Ana içeriğe atla

Kayıtlar

yargı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

MERHAMET

 İnsanın kendisine ya da bir başkasına merhamet edebilmesi, varlık enerjisini zaman düzleminden kurtarmasıyla mümkündür. Bizi üzen yaşanan olaylar değil, o olaylar karşısında zihnimizde oluşturduğumuz imajlardır. Geçmiş acıları, gelecek pişmanlıkları, günahkar ve değersizlik hisleri, yaşanılanlardan ötürü oluşturduğumuz bu imajlara yeterince odaklanmayıp tesirlerini içselleştirmediğimizdendir. Tekrarlayan karmik döngülerin de nedeni budur. Madde illüzyonuna ait bu imajların algılanıp, zaman düzleminde sıkışıp kalmış enerji parçalarını özgürleştirmek; affetmenin ve merhamet edebilmenin yolunu açar. Tekamül basamakları bu şekilde tırmanılır ve özdeki sevgi bu şekilde belirir. Yaşanılan her şey gerektiği için yaşanmıştır. Dolayısıyla iyi ya da kötü etiketi yapıştırmak, gerekli ya da gereksiz diye yargı oluşturmak, "keşke yaşanmasaydı ya da şöyle olsaydı" diye söylenip durmak göreceli bir seçimi diğer göreceli bir seçimle kıyaslamaktan başka bir işe yaramaz. Kıyasın olduğu yerde ...

YARGI

Yargı, varlığı ben merkezci bir anlayışla tepki vermeye iter. Benliklerle verilen bu tepkiye düşünce odağı olan ego biçim verir. Düşünce ise madde illüzyonuna yani zamana aittir ve yargılama durumunda gözlemci ile gözlenen arasında ayrılık yaratır. Odaklanarak, düşünce ve duyguların ötesinden bütün halde görebilmek saf bir biçimde algılamanın ve sapmaları gidermenin yolunu açar. Bu anda yargı ve ayrılık biter, illüzyonun ötesine geçilir ve farkındalık hali başlar. Varlık ya zihninde imaj oluşturur onun ardından sürüklenerek ayrışmaya devam eder ya da oluşturduğu imajı gözlemleyerek özden sevgi dolu bir bütünlük anlayışına ulaşır. Birisi illüzyonun etkisini sürdürür, diğeri ise varlığın idrakli hakimiyetini sağlar. Özgür irade sapmaları, ikilik unsurlarının gözlemlenerek teke indirgenmesi ile giderilebilir. Bu anlayış ve algılama durumunda sevgi deneyleri başarıyla sonuçlanır. Yani illüzyona dair çatışma, ayrışma ve korkunun gözlemlenerek algılanması ve giderilmesi varlığın bu madde düz...

KOŞULSUZ

 Koşulsuz sevgi, bir fantezi ya da zorla içine girilmesi gereken bir şuur ve vicdan hali değil; teknik bir farkındalık durumudur. Sevgi, birisine bağlanıp her şeye rağmen onu hoş görmek, kabul etmek ya da karşı konulamaz bir çekimle o kişiye ilgi duymak demek değildir. Sevgi, o kişiyi kendi realitesi dahilinde anlayarak, yargı oluşturmadan saf bir biçimde algılamak ve idrak etmek demektir. Bu noktada geliştirilen ideal tepki de zaten sevgiden ötürü olur. Bu sevginin koşulsuz olması gerekliliği ise, madde illüzyonu dahilinde, kendine hizmete odaklanmış negatif bir figürün, zalim bir topluluğun ya da affedilmesi imkansız gibi görünen insanların dahi, neden sonuç ilişkisi kurabildiğimiz zaman katı yönlerimizi, çatışmalarımızı, gelişmeyen birlik ve merhamet anlayışlarımızı bize yansıtmalarından ve bizden ayrı olmamalarından kaynaklanır. Mesele karşıdakini ayrıştırmadan algılama ve koşullanmayı meydana getiren benliklerin ötesinde bilinçli tepki geliştirme meselesidir.  Bu idrak ha...

