Ana içeriğe atla

Kayıtlar

sirius misyonu etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

IZDIRABIN FONKSİYONU

Izdırap, çekilecek bir tür ceza ya da ödenecek bir kefaret değildir. Aksine, insanın üstün bir şuura ulaşabilmesi/itilebilmesi için gereken kıymetli tesirleri barındıran ve idrakle aşılması gereken maddi bir duvardır. Tekamülünde olumlu ilerleme sağlayacak olan birisi, çektiği ızdırabın kaçıp kurtulanacak bir his olmadığının farkındadır ve bu duyguyu kıymetli bir mücevher gibi kendisine yakın tutar. Izdırabın tesirini alarak korkusuzca, vicdani, birleştirici tepkiler geliştirebilmek ya da bağışlayabilmek, maddeye hakim olabilmenin ve duvarın ötesine geçebilmenin sonucunda belirir. İnsanın kaderi giderek genişleyen ve yükselen bir şuur sahasında, karşılaştığı durumlara ait tesirleri sindirmekle ve bu yolla madde ile olan ilişkilerini kapsamlandırarak düzenlemekle süregelir. Izdırap sürekli ve sonsuzdur. Ta ki irade gösteren insan, sorumluluğunu alıp, kendisini içinde bulduğu bir durumun ya da ruh halinin ötesine geçmeyi, üstüne çıkmayı başarana kadar. Yani kutsal metinlerdeki sonsuz ızd...

REENKARNASYON FARKINDALIĞI

İnsanların hayata karşı yaklaşımlarında bakış açılarını daraltan temel unsurlardan biri reenkarnasyon bilgisine sahip olmamaları ve hatta bu olgunun bir inanç meselesi olduğunu düşünmeleridir. Dünya yaşamı kısa sürede geçirilen tek bir hayattan ibaret değildir. Madde düzleminde, birçok yaşamda birbirleriyle bağlantılı türlü enkarnasyonlar geçirilir ve bu süreçlerde geçirilen deneyimler ile birlikte elde edilen gözlemler sonucunda varlıklar belirli bir sevgi ve ışık düzeyine ulaşırlar. Evrimin sonu yoktur. Farklı üst boyutlarda, beden yapılarında ve gezegenlerde tekamül her daim ileriye doğru devam eder. Cennet, dünyanın yaşamının zorlu tesirlerini geride bırakmaktan ve gelişmiş tekamül imkanları sunan evrendeki başka bir gezegenin spatyomuna doğabilecek seviyeye gelebilmekten başka bir şey değildir. İdrak edebilenler için bu süreçler, varlığın kendisini aşama aşama tanıdığı ilahi bir vazifeden ibarettir. Cennetin altından akan ırmak, geride bırakılan dünya yaşamının zorlu tesirlerini s...

DÖNGÜNÜN ÖTESİNE GEÇMEK

Tekamülde bir sonraki aşamaya geçebilmek üst bir realitenin tesirini alabilecek hale gelmekle mümkün olabilir. Bunun için öncelikle mevcut hallere ait tesirlerin sindirilerek alım açıklığının oluşturulması gerekir. İnsan sürekli aynı şeyleri yaparak ya da geleceği hayal ederek tekrar eden döngülerinin ötesine geçemez. İdrakli bir şekilde irade göstererek, makul bir kabul ile geçmişi geride bırakmayı göze almak, en azından bunun için bir adım atmaya çalışmak gerekli olan değişimi getirir. Bu değişim idrakin ve vicdanın gelişiminden başka bir şey değildir. Tekamülün tanımı basittir. Üst bir tesire el uzatılır, mevcut hallerden alacağını alan bu tesire tutunarak kendisini yukarı çeker. Bunu yalnızca kendisi, yine kendisi için yapabilir. Varlık bu yolla, madde illüzyonunda, alabildiği sorumluluk ve açığa çıkarabildiği yüksek tepkiler oranında gelişir. Yaşam denilen olgunun, bu tepkilerin geliştirilebilmesi adına kurgulanan türlü mizansenlerden başka bir şey olmadığını iyi idrak etmek gerek...

