Ana içeriğe atla

Kayıtlar

gözlemci etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

GÖZLEMCİ OLAN RUH

Gözlemci gözlemlediğinde değil, gözlemlediğini idrak ettiğinde onu kendine mal edebilir. Gözlemci varsa gözlenen vardır, yargılayan varsa yargılanan vardır, analiz eden varsa analiz edilen vardır. Şuur, bu ikilik hallerinin tümünde zaman düzlemindedir, limitlidir ve ego devrededir. Madde illüzyonunun etkin olduğu bu ayrılık halleri, dışarıya odaklanılan ve karşıdaki varlığa referansı zaman olan mekanik bir noktadan bakılması sonucu belirir. Ayrılıkları giderebilmek ve gözlemlediğini kendinden ayırmadan bir bütün halinde görebilmek için ise, içe doğru odaklanarak ana, yani zamansızlık noktasına gelebilmek gerekir. Varlık, yüksek benliğine bu anda hizalanır ve şuur sahasının dışına çıkarak kendisini, kendisinden ayrıştırdığı şeyle, bir bütün halinde bu anda gözlemleyebilir. Şuur sahasının dışına çıkabilmek için ise sessizlik gerekir. İçe odaklanma halinde beliren sessizlik, karşıdakini saf ve direkt bir biçimde kendinden ayrıştırmadan algılamanın yolunu açar. Sevgi bu yolla tomurcuklanır...

REFERANS NOKTASI

 Şekillere bürünüp form aldığınız zaman, isim verip tanım atadığınız zaman, sonuca odaklanıp başarıyı kıyasladığınız zaman, geçmiş deneyimlerinize takılıp kendinizi suçlamayı sürdürdüğünüz zaman, korktuğunuz ve endişelendiğiniz zaman, tüm bu kalıplara sıkıştığınız zaman ki gerçekten bunların hepsi zamandır yani illüzyondur; limitli ve ben merkezci yaklaşım biçimlerine sahipsiniz ve katı egonuzla hareket ediyorsunuz demektir. Enerjinizi, referansı limitli madde illüzyonu olan bir noktaya sabitlerseniz tepki ve yaklaşımlarınız da dar, limitli ve bütünsellikten uzak olacaktır. Bu kalıpları neden sonuç ilişkisi geliştirerek giderdiğiniz, çok yönlü yaklaşımlar geliştirdiğiniz ve referans noktasını yaşamın aktığı an olarak belirlediğiniz zaman ise özünüzdeki limitsiz sevgiye erişerek yüksek karakterli vicdani yaklaşımlar geliştiriyorsunuz demektir.  İmajinasyon ruhsal bir faaliyettir ama öte yandan bu yolla meydana gelen imgesel örüntüler maddedir. İllüzyon içerisinde, zaman düzlemi...

YARATAN VE GÖZLEYEN

 Düşünce üretmek ve deneyim sağlamak için madde illüzyonuna yönlendirdiğiniz enerjinizi, zihinde tekrar bir noktada toparlamalısınız ki, yaratımınızı ve bu yolla ne ürettiğinizi görebilesiniz. Salt gözlemci bu anda hareket alanını fark ederek realitelerini tıpkı bir resim gibi bütün halde görebilir. Varlığın hem yaratıcı hem de yarattığını gözlemleyen iki fonksiyonu bu noktada, döngünün sönümlenmesiyle tamamlanır ve bir üst aşamaya geçilir. Bu nokta, ancak odaklanma halinde açığa çıkan ve birbirinin aynısı olan sessizlik, sevgi, an, barış ve şimdi kavramlarıyla tanımlanabilen kapsayıcı zamansızlık noktasıdır. Bu anda illüzyon dağılır ve içinizden bir kelime bile geçirmezsiniz. Sadece sevinç içinde güzelliği duyumsarsınız. Tekamül süreçleri, sonsuz potansiyelden güç alan varlığın, enerjisini enkarne olduğu boyut düzleminde yönlendirebilmeyi öğrenmesiyle gelişir. Bu da, varlığın bedenini, zihnini, yaşadığı fizik düzlemi ve şekillendirdiği madde ortamını mümkün olan en iyi oranda idra...