ÇABASIZ

Anlaşılmakta zorlanılan ya da hakkında karar vermekte güçlük çekilen bir durum ya da konunun içerisine çok fazla korku, kaygı, endişe, öfke, haz, kıskançlık vb. duygular karışmıştır. Çünkü, gerçek sevgiden ötürü verilen hiçbir karar ya da tepki çaba gerektirmez. Sevginin açığa çıktığı anda yargı bir kenara bırakılır ve olması gereken bir anda zihinde beliriverir. Odaklanmak, düşüncenin hareketi için zaman düzlemine yönelen varlık enerjisini bir noktada toparlar ve bu sayede algı genişler. Bu durum zihni sakinleştirerek duyguların kontrolünde olan varlığı, duygularını gözlemleyerek idareyi ele alır hale getirir. Varlığın özündeki sevgi bu farkındalık anında açığa çıkmaya başlar. Duyguların yönlendirici tesirlerinden bu yolla verim alınır. İki seçenek vardır. Duygunun yörüngesinde acı çekerek yaşam döngülerine saplanmak; ikincisi duyguları kendinden ayrıştırmadan gözlemleyerek sevgiye ulaşmak. Duygular varlıkları deneyimin sonunda sevgiye yönlendirmesi için vardır, onlara takılı kalınmas...

YANSIMA

 Dışınızda gördüğünüz ve gözlemlediğiniz her varlık aslında sizsiniz. İnsanlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve gözlemleyebildiğiniz her varlık sizin dualite içindeki birer yansımanız. Siz yaşamlar boyunca kendinizi gözlemekten başka bir şey yapmıyorsunuz. Karşınızdakini algılayınca aslında kendinizi algılıyor ve kendinizi keşfediyorsunuz. Bu yüzden kardeşinize göz bebeğiniz gibi bakmalı ve ona değer vermelisiniz. Bu yüzden çatışmaya, yargılamaya son vermeli, barışın yollarını aramalı ve koşulsuz sevebilmelisiniz. Yanınızdaki varlık sizi size aynalamaktan başka bir şey yapmıyor. Kendinizin ne olduğunu iyi anlamalısınız. Sorgulanmamış kalıpları ve tutumları dönüştürdükçe, katı egoları bu sayede giderek geçirgen bir hale gelen ve ışığı madde düzleminde belirebilen saf sevgiden ibaret varlıklar olduğunuzu fark edebileceksiniz. Gözlemleyen kimse gözlemlediğinden ayrı değildir ve onu anlayınca kendisini anlar ve algılar. Bu anlama hali maddenin üstüne çıkmak ve realiteye hakim olmanın yol...

YÜKSELEN

 İnandığınız için cennete giremezsiniz. Cennet zaten içine girilecek bir mekan değil, idrakinizin ve vicdanınızın gelişmişliği oranında eriştiğiniz bir şuur uyanıklığıdır. Bu düzeye erişebilmek için zihni tüm dogmalardan, onların sebep olduğu şartlanmalardan ve inanç kalıplarından temizlemek gerekir. Algı, farkındalık ve düşünce bu sayede kademe kademe yükselir. Bu sayede enerjinizi zaman düzleminden rahatça çekip gerçeği görmek ve realiteye hakim olmak için kullanabilir ve özünüzden ışıyan sevgiye erişebilirsiniz. Bu da gelişimin, evrimin ve Sonsuz Yaratan'a yaklaşmanın eşsiz yoludur. İnanç, zamana ait eninde sonunda yıkılacak bir imgedir ve enerjinizi zaman düzleminde kısır döngülerin içine hapseder. Zamana ait olan her realite zaten dağılmak kaderine sahiptir. Bu yüzden zamanda, inancın etrafında dolanmak yerine; içinde bulunulan anda, devinim eden ve yükselen farkındalığın ışığını aramak gerekir. Tercihini dağılmaz ve sarsılmaz olandan yana kullanmak her varlığın özgür iradesin...

