Ana içeriğe atla

Kayıtlar

inanç etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

İNSANIN SORUMLULUĞU

 Devrenin sonunda, beşer düzeyindeki insanın dünya okulunu tamamlayabilmesi için ulaşması gereken sevgi ve ışık düzeyi kendi sorumluluğunu üstlenebilmesiyle ölçülür. Üçüncü yoğunluk derecesi insanı, doğası gereği vicdanının sorumluluğunu inanç düzeyinden almaya yatkındır. Varlığın ruhsal kudretinin oluşturduğu tesir alanı olan vicdanı, ancak otomatizma içerisinde savruldukça ve realiteler boyunca sarsıldıkça adım adım yarı idrakli ve idrakli hallere doğru yol alabilir. Bu süreç varlığın kendini doğurma sürecidir. Ne kadar sancılı olsa da, günün sonunda vicdanının sorumluluğunu idrak düzeyinden almayı bir noktada mutlaka başaracaktır. Gün bugündür. Kendisini bilinçli bir fakındalıkla denetleyerek idrakli olmaya gayret edenler ve ancak bu yolda çabalayanlar, yüksek benlikleriyle bağlantı kurabilecek ve Sonsuz Yaratan'ın ışığını taşımanın sorumluluğunu iliklerine kadar hissedeceklerdir. İnsanın kendi vicdanından sorulacağı gün yakındır. Onun önünde iki seçenek vardır. İlki sabit ...

İNANILAN VE İDRAK EDİLEN BİLGİ

Bilgi hakikate eriştirmez, irade göstererek sorgulayan kişi bilginin tesirini sindirerek kendi kendini hakikate eriştirir. Yani bilgi, gerçekliğine inanmak ya da inanmamak tercihinin yapılması gereken bir şey değildir. Bir bilgi ona inanıldığı için değil, sorgulayan kişi tarafından idrak edilerek yaşam uygulamalarında kendi gerçekliğini açığa çıkarabildiği için gerçektir. Bu aşamaya gelinene kadar kabul edilmeden göz önünde tutulmalıdır. Bilgi tek bir nüve gibi görünür ama aslında bir bütündür ve diğer bilgilerle ilmek ilmek örülüdür. Yatay tekamül süreci geçiren birisi için bilgi geçmiştir yani zamandır ama dikey tekamül süreci geçiren birisi için bilgi gelecektir ve yine zamandır. Zamana bağlanmış her unsur gibi tesir aktaran bilgi, devinim eden yaratılışı ve Bir'in yasasını arayan varlıkları aşamadan aşamaya geçirmeye yarayan yegane olgudur. Üçüncü yoğunluk varlıklarının temel şartlanmalarından birisi inançtır. İnanç, sorumluluk almaktan kaçınan bir zihnin, belirli sabit bir kab...

EGOSANTRİK

Beşerin hayata yaklaşımındaki temel yanılgısı, bilmeyi, çok bilmeyi sürekli arzulaması ve yaşamın anlamını gelecek vizyonlarında, umutlarında ve inançlarında aramasıdır. Yeni üst bilgilerle muhatap olunabilmesi ya da farklı realitelerin tesirlerinin alınabilmesi, sürekli yeniyi isteyerek değil, mevcut bilginin tesirlerini sindirip, onları hayata tatbik etmek ile mümkün olabilir. İnsanın vazifesi de alacağı görevin büyüklüğüne göre bu sayede giderek gelişir. Bu yüzden birisinin " Benim vazifem nedir?" diye sorup durması abestir. İnsanın vazifesi, kendi sınırlarını, şartlandığı noktaları algılayarak bertaraf etmesi, yaşamına ve sorumluluklarına odaklanması ve bu noktalardaki düzensizlikleri farkındalıkla giderebilmesi, yani öncelikle elindekinin hakkını vermesidir. Bu noktadan sonra gelecek bir amaç değil doğal sağlıklı bir sonuç olur. Bunun ardından yeni ihtimaller de, yeni görevler de kazanılan liyakat doğrultusunda varlığın hayatına zaten akmaya başlayacaktır. Hayat, gelecek...