VARLIK İMAJI

 Yaşam, her zerresiyle düşüncenin zihin tarafından aksettirildiği bir ekran görevi yapar. Yani, zihinde canlandırılan imaj, zamanın akışıyla mekan içerisinde hareket kazanır ve madde illüzyonunda can bulur. Deneyimlenen bu akış içerisinde, karşınızda gördüğünüz arkadaşınız değil onun duyularla algıladığınız imajıdır. Gözlemlediğiniz bir olay ya da geçmiş hatıralarınız da birer imajdan ibarettir. Duygu, bilgi ve hislerinizle bağlantı kurduğunuz aileniz, ırkınız, milletiniz, bayrağınız da sadece birer imajdır. Madde illüzyonu, varlık imajlarını etkin olduğu boyut düzlemi boyunca yoğunluğu oranında taşıyan deneyim sahasıdır ve limitlidir. Bu limitli sahanın gözlemlenmesi, algılanması ve bu sayede imajların meydana getirdiği ayrılıkların giderilmesi, limitsiz olanın tezahürünü sağlar. Siz bunu sevgi olarak duyumsarsınız. Yaşamda deneyimlenen ve algılanan olaylar, kişiler ya da durumlar değil; tüm bunların limitli sahada yani madde ortamında tezahür etmiş hareketli birer versiyonudur. İ...

DEĞER FARKINDALIĞI

 Siz, kendinizi bile yeterince tanımıyorken, her gün bir oranda daha yüksekten keşfediyor ve evrende ne kadar önemli bir fonksiyona sahip olduğunuzu bilmiyorken, kendi değerinizi neden başkalarının sınırlı yargılarına göre belirliyorsunuz? Kendinize odaklanmanız kendinizi sevmenize ve kıymetinizi anlamanıza eş değerdir. Kendinizi sevmeniz ise yaşam döngüleriniz boyunca aldığınız aksiyonların neden ve sonuçlarını algılayarak süreçlerin idrakine varmanız demektir. Yaratan'ın sevgi ve ışığını başkalarına aktararak hizmet edebilmenin yolu da bu bireysel farkındalıktan geçer. Şifacı önce kendisini iyileştirebilmelidir. Evren dev bir organizmadır ve zinciri oluşturan halkalar birbirine karşı sorumludurlar. Bir varlık diğerinden daha değerli ya da değersiz değildir. Sadece evrim düzeyi oranında liyakati farklıdır ve bu ölçüde fonksiyon görüp sorumluluk alırlar. Geçirilen her deneysel aşama ve gözlem süreci bunu deneyimleyen varlıkla birlikte Sonsuz Yaratan tarafından da özümsenir. Tüm var...

GEÇİŞ

Bilinç, inancın yerini algıya bırakmasıyla evrilebilir. İnanç, zaman düzlemine varlık tarafından yerleştirilen bir imgedir dolayısıyla hakikat değil illüzyondur. Bu imgeye yine aynı varlık tarafından kutsiyet yani dokunulmazlık da atandığı için sorgulamanın önüne geçilir, putlaştırılır. Bu şekilde enerjisini illüzyon içerisine hapseden varlık, kendi icat ettiği tanrısının yörüngesinde şartlanmış bir şekilde döner durur ve düşüncesinin esiri olur. Varlık, ne zaman ki irade göstererek bu imgeye odaklanır, onu algılar ve sorgulayarak anlamlandırmaya başlar; o zaman realitesinin üzerinde hakimiyet kurarak bilincini yükseltebilir. Üçüncü yoğunluk derecesine ait korku, baskı ve ceza ile yönlendirilen otomat bilinçler, yaşamlarındaki katı kalıpların birer illüzyon olduğunu fark ederek onlara odaklandıklarında idraklenmeye başlarlar. Sevgi yalnızca idrakin olduğu yerde belirebilir. Sevgi ve idrak birbirinden ayrı olmayan iki unsurdur, bu düzlemde yaşayanların cennetini temsil eder ve dördüncü ...

SEPERASYON

 Bilinciniz, korkularınız, kaygılarınız, sevinçleriniz, tepkileriniz aynı. Bedenleriniz, hareketleriniz, gülmeniz, ağlamanız aynı. Deneyimleriniz, algılama biçiminiz, zekanız aynı. Aynı ortak paydada, aynı zaman düzleminde, aynı dünyada birbirinizi aynaladığınız ilişkiler içerisindesiniz. O halde nedir sizi ayıran? Irkınız, renginiz, dininiz, statünüz ve bunlar gibi zihninizde yarattığınız illüzyonatif imajların yol açtığı separasyon, üzerlerinde hakimiyet sağlayamadığınız sürece sizi şartlandırır ve enerjinizi tüketerek kısır yaşam döngülerine hapseder. Düşüncenin yol açtığı separasyona tutunarak çatışmak, göz yaşı dökmek ve birbirinizi öldürmek için değil; bu sapmaları idrak ederek sevgiyle gidermek için buradasınız. Birliği kavramanın yolu onu görmeyi istemekten ve ayrılıkları gidermekten geçer. Bu sayede katı egolar geçirgen hale gelebilir ve Sonsuz Yaratan'ın sevgisi ve ışığı illüzyon içerisinde belirebilir. Hepiniz maddeyi şekillendirme harekatı için buradasınız. Hepiniz sons...