BAĞIMLILIK ÖRÜNTÜSÜ

Farkedilen bir bağımlılık örüntüsünü gerçek anlamda yok edebilmenin yegane yolu ona idrakle yaklaşmaktır. Zihin inisiye edilmeden beden inisiye edilemez. Varlık, geliştirdiği bağımlılığın fizyolojik ve psikolojik fonksiyonları üzerindeki etkilerini irdeleyip anlayamadığı sürece bir kabloyla bağlanmış gibi negatif tesir alanına bağlı kalmaya devam eder. Bunun sonucunda da zayıflayan enerji alanına sirayet edebilen negatif varlıkların düşünce formları yoluyla yaptıkları saldırıların hedefi olur. Yani bağımlılık örüntüsü idrak ve iradeyle çözümlenmediği sürece, düşünsel ve deneyimsel sapmasından ötürü varlığın enerji alanında meyda gelen zayıflama, hem negatifi çağırır hem de bu yolla varlığın enerjisini sömürmeyi sürdürür. Ta ki varlık iradesini idrakiyle özgürleştirip hayır demeyi başarana ve deneyimlediği sapmayı dengeleyene kadar. İradenin özgürleşebilmesi demek, alınacak bir aksiyonun potansiyelinin, bilincin yüksek benliğe yakın bir bölümünden verilmesi demektir. Düşünce formları ma...

DİRİ

Sonsuz Yaratan her daim yarattıkları ile birliktedir, ama sadece idrak edebilenler ile birlikte canlı ve diridir. Otomatik insan sadece yaşar. İdraklenen insan ise idraki ölçüsünde Yaratan'ın sevgi ve ışığını adım adım keşfeder. Diri insan dikkatli yaşayan, yaşadıkça sorgulayan ve idraklenen insandır. Dikkatli yaşamak, varlığın her zerresinde bulunan yaratıcı enerjinin madde illüzyonuna doğru bilinçli, dengeli ve farkındalıklı bir biçimde yönlendirilmesinin, yani özgür iradenin belirebilmesinin yolunu açar. İnsan o zaman gerçekten Yaratan'dan ötürü yaratan olur, o zaman gerçekten O'nun yeryüzündeki halifesi ünvanını hak eder. Dikkatle odaklanmak egoyu geçirgen kılarken, varlığın saf bir biçimde gözlem yapmasını sağlar ve onu özüne doğru yaklaştırır. Düşüncenin neden olduğu çatışmalar, ayrılıklar, korkular ancak bu yakınlık haliyle sonlanır ve ardından sevgi bu sayede belirir. Sevginin, dikkatle odaklanılan anda barındığını unutmamak gerekir. Gerçekleştirilen bir eylemin niy...

AYRIK VARLIK BİLEŞENİ

 Ego, bir düşman ya da kurtulunması gereken bir şey değildir. Aklın karşılığı olan ego; duygu, düşünce ve bilgiden oluşan, varlığı deneyim sahasına çeken mekanik bir bilinç yapısıdır. Üçüncü yoğunluk derecesi dersleri ego ile deneyimlenmek üzere tasarlanmıştır. Varlığın acı çekmesi, kısır döngülere tutsak yaşaması veya ayrıştırıcı tutumlar sergilemesi, bu mekanik bilincin mekanik olmayan bilinçdışı ile, yani yüksek benlik ile bağlantı kuramamasından kaynaklanır. Beşerin benliği bir bütündür. Egosu yani benleri ise onun ayrık, maddi sahalara dağılmış limitli bileşenleridir. Ne kadar çok sorgu varsa, ne kadar çok idrak edilirse yüksek benliğe o kadar yaklaşılır, ego geçirgen hale getirilir ve limitli bileşenler üzerinden limitsiz bütünlüğe o denli ulaşılır.  İç sese kulak vererek, sakin ve sessiz bir zihinle olanı biteni duru bir şekilde gözlemlemek idrakin yolunu açar. İnsanın en önemli özelliği kendi bilinç sahasının dışına çıkarak kendisini gözlemleyebilmesidir. Bunu yapmaya ...

EGOSANTRİK

Beşerin hayata yaklaşımındaki temel yanılgısı, bilmeyi, çok bilmeyi sürekli arzulaması ve yaşamın anlamını gelecek vizyonlarında, umutlarında ve inançlarında aramasıdır. Yeni üst bilgilerle muhatap olunabilmesi ya da farklı realitelerin tesirlerinin alınabilmesi, sürekli yeniyi isteyerek değil, mevcut bilginin tesirlerini sindirip, onları hayata tatbik etmek ile mümkün olabilir. İnsanın vazifesi de alacağı görevin büyüklüğüne göre bu sayede giderek gelişir. Bu yüzden birisinin " Benim vazifem nedir?" diye sorup durması abestir. İnsanın vazifesi, kendi sınırlarını, şartlandığı noktaları algılayarak bertaraf etmesi, yaşamına ve sorumluluklarına odaklanması ve bu noktalardaki düzensizlikleri farkındalıkla giderebilmesi, yani öncelikle elindekinin hakkını vermesidir. Bu noktadan sonra gelecek bir amaç değil doğal sağlıklı bir sonuç olur. Bunun ardından yeni ihtimaller de, yeni görevler de kazanılan liyakat doğrultusunda varlığın hayatına zaten akmaya başlayacaktır. Hayat, gelecek...

