine yeteceğini anlaması gerekir. Varlığın uyanışını ve gelişimini o istemediği sürece hiçbir dış tesir sağlayamaz. Kişi eğer isterse ve irade gösterirse bunu yalnızca kendisi için yap...

KARARSIZ

 Kararsızlık enerji kaybına yol açar. Herhangi bir konuda ideal kararın verilebilmesi için dikkatle odaklanılması ve varlık enerjisinin zihinde toparlanması gerekir. Durumun neden ve sonuçlarının saf bir biçimde, şartlanmamış bir zihinle algılanması, o kararın sevgiden ötürü vicdani olmasına ya da korku, endişe, kaygı, öfke, kıskançlık vb. duygulardan ötürü verilmesinin yolunu açar. Gerisi sadece tercihtir. Hangisi seçilirse seçilsin gidilecek yol türlü tecrübelerle doludur. Atılan her adım tanrısal kıymetli birer eylemdir ve gözlemcinin kendisini keşfetmesi için fırsatlar doğurur. Bu yolla evrim basamakları tırmanılır ve Sonsuz Yaratan'a hizmet edilir. Bu yüzden akıl ve vicdanın önderliğinde korkmadan karar verilmeli ve gerekli deneyim süreçleri baskılanmadan geçirilmelidir. Yaşanılanlara dair hissedilen pişmanlık ise hakiki değildir ve geçmişe dair imajlara yönlendirilen varlık enerjisinden ötürü duyumsanır. Yapılan seçim varlığı bir öte adıma deneyimleyerek ulaştırmak için vesil...

GEÇİRGEN

 Zorlu enkarnasyon süreçlerinde varlığın ayakta sağlam kalabilmesi akışkan ve geçirgen olabilmesine bağlıdır. Kalıplar, sınırlar, katı tutum ve sorgulanmamış realiteler varlığı dış baskı yolu ile dengede tutuyor gibi görünebilir. Bu noktada henüz sorumluluk alınmamış ve yeterince irade gösterilmemiştir. Geçirgen varlık, geniş bir gönül açıklığıyla iç ve dış tesirleri sindirerek tepki geliştirebilendir. Bilgi ve farkındalık ile desteklediği vicdanı, en kötü görünen durumlarda bile tek yol göstericisidir ve bu durumların Yaratan'ı tanıma yolunda sayısız fırsatlar barındırdığının farkındadır. Pozitif yönde kutuplaşan varlık giderek daha da geçirgen, egolarını deneyimleyerek dönüştürebilen ve özündeki sevgiyi madde düzleminde ışıtmayı başarabilendir. Dinlediğinin ve söyleyeceğinin farkında olan ve tepkisini sevgiyle verebilen birisi ile tutumları katı, dediğim dedik ve şartlanmalarla şekil alan bir zihnin tepkileri elbette birbirinden çok farklı olacaktır.  Birisi, karşısındakini ...

BASKI

 İnsan, yaptıkları kadar yapmadıklarından da sorumludur. Dünya yaşamı, maddesel deney ve gözlem sahasına gönüllü olarak enkarne olmuş ruhların gelişimi için kurgulanmıştır. Bu gelişim ancak deneyerek, yanılarak ve sonuçları, düşünen varlık tarafından öz bilgi haline getirilerek sağlanabilir. Deneyimleri bastırmamak bu açıdan önemlidir. Sorgulanmamış dinsel, geleneksel ve toplumsal kalıplar içerisinde pürüzsüz dengeli bir hayat yaşamanın ideal olduğu düşünülebilir. Fakat deneyimlemek, korkmadan hamle yapmak, bazen savrulmak ve ızdırap çekmek vicdani gelişimin temelini oluşturur. Bu gelişim, dış şartlanma öğeleriyle baskılanarak dengede kalındığında değil; yaşananlar üzerinden neden sonuç ilişkisi kurulduğunda sağlanabilir. Yaşamda dengeyi kurmak amaç değil sonuç olmalıdır. İçinde bulunulan ana odaklanılarak realiteye hakim olunduğunda elde edilen veriler varlığı bir üst davranış ve düşünce biçimlerine ulaştırabilir. Hata yapmayayım diye hareket etmemek, sonuca ulaşamayacağım diye mü...