SORGU

 Negatif ruh halinin ya da olumsuz bir durumun geçmesi için sürekli çaba göstermek yerine, bu durumun neden meydana geldiğini sorgulayarak sebeplerini algılamak ve sorunun köklerine inmek, uygun kararlı tepkiyi geliştirmenin yolunu açar. Sorgulama hali adım adım düşünceyi saflaştırabilir ve zihin gelişen resmi giderek yüksek bir seviyeden algılar. Tekrar eden döngülere dikkatle odaklanmak ve yaşanılanlara konsantre olarak neden sonuç ilişkisi geliştirmek algının kapısını açar. Bu noktada yapılan gözlem ve elde edilen verilerin öz bilgiye dönüşmesi ile birlikte, yaşanılan durum ile ilgili negatif hisler hafifler ve illüzyona ait imajların tesirlerinden özgürleşilir. Sevgi bu anda, anlayış halinde ruhsal kudretin kapsayıcı hakimiyetiyle tezahür eder. Zihin, komutla çalışan, belleğinde barındırdıklarını iradeniz doğrultusunda düzenleyen ve önünüze getiren bir ekrandır. Ancak görmeyi isterseniz size gösterir. Sorgu, adım adım düşüncenin saflaşması için ve ekrana gelen hafıza parçaların...

YARGI

Yargı, varlığı ben merkezci bir anlayışla tepki vermeye iter. Benliklerle verilen bu tepkiye düşünce odağı olan ego biçim verir. Düşünce ise madde illüzyonuna yani zamana aittir ve yargılama durumunda gözlemci ile gözlenen arasında ayrılık yaratır. Odaklanarak, düşünce ve duyguların ötesinden bütün halde görebilmek saf bir biçimde algılamanın ve sapmaları gidermenin yolunu açar. Bu anda yargı ve ayrılık biter, illüzyonun ötesine geçilir ve farkındalık hali başlar. Varlık ya zihninde imaj oluşturur onun ardından sürüklenerek ayrışmaya devam eder ya da oluşturduğu imajı gözlemleyerek özden sevgi dolu bir bütünlük anlayışına ulaşır. Birisi illüzyonun etkisini sürdürür, diğeri ise varlığın idrakli hakimiyetini sağlar. Özgür irade sapmaları, ikilik unsurlarının gözlemlenerek teke indirgenmesi ile giderilebilir. Bu anlayış ve algılama durumunda sevgi deneyleri başarıyla sonuçlanır. Yani illüzyona dair çatışma, ayrışma ve korkunun gözlemlenerek algılanması ve giderilmesi varlığın bu madde düz...

KOŞULSUZ

 Koşulsuz sevgi, bir fantezi ya da zorla içine girilmesi gereken bir şuur ve vicdan hali değil; teknik bir farkındalık durumudur. Sevgi, birisine bağlanıp her şeye rağmen onu hoş görmek, kabul etmek ya da karşı konulamaz bir çekimle o kişiye ilgi duymak demek değildir. Sevgi, o kişiyi kendi realitesi dahilinde anlayarak, yargı oluşturmadan saf bir biçimde algılamak ve idrak etmek demektir. Bu noktada geliştirilen ideal tepki de zaten sevgiden ötürü olur. Bu sevginin koşulsuz olması gerekliliği ise, madde illüzyonu dahilinde, kendine hizmete odaklanmış negatif bir figürün, zalim bir topluluğun ya da affedilmesi imkansız gibi görünen insanların dahi, neden sonuç ilişkisi kurabildiğimiz zaman katı yönlerimizi, çatışmalarımızı, gelişmeyen birlik ve merhamet anlayışlarımızı bize yansıtmalarından ve bizden ayrı olmamalarından kaynaklanır. Mesele karşıdakini ayrıştırmadan algılama ve koşullanmayı meydana getiren benliklerin ötesinde bilinçli tepki geliştirme meselesidir.  Bu idrak ha...