İMAN

 İman kavramı sanıldığı gibi körü körüne bir inanca karşılık gelmez. Kesinliğini bilmediğiniz, var olduğunu ya da olacağını umduğunuz şeye inanırsınız. İman etmek demek, eriştiğiniz bilgelik ve anlayış düzeyinin üzerinde, giderek yükselen başka yüksek bir seviyenin her daim olduğunu ve olacağını idrak etmek demektir. Bu idrak sizi kendi serbest şuurunuza yaklaştırarak içsel bir bağlılık ve derin bir güven duygusu hissetmenizi sağlar. İçsel gücün hissedildiği anda korkular dağılır ve sevgi belirir. Bu durum bir anlamda içinizdeki tanrısallığa yakınlaşmaktır. Hangi mesele ile ilgili olursa olsun, gerçek iman sahibi olan birisinin, inanç düzeyindeki katı ve sabit anlayışlarda takılı kalmış olan değil; sorgulayarak ve sorumluluk alarak bakış açısını genişleten ve kendisini sürekli yenileyen bir kimse olduğunu unutmamak gerekir. İman etmenin tanımını, inanç düzeyindeki çarpık ve sabit bir noktadan algılamak birçoklarının işine geliyor veya onları konfor alanında tutarak huzurlu zamanlar...

İNANCIN ÖTESİ

Sonsuz Yaratan'ı, kaynak olduğu yaratımını gözlemleyip adım adım keşfederek idrak etmek, O'na dair duyumsanan inanç ve inanca dayalı imandan üstündür. Düşünen insan fark edebilir ki, inancın olduğu yerde imgesel bir sınırlama, idrake dayanmayan dogmatik bir kabul ve varlığı konfor alanında tutan güven duygusu aktiftir. Yaratan'ın, sınırlı imgelerin ötesinde, anın genişleyen farkındalığında aranması, akılla biçimlendirilmemiş kabullere dikkatle odaklanılması ve güven duygusunun sadece bir yanılsama olduğunun anlaşılması; kaynağı olduğu yaratımını idrak etmenin ön koşuludur. Gerisi sadece, giderek yükselen anlayışlarda varoluşu bir üst seviyeden sevmek ve varlığın ancak kendi derinlerinde bulabileceği birlik anlayışını geliştirerek ayrılıkları gidermektir. Bunu şu yüzden belirtme ihtiyacı duyuyorum ki, idrak ile keşfedilebilen sevgiye, ancak sorgulama ile ve sınırların ötesine geçme iradesi gösterildiğinde erişilebilir. Varlığın devre sonunda hasat edilebilir hale gelebilmesi...

İNANCIN ÜZERİNDE

İnsanlar sorgulamıyor, sadece ideolojilerinin bir diğerine üstün gelmesi için çabalıyorlar. "Tanrı nedir?" sorusunu bir kez olsun samimi bir şekilde kendilerine soramadıkları halde, zihinlerinde oluşturdukları tanrı imajlarını yarıştırmaları ve limitli fikirlerini kıyaslamaları onlara çözümsüzlük ve karmaşadan başka bir şey getirmeyecektir. İçinde bulunulan dönem inançla sınırlandırılmış, göreceli ve sabit "Allah" anlayışlarının; sorgulayan bilinçlerde giderek genişleyen ve idrak edilen "Sonsuz Yaratan" anlayışlarına evrildiği bir dönemdir. Sabit, çakılı kalmak veya ilerleyip yükselmek varlığın kendi tercihi ve sorumluluğudur. Sonsuz Yaratan'ın ve sevgisinin, insanları parçalara bölen ve haklı çıkmak için savaştıkları sınırlı tüm din ve ideolojilerinin üzerinde olduğunu unutmamak gerekir. İnanç sizin düşmanınızdır, sizi parçalara ayırır, sınırlandırır ve şartlandırır. Bu bilinç düzeyinde kendi sınırlı tanrınızı farkında bile olmadan kendiniz imgeler, y...