DİKKAT ET!

İradenize sahip çıkmak istiyorsanız enerjinizi korumayı öğrenmelisiniz. Saplantılarınız, yanılgılarınız, yargılarınız ve araç olması gerekirken amaç edindiğiniz haz döngüleriniz enerjinizi düşürür. Sağlıksız yeme alışkanlıklarınız, türlü maddesel bağımlılıklarınız, telefon ekranına kitlenip birbirinin aynısı anlamsız videoları saatlerce izlemeniz yine odağınızı dışarıya çekerek enerjinizi çalar ve sizi tüketir. Bu tükeniş madde illüzyonu içerisindeki gerçek kimliğinizi, biçimlerinizi ve Yaratan'dan ötürü yaratıcı olan karakterinizi belirleyen ruhsal kudretinizin zayıflamasına neden olur. İradenizin özgürlük oranı da, nefsin yani maddenin üzerinizde kurduğu bu tahakküm ile birlikte giderek azalmaya başlar. Tek yol, uyanık kalarak yaşamın her anını idrakli geçirmeye çalışmak ve kendine dikkat etmektir. Enerjinizi ancak kendinize hem fiziksel hem de duygusal manada dikkat ettiğiniz zaman koruyabilirsiniz. Başkalarını sevmenin, onlara dikkat edebilmenin yolu da öncelikle buradan geçer....

GERİDE BIRAKILAN YÜKLER

 Cehennem dediğiniz şey geçmişin yükünü taşımanızdan başka bir şey değildir. Bedenli ya da bedensiz hallerde çekilen ızdırabın sebebi tam olarak budur. Geçmiş, duygu ile karışık düşünce halinde, türlü acılar, korkular, kırgınlıklar ve çatışmalar ile enerjinizi zaman düzlemine hapseder. Beşerin dünya okulundaki sınavı da tam bu noktada, geçmişe hapsolmuş enerjisini, yaşadıklarının sorumluluğunu alarak ve ayrılıkları gidererek zamandan özgürleştirebilmesiyle ilgilidir. Duygusal hali şuurlu hale çevirmek, irade göstererek kendisine odaklanan ve dikkatli yaşayan bir varlığın; geçmişin tesirlerini sindirmesini ve bu yolla yapıcı, açık anlayışlara ulaşmasını sağlar. İdrakin kazanıldığı, olan bitenin net bir şekilde gözlemlendiği anda negatif hisler azalır, yükler geride bırakılmış olur ve sevgi belirir. Karmik düzensizlikler bu noktada giderilir ve ruhsal kudret bu anda idrak halinde tezahür eder. Duygu ve düşünce halinde, zamana yani madde illüzyonuna deneyim için yönlendirdiğiniz enerj...

HAKİKİ İMAN

İman etmek, sabit ve sorgulanmamış bir inancı kutsayarak, idrak edilmemiş duygu yüklü sözleri, güvenli konfor alanında tekrar tekrar söyleyerek hislenmek değildir. İman etmek demek, irade göstererek içsel bağlantısını artıran varlığın, her daim kendisinin üst versiyonu olan yüksek benliğine, bilgiyi işleyerek ve sorgulayarak yaklaşması demektir. İnsanın tekamülü kendi öz kaynaklarından faydalanmasına bağlıdır. Bu, bir anlamda imanın kuvvetlenmesidir. İmanlı insan, bildiğinin ötesinde her daim daha yüksek bir bilginin ve anlayışın var olduğu bilinciyle hareket ederek, egosunu geçirgen hale getirebilen insandır. Bu insan yeri gelince sabreder, yeri gelince bağışlar ve karmasını düzenler, yeri gelince de cesaretle sevgi eylemlerinde bulunur ve ayrılıkları giderir. Esas önemli olan, yaptığı şey her ne olursa olsun mümkün olduğu kadar idrakli yapmaya çalışmasıdır. İmanlı insan kendisini kontrol etmez; kendisine bilinçli bir farkındalıkla hakim olur. O, vicdan kanalıyla elde ettiği tecrübele...