SAF

Ruh bütünseldir ve yüksek benlikler arasında sanıldığı gibi bir ayrım yoktur. Katlanan boyutlar içerisinde dağılan varlık enerjisinin, farklı bilinç odaklarınca tezahür ettirilmesi madde illüzyonunu, yani imajinatif ayrılığı meydana getirir. İllüzyon seperasyondur. Bu separasyonun giderilmesi, bilinç odağının bir diğerini saf bir biçimde algılamasıyla mümkündür. Algı, ruhun madde illüzyonuna açılan kapısıdır. Tanrı tohumu olan yüksek benliğin, katalizör ve deneyimlerle evren içerisinde yeşermesi ve meyvelerinin toplanması algılamakla mümkündür. Demek oluyor ki, yaşamlar boyunca verimli gözlem süreçleri geçirebilmek ve tekamül basamaklarını tırmanabilmek, algının saflaştırılmasına bağlıdır. Bu saflaşma, varlık nezdinde zaman, düşünce ve duygunun üzerinde kurulan hakimiyet ile sağlanabilir. Bu hakimiyet şartlanmaları ve dogmaları giderir.  Düşüncenin mahiyetini anlayan varlık, ona bağlanmaz ama onu algılayarak evrilir, yani görüş açıklığını artırır. Özdeki sevginin kademe kademe beli...

VERİM

Yaşam lineer değildir, döngülerden ibarettir. Bu döngülere odaklanılmadığı sürece ne manaya geldikleri anlaşılamaz. Kısır ve varlığın gelişim sağlayamadığı yaşam örüntüleri, birbirini tekrar eden bu süreçlerin yansımalarıdır. Odaklanmak zihni sessizleştirir. Sessizleşen zihin deneyimlenenleri bütünüyle görebilir ve  saf bir biçimde algılar. Döngüler bu anda, bütünüyle görülmek istendiğinde dağılır, gözlemciye anlayış kazandırır ve yerini sevgiye bırakır. İdrakli varlık, bu döngülerin mümkün oldukça çok farkına varabilen ve üzerine çıkabilmek için yüksek karakterli adımlar atabilen varlıktır. Tekamül bu şekilde hızlanabilir ve enkarnasyondan alınan verim artar. Yatay düzlemde süregelen tekamül süreci bu farkındalıkla yükselmeye ve boyutlanmaya başlar. Bu da döngünün spiral bir biçimde gelişerek, varlığın düşüncesini yukarıya çıkarabilmesinin yolunu açar. Otomatik davranış biçimleri yerini giderek yarı idrakli ve idrakli hallere bırakır. Bilincin yükselmesi ve vicdanın gelişmesi bu y...

YANSIMA

 Dışınızda gördüğünüz ve gözlemlediğiniz her varlık aslında sizsiniz. İnsanlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve gözlemleyebildiğiniz her varlık sizin dualite içindeki birer yansımanız. Siz yaşamlar boyunca kendinizi gözlemekten başka bir şey yapmıyorsunuz. Karşınızdakini algılayınca aslında kendinizi algılıyor ve kendinizi keşfediyorsunuz. Bu yüzden kardeşinize göz bebeğiniz gibi bakmalı ve ona değer vermelisiniz. Bu yüzden çatışmaya, yargılamaya son vermeli, barışın yollarını aramalı ve koşulsuz sevebilmelisiniz. Yanınızdaki varlık sizi size aynalamaktan başka bir şey yapmıyor. Kendinizin ne olduğunu iyi anlamalısınız. Sorgulanmamış kalıpları ve tutumları dönüştürdükçe, katı egoları bu sayede giderek geçirgen bir hale gelen ve ışığı madde düzleminde belirebilen saf sevgiden ibaret varlıklar olduğunuzu fark edebileceksiniz. Gözlemleyen kimse gözlemlediğinden ayrı değildir ve onu anlayınca kendisini anlar ve algılar. Bu anlama hali maddenin üstüne çıkmak ve realiteye hakim olmanın yol...