BİLGELİK

İnsanlar, bilgeliğin dışarıdan geleceğini, sihirli değnekle dokunup birisinin onlara aktaracağını ya da bunu bir kitapta bulabileceklerini zannederler. Bilmedikleri şey, insanın ışığını yalnızca kendi içinde bulabileceğidir. Korkudan, baskıdan ve kontrolden arınmış saf bir zihinle yaşamı sınırsızca gözlemleyip neden sonuç ilişkisi geliştirebilmek, içe yönelişin ilk adımıdır. Bilginin tesiriyle düşünce gücünü harekete geçirmek ise hakikatin büyük bir resim halinde görülmesini sağlar. Bu hakikatin yeri, zamanı ve mekanı yoktur. Dolayısıyla ona giden bir yol, ona götürecek bir kişi de yoktur. Yaşanan acılar, duyumsanan korkular, çekilen ızıdıraplar, ayrılıklar... bütün bunlar dışa yani zamana bakan gözlerin, içe yani zamansızlığa yönelmesi; sevgiye, barışa, birliğe ve merhamete varlığın kendisini eriştirebilmesi içindir. Bu yöneliş her durumda varlığın kendi sorumluluğunu üstlenebilmesine bağlıdır. Dışarısı zaman, düşünce, illüzyon, hareket ve ayrılıktır. İçerisi ise sevginin ve anlayışın...

TAPINMA

 İnsanların çoğu Sonsuz Yaratan yerine dinlere, geleneklere ve sorgulanmamış ayrıştırıcı kalıplara tapınmaktalar. Üstelik Yaratan'a tapınma olgusunun, belli belirsiz bir varlıktan korkarak, baskılanmanın ve kontrol altında tutulmanın ötesinde; akıl ve vicdan yoluyla, yüksek karakterli, sevgi dolu, birleştirici ve pozitif tepki biçimlerini özlerinden açığa çıkarmak olduğundan da bihaberler. Biçimler ve tavırlar arasındaki farklılıkları yakalayarak birbirlerini yargılamakta da oldukça ustalar. Sorgulamıyor ve dışa bakan gözlerini içe yönlendirmiyorlar. Evrendeki yaratımını gözlemleyerek her adımda bir üst aşamadan algılayabilecekleri Yaratan'a yönelmek yerine; kendi düşüncelerinin ürünü olan limitli ve katı inançlarını kutsamak, onlara konfor ve güven duygusu sağlıyor. İnanılan tanrının put olduğunu; algılanan ve aranılan tanrının ise hakikat olduğunu elbet bir gün fark edecekler. Yaratan'a neden inanıyorsunuz? Yaratan eğer yaratan ise evrendeki yaratımı gözleyerek ve yaratım...

VARLIK İMAJI

 Yaşam, her zerresiyle düşüncenin zihin tarafından aksettirildiği bir ekran görevi yapar. Yani, zihinde canlandırılan imaj, zamanın akışıyla mekan içerisinde hareket kazanır ve madde illüzyonunda can bulur. Deneyimlenen bu akış içerisinde, karşınızda gördüğünüz arkadaşınız değil onun duyularla algıladığınız imajıdır. Gözlemlediğiniz bir olay ya da geçmiş hatıralarınız da birer imajdan ibarettir. Duygu, bilgi ve hislerinizle bağlantı kurduğunuz aileniz, ırkınız, milletiniz, bayrağınız da sadece birer imajdır. Madde illüzyonu, varlık imajlarını etkin olduğu boyut düzlemi boyunca yoğunluğu oranında taşıyan deneyim sahasıdır ve limitlidir. Bu limitli sahanın gözlemlenmesi, algılanması ve bu sayede imajların meydana getirdiği ayrılıkların giderilmesi, limitsiz olanın tezahürünü sağlar. Siz bunu sevgi olarak duyumsarsınız. Yaşamda deneyimlenen ve algılanan olaylar, kişiler ya da durumlar değil; tüm bunların limitli sahada yani madde ortamında tezahür etmiş hareketli birer versiyonudur. İ...