SABREDENLER VE UMUDUNU YİTİRMEYENLER

 "Yaratan, sabredenlerin ve umudunu yitirmeyenlerin yanındadır." Bu tabir teknik bir şeydir. Sabretmek, varlık enerjisinin tükenmesini engeller. Hem bireyin hem de bütünün hayrına olacağı algılanan bir konuda umudu canlı tutabilmek ve yüksek bir imanla dua edebilmek de, madde illüzyonuna doğru yönelerek korkunun, endişenin, kaygının veya pişmanlığın şartlandırıcı etkisiyle tükenecek olan varlık enerjisinin, öze yakın ve derli toplu kalmasını sağlar. Bu hal, sessizliğe ve Sonsuz Yaratan'a en yakın olunan haldir. İrade gösterilerek elde edilen bu durum, varlığın tesir aldığı ve tesir verdiği noktalara hakim olabilmesinin sonucunda beliren meditatif bir idrak halidir. Sevgi bu anda belirir ve bedenli varlık özüyle bu anda hizalanır. Yaşam bütünüyle, varlığın deneyim ve gözlem süreçleri ile birlikte, enerjisini yönlendirmeyi öğrenebilmesi ile ilgili bir olgudur. " Siz bilmezsiniz, O bilir? " Bu ayet makul vicdanın en basit anlatısıdır. Başa gelen ve belki bazen ceza...

GÖZLEMCİ OLAN RUH

Gözlemci gözlemlediğinde değil, gözlemlediğini idrak ettiğinde onu kendine mal edebilir. Gözlemci varsa gözlenen vardır, yargılayan varsa yargılanan vardır, analiz eden varsa analiz edilen vardır. Şuur, bu ikilik hallerinin tümünde zaman düzlemindedir, limitlidir ve ego devrededir. Madde illüzyonunun etkin olduğu bu ayrılık halleri, dışarıya odaklanılan ve karşıdaki varlığa referansı zaman olan mekanik bir noktadan bakılması sonucu belirir. Ayrılıkları giderebilmek ve gözlemlediğini kendinden ayırmadan bir bütün halinde görebilmek için ise, içe doğru odaklanarak ana, yani zamansızlık noktasına gelebilmek gerekir. Varlık, yüksek benliğine bu anda hizalanır ve şuur sahasının dışına çıkarak kendisini, kendisinden ayrıştırdığı şeyle, bir bütün halinde bu anda gözlemleyebilir. Şuur sahasının dışına çıkabilmek için ise sessizlik gerekir. İçe odaklanma halinde beliren sessizlik, karşıdakini saf ve direkt bir biçimde kendinden ayrıştırmadan algılamanın yolunu açar. Sevgi bu yolla tomurcuklanır...

DUYGUYLA KURULAN TEMAS

Varlığı deneyim sahasına çeken güçlü, tanrısal arketipler olan duygular; bir his yumağı halinde içi içe geçmiş tesir öbekleridir. Bu tesirlere alan açıldığında ve gözlemlenerek uygun düzleme yönlendirildiğinde yumak çözülür ve elde edilen izlenimlerin ardından duygular yerli yerine yerleştirilir. Yaşananların tesirleri asla bitmez ve olanlara ait duygular asla kaybolmaz, kaybolmaları da gerekmez. Önemli olan duyguların tesirlerini sindirebilmek ve bu tesirlerin hangi biçimlerde, hangi düzleme yönlendirileceğini öğrenmektir. Bu aşamalarda verilen irade sınavı, mücadele, bilgi uygulaması ve duyguyla kurulan temas, varlığı vicdani bir uygulama içerisine sokar. Her duygu deneyimlenen bir sorumluluktur ve üstün bir halin ortaya çıkmasına yol açacak tesirleri bünyesinde barındırır.  İmgesel örüntülerden meydana gelen duygular, beşer düzeyindeki tüm insanlar için ortaktır ve bu deneyim yoğunluğunda varlıkları tekamül ettiren temel unsurdur. İmajinatif olması sebebiyle benzer deneyim birim...