YÜKSELEN

 İnandığınız için cennete giremezsiniz. Cennet zaten içine girilecek bir mekan değil, idrakinizin ve vicdanınızın gelişmişliği oranında eriştiğiniz bir şuur uyanıklığıdır. Bu düzeye erişebilmek için zihni tüm dogmalardan, onların sebep olduğu şartlanmalardan ve inanç kalıplarından temizlemek gerekir. Algı, farkındalık ve düşünce bu sayede kademe kademe yükselir. Bu sayede enerjinizi zaman düzleminden rahatça çekip gerçeği görmek ve realiteye hakim olmak için kullanabilir ve özünüzden ışıyan sevgiye erişebilirsiniz. Bu da gelişimin, evrimin ve Sonsuz Yaratan'a yaklaşmanın eşsiz yoludur. İnanç, zamana ait eninde sonunda yıkılacak bir imgedir ve enerjinizi zaman düzleminde kısır döngülerin içine hapseder. Zamana ait olan her realite zaten dağılmak kaderine sahiptir. Bu yüzden zamanda, inancın etrafında dolanmak yerine; içinde bulunulan anda, devinim eden ve yükselen farkındalığın ışığını aramak gerekir. Tercihini dağılmaz ve sarsılmaz olandan yana kullanmak her varlığın özgür iradesin...

DÖNGÜ

Dışarı baktığınızda gördüğünüz çatışmayı ve ayrışmayı, içeri dönerek gidermenin yollarını aramıyorsanız özünüzdeki sevgiye erişemezsiniz. Dışınız illüzyondur, yani zamandır ama içiniz sevgidir ve birliktir. İllüzyon dağılır, yinelenir ve ancak varlığı sevgiye eriştirebildiği ölçüde görevini yerine getirir. Sevgi ise özdedir, andadır ve sarsılmaz olandır. Sevgi derslerini vermeye geldiğiniz bu düzlemde karşınıza çıkan etkileşim fırsatlarına odaklanarak katı yanlarınızı dönüştürmeyi istemek gerekir. Bu döngüler halihazırda acımasızlık, bencillik, kin, korku, kıskançlık, rekabet vb. duyguları, bizi bize yansıtan varlıklar aracılığıyla fark edip dönüştürebilmemiz için fırsatlar sunar. Yaşam, bu mizansenler ile birlikte, irade gösterildiği takdirde yükselmenin ve gelişmenin yolunu açabilir. Tüm yollar katı egoların ardında gizli olan sevgiye erişmek içindir. Hayatta kalmak, yaşamak demek değildir. Her birimiz zaten belirli periyotlarda rutinleri gerçekleştiriyoruz. Bu döngülerin bize ne söy...

VARIŞ NOKTASI

Zamanın tükendiği noktada ana varılır. Bu varış, düşüncenin, yargının, analizin, çatışmanın, korkunun ve kaygının sonuna gelindiği yerdir. Tam burada varlık için sonsuzluğun kapıları açılır ve dağılan illüzyon yerini sevgiye bırakır. Kahraman, yolda kaldığı süre boyunca gözlediklerini artık bilince getirmelidir ve anın barındırdığı sevgiyi açığa çıkararak, var olmanın ve ilerlemenin yüksek sevincini iliklerine kadar hissetmelidir. Macerası boyunca, bugüne kadar hazları ve bağımlılıkları sandığı sevgisinin; derin anlamda, algılamada ve kendinden ayrıştırmadan gözleyerek karşısındaki ile bütünleşmek demek olduğunu fark etmiştir. İkilik artık biter, gözlemcinin kendisini aynalayan gözlediği varlık ile bütünleşmesi, onu sarsılmaz bütünlükten olduğu idrakine ulaştırır ve birlik başlar. Bu noktadan sonra gözleyen ve gözlenen diye iki farklı varlıktan bahsetmek artık yersizdir. Çünkü aslında gözleyen de gözlenen de aynıdır. Bu anlayış, sarsılmaz sevginin, bütünlük, barış ve birlik halinin evr...

VAZİFEDAR

Bir insanın vazifesi, içinde bulunduğu ana odaklanarak dolu dolu yaşamasından ve hayatın içinden akıp gitmesine izin vermesinden başka bir şey değildir. Yaşam zaten gereken her şeyi bu akış halinde varlığın karşısına çıkaracaktır. Etkileşimde bulunduğumuz en küçük toplumsal birimden, en geniş kitlesel ölçeğe kadar dahil olacağımız her türlü aksiyon halihazırda vazifemizi tanımlar. Yaratılışın bir üst ölçekten algılanmasıyla birlik duygusu giderek derinleşir ve diğer varlıklara karşı sorumluluk hissedilir. Bu sorumluluk, liyakati ve eriştiği bilinç düzeyi doğrultusunda varlığı, yansıması olan ve kendinden ayrı olmayan diğer varlıklar için mücadele etmesi gerektiği idrakine ulaştırır. Bu yüzden vazife verilmez, vazife yapmanın farkındalığına ve önemine erişen kimse tarafından emek verilerek ve irade gösterilerek alınır. Yaşam içerisinde, deneyimlediğimiz realiteler boyunca yaptığımız gözlemler ve elde ettiğimiz tüm veriler, bizimle birlikte deneyimleyen Sonsuz Yaratan tarafından da özüms...