YÜKSELEN

 İnandığınız için cennete giremezsiniz. Cennet zaten içine girilecek bir mekan değil, idrakinizin ve vicdanınızın gelişmişliği oranında eriştiğiniz bir şuur uyanıklığıdır. Bu düzeye erişebilmek için zihni tüm dogmalardan, onların sebep olduğu şartlanmalardan ve inanç kalıplarından temizlemek gerekir. Algı, farkındalık ve düşünce bu sayede kademe kademe yükselir. Bu sayede enerjinizi zaman düzleminden rahatça çekip gerçeği görmek ve realiteye hakim olmak için kullanabilir ve özünüzden ışıyan sevgiye erişebilirsiniz. Bu da gelişimin, evrimin ve Sonsuz Yaratan'a yaklaşmanın eşsiz yoludur. İnanç, zamana ait eninde sonunda yıkılacak bir imgedir ve enerjinizi zaman düzleminde kısır döngülerin içine hapseder. Zamana ait olan her realite zaten dağılmak kaderine sahiptir. Bu yüzden zamanda, inancın etrafında dolanmak yerine; içinde bulunulan anda, devinim eden ve yükselen farkındalığın ışığını aramak gerekir. Tercihini dağılmaz ve sarsılmaz olandan yana kullanmak her varlığın özgür iradesin...

ARAYIŞ

Yaşama ve varoluşa dair cevabını aradığınız her ne varsa artık dışarıda değil içeride aramalısınız. Kendi içsel sorgunuzla, üzerinde saf bir biçimde düşünerek elde ettiğiniz sonuç size özgüdür ve ancak sizin yaratımınız olarak yaşamda karşılık bulabilir. Yaratan vasfını ortaya koyabilmesi varlığın yegane gayesidir. Bunun için de dışarıdan gelecek yönlendirme ve şartlanmalardan zihni irade göstererek temizlemek gerekir. Artık yüksek benliklerle hareket etmenin zamanıdır. Bu, bilerek yaşamanın ve atılan adımların idrakinde olabilmenin varlık nezdindeki karşılığıdır. Bu, egosal benliklerinizi dönüştürerek derinlerde yatan tanrısal özünüz ile bağlantı kurabilmenizdir.  Yüksek benliğiniz aşkın zaman ve mekan boyutlarında var olan tanrısal özünüzdür. Bir altıncı yoğunluk varlığıdır ve deneysel süreçler geçirmek için evrenin farklı fiziksel, zihinsel ve ruhsal boyut katmanlarında enkarnasyonlar planlar. Bunun için, sonda aracı olarak katmanlı beden yapıları kullanır. Bedenler içerisinde g...

NEGATİF KUTBİYET

Üçüncü yoğunluk derecesi pozitifinden mezun olacakların yanı sıra negatifinden mezun olacak varlıklar da vardır. Bu özgür irade sapmasını deneyimleyen varlıklar, pozitifin aksine, maddesel güç ve kontrolü ellerinde bulundurdukları kader planlarıyla yeryüzüne gelirler. Diğer varlıkları etki altına alarak, onların özgür iradelerini ele geçirmek ve üzerlerinde egemenlik sağlamak en yüksek motivasyonlarıdır. Kendilerini tanrısallaştırarak diğerlerinden ayrıştırmakta ustalaşan bu varlıklar, genellikle dinsel ve toplumsal dogmaları kullanarak hakimiyet sağlarlar ve haz odaklı, maddeci bir anlayışı benimserler. Pozitifin benimsediği birlik kavramının aksine, ayrıştırıcı egosal tutumlar geliştirerek bölme ve yönetme eğilimindedirler. Bunu da, düşünme ve irdeleme yeteneklerini gasp ettikleri varlıkların algılarını kontrol altında tutarak gerçekleştirirler. Tesirler bütünü olan varlıklar enerjilerini odakladıkları düzlemde, düşünsel algı kapasiteleri oranında idrakli tekamül süreçleri geçirebili...