HATA

Hata yapmaktan değil, hata yaptığını fark etmemekten korkmak gerekir. İnsanın kaderi hata yapmak üzerine kurulmuştur. Hata yapan, yanılan insan pek fark edemese de, elinde onu kurtuluşa eriştirecek bir mücevher taşır. Yapılan hataların tesirlerinin sindirilmesi, varlığa, yükselmesi ve yeni bir realiteye adım atabilmesi adına itici güç sağlar. Tekamül, yeni bir realitenin bilgisini almayı istemekten öte, mevcut realitenin tesirlerini sindirerek geride bırakabilmek ile ilgilidir. Yani asıl ilerlemeyi sağlayan içinde bulunulan hatalı hallerin ve yanılgıların idraki ve bu idrak doğrultusunda geliştirilen yapıcı yüksek biçimlerdir. Varlığın kaderi yaşananların tesirleri ile kendi şuurunun tesirleri arasında kalarak bu yüksek biçimleri geliştirmesindedir. Esasında bu durum sevginin keşfinden başka bir şey de değildir. Elmayı yemek, özgür iradesi doğrultusunda meydana getirdiği sapmaları deneyimlemek nasıl varlığın kaderi ve kendi arzusuysa; bu sapmaları, derinlerinde yatan sevgiyi keşfederek...

DEVRE SONU TESİRLERİ

Kendinizi çokça sıkışmış ve olan bitenden ötürü yorgun hissediyor olabilirsiniz. Devre sonu tesirleri kaçınılmaz bir biçimde nefisleri sıkacaktır. Bu tesirleri sindirebilenler, adaptasyon sağlayarak dayanıklılık kazananlar ve idrak ederek kendi bilinç gemisini inşa edebilenler günün sonunda ayakta kalabilecektir. Geminin batmamasını sağlayacak olan vicdanınız ve yönünüzü bulmayı sağlayacak olan da aklınız olacaktır. Her şeye rağmen, ancak sabırla dayandığınızda, sevgiyle aksiyon almaya devam ettiğinizde ve ne olursa olsun umutsuzluğa kapılmadığınızda bu geçişin kolaylıkla olmasını sağlayabilirsiniz. Gül bahçelerinde yaşamak için buraya gelmediniz. Zorlu dünya yollarının sorumluluğunu, birbiriniz ile sınanarak Sonsuz Yaratan'a hizmet edebilmek adına gönüllü olarak kendiniz üstlendiniz. Özünüzde bunu siz istediniz. İyi ki buradasınız, iyi ki bu ilahi sorumluluğu üstlendiniz. Olumlu tüm ihtimallerin kapısını umutsuzluğa düşmediğiniz takdirde açabileceğinizi unutmayınız. İnsanın, içsel...

TANRI İMAJI

Eğer bir şeyin imajına sahipseniz, o şeyi göremezsiniz ve algılayamazsınız. Gördüğünüz imaj o şeyin sadece limitli bir projeksiyonundan ibarettir. Zihinde yer eden imaj her daim maddeseldir ve tabiatıyla sınırlıdır. Öz, bu limitli imajın anlamıdır. İnsan, herhangi bir şeye inandığında ya da inancını kutsadığında; öze doğru sorgulayarak yapacağı anlam arayışını bir imaj üzerinden sınırlandırmış ve ilerleyişine ket vurmuş olur. Bu nedenledir ki, inanılan tanrı sınırlı bir imajın kutsandığı yanılsamadan başka bir şey değildir. Eğer bir tanrı varsa, madde illüzyonuna yani zamana doğru yönelen sınırlı ve sabit imajlarda değil; içe, yani zamansızlığa doğru yönelen, aşkın ve devinim eden anlayışlarla idrak edildiğinde gerçekten keşfedilebilir ve kaynağı olduğu yaratımı gözlemlenerek bu keşif genişletilebilir. Yani eldeki bilgiyle, bilimle, açık bilgilerle sorgulayarak kazanılan idrakin, yükselen anlayışlarda giderek genişlemesini gaye edinen bir zihinsel yaklaşım; insanı sınırlayan ve sabit k...

İDRAKLİ TEPKİ

Yaşamak, belirli amaçlar doğrultusunda yaşam süreçleri geçirmek değildir. Yaşamak, bu süreçleri geçirirken her adımda idrakli tepkiler geliştirebilmektir. İnsan, uzun uğraşların ardından bir yere varırken, zorlu ve yorucu bir aşamayı geçerken, sevdikleriyle mutlu zamanlar geçirirken ya da bir şeye sahip olmanın hazzını duyarken yaşadığını düşünür. Geçirilen deneyim süreçleri, yaşamın değişen evrelerinde, realiteler boyunca insanı sürükler durur. Esas olan bu süreçleri geçirmek değil, bu süreçlerin üzerine bilinçli bir farkındalıkla odaklanabilmektir. Mutluluğa, acıya, kayba, hazza, korkuya, maddenin tüm çekiciliğine ya da zorluklarına rağmen, an be an bilerek hareket edebilen ve idrakli tepkiler geliştirebilen insan mütekamildir. Sevgi ve ışık düzeyi yüksek, Sonsuz Yaratan'a yakın olan da yine bu insandır. Ruhsal kudret bu şekilde açığa çıkabilir, sevgi bu şekilde yayılabilir. Yaşam döngüleri halihazırda mekaniktir. Mekanikliğin, mekanik olmayan yüksek biçimlerle değiştirilmesi sev...