DUYGUNUN REHBERLİĞİ

 Bir varlığın kendi enerjisinin farkında olup, bunu kontrol edebilmesi ve gereken düzleme kanalize edebilmesi o varlığın gelişmişliğiyle doğru orantılıdır. Verim alma noktasında sıklıkla sorun yaşadığımız ve bizi tüketen yegane unsur duygularımızdır. Duygular, gölgelerimizle yüzleşmemiz ve yaşamda gereken tepki biçimlerini geliştirebilmemiz için bize yol gösteren ve rehberlik yapan zamana ait yönlendiricilerdir. Dolayısıyla zihinde beliren bu unsurları analiz etmek, onlardan ötürü yargılamak, eleştirmek, çatışmak veya sinirlenmek enerjinin zaman düzleminde hapsolmasına ve tükenmesine yol açacaktır. Bu durum, varlık enerjisinin toparlanarak çözüm ve dönüşüm için kullanılmasının önüne geçer ve ayrışma yaratır. Oysa ki varlık andadır ve arzu edilen dönüşüm zaman düzleminde değil, içinde bulunulan şu anda gerçekleşebilir. Duyguların rehberliğine erişebilmek için onları bütün halde, sadece görmeyi istemek gerekir.  Duyguların etrafında dolanmak yerine, şu anda dönüşebilmek için ne ...

ALGI & ZAMAN

Bir olayı ya da durumu düşündüğünüz zaman algılayamazsınız. Düşünerek oluşturduğunuz imajları ardı sıra gözlemlediğiniz zaman algılayabilirsiniz. Düşünmek zamana ait bir faaliyettir ve çaba gerektirir. Algı ise içinde bulunulan ana aittir ve çaba gerektirmeksizin, geliştirilen imajların gözlenmesiyle zihinde belirir. Bu yüzden, düşüncelerinizin etrafında dolanmak, sürekli analiz etmek ve yargı oluşturmak size hiçbir fayda sağlamaz. Onları bilince getirmeniz sizi ileriye götürebilir ve döngüyü kırmanızı sağlar. Bunun için de dikkatle odaklanmak gerekir. Odaklanmak varlık enerjisini zaman düzleminden ana çeker ve zihni sakinleştirir. Bu, saf ve duru bir biçimde görebilmenin ön koşuludur. Limitsiz sevgi, farkındalık ve bütünlük hali; limitli madde illüzyonunda bu zihinsel işlem döngüsü sonucunda belirebilir.  Duygu ve düşüncelerin karşılığı olan realiteler bu şekilde kapsamlanır ve evrimin karşılığı olan 'varlığın kendini bilebilmesi' aşama aşama bu yolla gerçekleşir. Düşünceyi gö...

YARGILAMA, SEV!

Sizin gibi düşünmeyen ya da görüntüsü ve davranışları sizinkine benzemeyen herhangi bir varlık, onu gözlemleyerek saf bir biçimde, kendinizden ayrıştırmadan algılamanız içindir ve sizi size gösteren bir ayna görevi görür. Zihninizde o varlığa dair imaj oluşturmaya başladığınız an analiz yapmaya, kıyaslamaya ve dolayısıyla yargı oluşturmaya başlarsınız. Görecelinin, yine kendi gibi göreceli bir varlıkla kıyaslanması varlık enerjisini özden uzakta, zaman düzleminde tutar. Derin odaklanma ve dikkat halinde zaman düzlemine yönlendirilmiş bu enerji öze çekilir ve kendisine ayna olan varlığı anlamanın yolu açılır. Bilinçli farkındalık ve sevgi bu noktada tomurcuklanmaya başlar. Bunun için bir çabaya, eyleme ve zihinde imaj oluşturmaya gerek yoktur. Sadece görmeyi istemek yeterlidir. Saf bir biçimde anlayıp algılamak sevmeye eş değerdir ve kıyasın olduğu yerde sevgi yoktur. Her varlık eşsiz bir öze sahiptir ve yolculuğu esnasında deneyimledikleri özgündür. Yargı, bu yolculuk esnasında birinin...