MUTLAK

 Tanrı, varlığına ya da yokluğuna inanmak durumunda olduğunuz, sığ ve bilgiden yoksun anlayışların kısıtlı, dar ve şekilsel kalıplarına sokulabilecek bir varlık değildir. Bu seçim dogmatik dinsel anlayışların otomatizmaya dayalı uygulamalarına dayanır. Tanrı; içinizdeki sevgide, merhamette, anlayışta, yargısızlıkta, aklınızın alabileceği, sezgilerinizin önderlik ettiği en yüksek bilinç ve duygularda giderek keşfettiğiniz, ancak varlığınızın özüne dönerek kendi içinizde bulabileceğiniz sonsuz, erişilmez ve mutlak bir varlıktır.  Bu yüzden yüksek bilince uyumlanmak ve vicdani duyguları yaşayarak ortaya çıkarmak, kendimizi tanıma ve sonsuz Tanrı'yı sonsuz realitelerde içimizde keşfetme yolculuğudur. Bilgisi sonsuzdur, enerjisi her daim bizimledir. Ulaştığımız bilgi ve deneyim düzeyinde eriştiğimiz evrim düzeyi kadar algılayabileceğimiz bir kavramdır. Tanrı nedir sorusunu kendimize korkmadan sorup  bu yolda bir adım atabiliriz. Diğer türlü inandığımızı düşündüğümüz belki de k...

AYNA

Tüm varlıkları kendimizi yansıtan bir ayna gibi görebilmek, diğer benliklerimizle yüzleşerek ayrılıkları gidermemizi ve birlik anlayışına yaşayarak kavuşmamızı sağlar. Bu süreçler, aklın sınırlayıcılarından giderek kurtulmasına, karmik döngülerin merhamet, sevgi ve anlayış ile çözümlenmesine neden olur. Her varlığın bir diğerini kendinden, evrenden ve Yaratan'dan ayrı görmediğini, Yaratan ile birlikte deneyimlediğini ve sonsuz evrim yollarında bir fonksiyonu olduğunu bilmemiz, yargılamanın önüne geçer ve herkesin birbirinin realitesine saygı duyması gerektiği idrakini bize kazandırır. Kutuplaşmanın olmadığı, Tek ve Sonsuz Yaratan'ın katındaki birlik anlayışına bu şekilde yaklaşılır.   Etkileşim içinde bulunduğumuz tüm varlıklarla aynı kolektiften besleniriz, bu bileşik bilinç ağı tek büyük bir varlık gibidir ve her birimiz onun farklı benliklerini oluştururuz. Bu demektir ki, yaşam içerisinde sürekli olarak bizim farklı bir yansımamız olan diğer varlıklarla yani aslında kendim...

AYRIM

Kendinizi sınıflara, mezheplere, partilere, dinlere, milletlere dayanarak ayrıştırmayı sürdürdüğünüz sürece tüm yaşama sevgiyle bakarak birlik bilincini idrak edemezsiniz. Tutunduğunuz tüm bu kalıplar zamana ait dağılacak realitelerdir, şartlanmaya neden olurlar. Yani düşünce ve iradenizi ele geçirerek yaşamın kısır döngülerinin içine hapsederler. Sonsuz Yaratan, ayrışma ve çatışmaya neden olan bu illüzyonatif döngülerde aranmaz. O, korkunun olmadığı yerde, yalnızca öze ve ana ait olan kapsayıcı sevgide, barışta ve merhamette aranır. Bunun için de her birey, dışa bakan gözlerini kendi içine odaklamalı, sorgulamalı ve ayrışmaya yol açan tavır ve düşüncelerini idrak edebilmelidir. Her varlığın bir diğerini kendinden, evrenden ve Yaratan'dan ayrı görmemesi gerektiğini, onun da Yaratan ile birlikte deneyimlediğini ve evrenin işleyişinde kıymetli bir fonksiyonu olduğunu unutmamak gerekir. Her etkileşim, karşınıza çıkan her insan sizi size yansıtan bir aynadır ve aynadan yansıyan Yaratan...

DÜŞÜNCE AYRILIK YARATIR

Düşünce tohumunu zamana nasıl ektiğinizi gözlemleyin, onun nasıl ayrılık yarattığının farkına varın. Yaşamın her anında geniş bir gönül açıklığıyla bu ayrılıkları gidermenin yollarını arayın. Ayrışma ve bölünmelerin giderilmesi maddenin mağlup edilmesi demektir. Bu mağlubiyet, bilinçli varlıkların deneysel süreç içerisindeki düşünce sapmalarını gözleyip, onları algılayarak giderdikleri noktada yerini sevgiye bırakır. Yaratan sizin aracılığınızla evrende bu şekilde tezahür eder. Sizi, size yansıtan benliklerinizle bu şekilde bütünleşip kendinizi keşfedersiniz. Düşünce ayrılık yaratır. Dolayısıyla düşüncenin karşılığı olan yaşamlarımız da ayrılıklar ve sapmalar doğurur. Madde illüzyonu bunu temin eder. Varlık, deneyimler ve deneyimlerden elde ettiklerini özümseyerek ayrılıkları gidermenin yolunu arar.  Çatışma, bölünme, ayrılık, korku, kaygı, bağımlılık vb. tüm haller düşüncenin eseridir. Varlık tüm bu hallere, dikkatini toparlayarak odaklandığı ve gerçeği duru bir biçimde görmeyi is...