RUHSAL UYANIŞ

 Ruhsal uyanış, uyanmayı istemekle ya da uyanmalıyım demekle gerçekleşmez. Uyanış bir hedef değil, doğal bir sonuçtur. Kök çakradan giren evrensel kozmik enerjilerin, ilk üç enerji alanında içsel enerjilerle kesişerek meydana getirdiği deneyimler ve bunların sonuçlarının özümsenmesinin ardından, varlık bu kesişimi yeşil, mavi ve çivit renklerine karşılık gelen üst enerji alanlarında gerçekleştirmeyi talep eder hale gelir. Uyanış budur. Bu idrak aşamasına gelebilmek için kırmızı, turuncu ve sarı enerji alanlarına karşılık gelen hayatta kalma, kimlik oluşturma ve toplumsal ilişkiler ile ilgili deneyimlerin gözden geçirilmesi, idraki ve kabulü gerekir. Bu sayede geçmiş benlikler bağışlanır ve enerji alanlarını temizleyerek dengeye gelen varlık kendisini sever hale gelir. Karma denilen titreşimsel düzensizlikleri gidermenin tek yolu sevmekten ve bağışlamaktan geçer. Uyanış, deneyimler ve bu deneyimlerin açığa çıkan tesirlerinden bilinçli bir farkındalıkla arınabilmenin sonucunda kendil...

İMAN

 İman kavramı sanıldığı gibi körü körüne bir inanca karşılık gelmez. Kesinliğini bilmediğiniz, var olduğunu ya da olacağını umduğunuz şeye inanırsınız. İman etmek demek, eriştiğiniz bilgelik ve anlayış düzeyinin üzerinde, giderek yükselen başka yüksek bir seviyenin her daim olduğunu ve olacağını idrak etmek demektir. Bu idrak sizi kendi serbest şuurunuza yaklaştırarak içsel bir bağlılık ve derin bir güven duygusu hissetmenizi sağlar. İçsel gücün hissedildiği anda korkular dağılır ve sevgi belirir. Bu durum bir anlamda içinizdeki tanrısallığa yakınlaşmaktır. Hangi mesele ile ilgili olursa olsun, gerçek iman sahibi olan birisinin, inanç düzeyindeki katı ve sabit anlayışlarda takılı kalmış olan değil; sorgulayarak ve sorumluluk alarak bakış açısını genişleten ve kendisini sürekli yenileyen bir kimse olduğunu unutmamak gerekir. İman etmenin tanımını, inanç düzeyindeki çarpık ve sabit bir noktadan algılamak birçoklarının işine geliyor veya onları konfor alanında tutarak huzurlu zamanlar...

MEDİTATİF ZİHİN VE DUYGU

Hayata dair her şey geçmiştir. Bedenler, hareketler, olaylar, düşünceler ve bunlar gibi duygular da geçmiş zamana aittir. Bir duyguyu dönüştürmek için dikkatle odaklanabilen bir zihne ihtiyaç vardır. Dikkatle odaklanmak en kaba tabiriyle ana gelmek ve madde illüzyonuna yani zamana yönlendirilen varlık enerjisinin toparlanması demektir. Odaklanma içe doğrudur. Zihin, bu meditatif halde sınırlandırıcılarından kurtulur ve duygu, bu sessizlik anında saf bir şekilde gözlemlenebilir. Meditatif zihin, geçmiş ile an arasındaki bağlantı noktasıdır ve dönüşüm zihnin bu aşamasında başlar. Ardından duyguya alan açılır, duygu kabul edilir ve ayrıştırılmadan benimsenir. Duyguyla tıpkı bir çocuk gibi diyalog kurulması ve yargılamamak dönüşümü için gereklidir.  Duygu, varlığın enerji alanında yükselir, bedenine yayılır ve varlığı dönüştürücü etkiye sahip kıymetli tesirler içerir. Duygunun varlık üzerindeki hakimiyeti zamanın yani maddenin hakimiyetidir. Tesirlerinin içselleştirilmesi ve ayrıştırıl...