TEPKİ BİÇİMLERİ

Yaşam, elbette sizi her zaman mutlu, huzurlu ve sağlıklı hissettirmeyecektir. Önemli olan zor zamanlarda ayakta kalabilecek içsel tepki mekanizması geliştirebilmek ve öyle anlarda esen sert rüzgarlara karşı savrulmadan dengede kalabilmektir. Egosal tutumların idrakinde olabilmek böyle zamanlarda önemlidir ve dönüşümün yolunu açar. Kurban psikolojisine girip ahlanıp vahlanmak yerine, duyguları ve yaşananları kendinizden ayırmadan gözlemek, onların farkına varıp kabul etmek ve dönüşmeleri için irade ortaya koymak, geliştirilmesi gereken en etkili tepki biçimleridir. Maddesel realiteler düzeyinde karşılaşılan her türlü zorlanmanın, gereken sevgi ve ışık düzeyine ulaşabilmesi için varlığın ihtiyaç duyduğu tesir potansiyelini bünyesinde barındırdığını unutmamak gerekir. Denge halinin içsel bir direnç, baskı ve zorlanmayla değil; yaşananların ve zihinde meydana getirdiği duyguların gözlemlenip bilince getirilerek oluşturulması gerekir.  Varlığın kendisini ve içinde bulunduğu durumu sürek...

SEVGİ&HAZ

Sevmek ve haz duymak sıklıkla karıştırılan, birbirinden tamamen farklı kavramlardır. Çoğu zaman sevdiğimizi sanırız, fakat sadece hazza odaklanmışızdır. Haz, zamana ait bir imgeden ötürüdür, dağılır ve tükenir. Varlık enerjisini zaman düzlemine çeker ve deneyime sebebiyet verir. Sevgi ise andadır. Deneyimlenen bu realitenin, saf ve duru gözlem biçimleriyle algılanması, anlamlandırılması ve öz bilgi haline dönüştürülmesi sonucunda ortaya çıkar. Haz eylemdir; eylem ise eylemsizliğe, yani ana hizmet edebildiği ve yerini sevgiye bırakabildiği ölçüde görevini yapmış olur. Sevinç, bu farkındalık anında duyumsanır.  Haz odaklı yaşamak; başarı, başkaları üstünde hakimiyet kurma, seks, para, bağımlılık vb. tüm durumlarda varlığı verimsiz kısır döngülerin içine sokabilir. Öte yandan haz, yaşamın ve dolayısıyla sevginin potansiyel vericisidir, bu yüzden baskılanmamalıdır. Dinsel ve toplumsal kalıplarla yapay sınırlar inşa etmek sadece deneyim eksikliğine sebebiyet verir. Bu, varlığın karmik d...

IŞIMA

Sevgi özünüzdür, ana ve bütünlüğe aittir. Kaynak olandır. Yaşam içerisinde gözlemlediğiniz tüm ayrılıklar ve çatışmalar sevgisizlikten kaynaklanır ve korkudan beslenir. Yaşadığınız herhangi bir olaya dikkatle odaklanarak içeriğini ve size ne söylediğini fark ederek bilince getirmediğiniz sürece kısır döngülerin kontrolünde sevgisiz bir yaşam sürersiniz. Yaşananları gözlemler, tüm yönleriyle algılar ve irade göstererek ayrılıkları giderirseniz özünüzdeki sevgiyi ortaya çıkarırsınız. Böylece adım adım dünya okuluna ait sevgi derslerini verebilirsiniz. Sevgi, yargısız bakabilmekten ve saf  düşünceyle algılamaktan geçer. Ne yaşanırsa yaşansın bu düzlemdeki döngüler, derinlerinde yatan sevginin ortaya çıkarılabilmesi içindir. Yaşamlarımıza bu şekilde odaklanmak, kendimizin ve varoluşun giderek daha da çok idrakine varabilmemizi sağlar. Yargı ve korku zamana ait imgelerdir, varlığın özüne ait değillerdir. Eğer birisi enerjisini zaman düzlemine ait bu imgelerden kurtararak özünde toplayab...