SEVGİ&HAZ

Sevmek ve haz duymak sıklıkla karıştırılan, birbirinden tamamen farklı kavramlardır. Çoğu zaman sevdiğimizi sanırız, fakat sadece hazza odaklanmışızdır. Haz, zamana ait bir imgeden ötürüdür, dağılır ve tükenir. Varlık enerjisini zaman düzlemine çeker ve deneyime sebebiyet verir. Sevgi ise andadır. Deneyimlenen bu realitenin, saf ve duru gözlem biçimleriyle algılanması, anlamlandırılması ve öz bilgi haline dönüştürülmesi sonucunda ortaya çıkar. Haz eylemdir; eylem ise eylemsizliğe, yani ana hizmet edebildiği ve yerini sevgiye bırakabildiği ölçüde görevini yapmış olur. Sevinç, bu farkındalık anında duyumsanır.  Haz odaklı yaşamak; başarı, başkaları üstünde hakimiyet kurma, seks, para, bağımlılık vb. tüm durumlarda varlığı verimsiz kısır döngülerin içine sokabilir. Öte yandan haz, yaşamın ve dolayısıyla sevginin potansiyel vericisidir, bu yüzden baskılanmamalıdır. Dinsel ve toplumsal kalıplarla yapay sınırlar inşa etmek sadece deneyim eksikliğine sebebiyet verir. Bu, varlığın karmik d...

DÜŞÜNCE&REALİTE

Yaratan düşünmez. Düşünmek zamana ve varlıklara ait bir eylemdir. Yaratım da evren dahilinde, yaratılan varlıklar tarafından bu şekilde meydana getirilir. Duygu, düşünce ve bilginin karşılığı olan realiteler ile madde illüzyonu kurulur ve yaşam, katlanan boyutlar içerisinde belirir. Din, millet, ülke, eş, çocuk, evlilik, zenginlik, duygular, travmalar... vb. tüm yaşamsal realiteler birer düşünce unsurudur, varlıklar tarafından oluşturulur, zamanla dağılır ve yükselen düşünceyle kapsamlanır. Tüm bu unsurların tesirleri varlık tarafından gözlenir, algılanır ve anlamlandırılır. Bu sayede üst bilinç aşamasına geçilerek tekamül basamakları tırmanılabilir. Realite kavramının ne olduğunu sorgulayarak iyice anlamak; hangi realitemize tutunduğumuzu ya da hangisini kullanarak bilincimizi yukarı çıkarabildiğimizi idrak etmemiz adına biz kolaylık sağlayacaktır. Düşünce, varlığa aittir ve ayrılık yaratır. Deneyimlediğimiz ikilik alemi, düşünce ve sapmalarının gelişip yayıldığı uzay/zaman düzlemidir...

ALGI

Algılamak büyük resmi görmek demektir. Duyularla beslenen, zihin tarafından duygu olarak kodlanan tepkilerin gözlenerek düşünce üretilmesi ve aşama aşama bu düşüncenin gözlemlenmesi ile çaba göstermeksizin akış halinde beliren andaki farkındalık durumudur. Zihnin kendisine ait olmayan yönlendirici ve iradesini etkileyen düşünce formlarından yani şartlanmalardan arınması algının genişliğini ve kalitesini etkiler. Algılama zamansızdır, imgenin gözlemlenmesiyle anda meydana gelir. Varlık enerjisinin zaman düzleminden ana çekilmesiyle, farkındalıkla odaklanma halinde üst düzeye ulaşır. Realite geçişini sağlayabilmenin özü algılamaktan geçer. Yaratan yarattıklarını bu şekilde evreden evreye geçirir. Algılamak, mevcut hafıza üzerinden anlamlandırmanın yolunu açar ve bu, anın barındırdığı sevginin ortaya çıkmasına eş değerdir. Algı zamansızlıkta beliren farkındalık halidir, zaman ise algının artması için düşünceyi harekete dönüştürüp etkileşimle sonuçlandıran enerjetik bir yapıdır. Zaman illü...