MEDİTATİF

Enerjinizi zaman düzleminden çekerek, klasik meditasyonda nasıl düşüncenin ve duygunun etkisinden  özgürleşiyor ve özünüzle uyumlanıyorsanız; günlük yaşamda da realiteleriniz yani düşünceleriniz üzerinde de aynı hakimiyeti kurarak anda kalabilir ve bu meditatif hali sürekli kılabilirsiniz. Geçmiş diye hatırladığınız ve gelecek diye hayal ettiğiniz her şey aslında birer imajdır. Madde illüzyonu zihinde meydana getirilen bu imajlara duygu ve düşünce biçiminde hareket kazandıran jeneratif çok boyutlu bir düzlemdir. Gözlemcinin bu hakimiyeti sağlaması için, duygularının yönlendirici tesirlerini içselleştirerek düşüncesine odaklanması gerekir. Odaklanmak, sorgu ve algı sürecinin neticesinde hadiseyi bütün halde görmenin yolunu açar. Bu yaklaşım biçimi varlık enerjisinin yönelimini kademe kademe disipline eder ve düşünce üzerinde kurulan hakimiyet giderek artar. İdrakin artması da bu sorgu ve odaklanma aşamalarının artışıyla paralellik gösterir. İnanç, gelenek ve katı düşünce kalıplarına...

GEÇİŞ

Bilinç, inancın yerini algıya bırakmasıyla evrilebilir. İnanç, zaman düzlemine varlık tarafından yerleştirilen bir imgedir dolayısıyla hakikat değil illüzyondur. Bu imgeye yine aynı varlık tarafından kutsiyet yani dokunulmazlık da atandığı için sorgulamanın önüne geçilir, putlaştırılır. Bu şekilde enerjisini illüzyon içerisine hapseden varlık, kendi icat ettiği tanrısının yörüngesinde şartlanmış bir şekilde döner durur ve düşüncesinin esiri olur. Varlık, ne zaman ki irade göstererek bu imgeye odaklanır, onu algılar ve sorgulayarak anlamlandırmaya başlar; o zaman realitesinin üzerinde hakimiyet kurarak bilincini yükseltebilir. Üçüncü yoğunluk derecesine ait korku, baskı ve ceza ile yönlendirilen otomat bilinçler, yaşamlarındaki katı kalıpların birer illüzyon olduğunu fark ederek onlara odaklandıklarında idraklenmeye başlarlar. Sevgi yalnızca idrakin olduğu yerde belirebilir. Sevgi ve idrak birbirinden ayrı olmayan iki unsurdur, bu düzlemde yaşayanların cennetini temsil eder ve dördüncü ...

YARATAN DİNİN ÜSTÜNDEDİR

İnsanlar Yaratan'a taptıklarını düşünürler ama aslında dinlere taparlar. Bu, putlara tapınmakla ve ataların dinini sorgulamamakla aynı şeydir. Tüm dinler düşünce ürünü birer realitedir. Bu realiteler beşerin bilinç ve farkındalık seviyesini temsil ederler. Yönetilmeye muhtaç olan varlıklar yönlendirilirler ve bilinçlerine uygun Tanrı anlatıları onlara sunulur. Varlıklar bu düzeni kendileri oluşturabilmiş olsalardı bu aktarıma da ihtiyaç olmayacaktı. Dinler haktır ama sanıldığı gibi Yaratan tarafından direkt yazdırılmaları söz konusu değildir. Bu eylem göreceli yani insanlar gibi evren içerisinde görev yapan vazifeli varlık ve varlık sistemleri tarafından Yaratan adına yapılır.  Kutsal metinlerde direkt olarak Yaratanla konuşan ya da babasına seslenen peygamberler görülür ama aslında bu konuşmalar evren içerisinde bağlı bulunulan ve himayesi altında bulunulan vazife planlarıyla kurulan iletişimdir. Din mekanizmasına dahil olan insanlar, içinde bulundukları şuur düzeyinde bunu ancak ...

İNANÇ & İLLÜZYON

Sonsuz Yaratan madde illüzyonundaki dağılacak bir imgede aranmaz; O, süregelen ve genişleyen anın farkındalığında aranır. Bu yüzden inançta ve imanda sevgi yoktur, sadece sanı vardır. Her ikisi de, madde illüzyonuna ait bir tanrı imgesinin şartlandırdığı yani hakim olunmamış düşüncenin yönlendirdiği ve kontrol altında tuttuğu zihin yapısına hitap eder. İllüzyona ait imge gözlemlenip algılanmaya başlanınca imaj yerini idrake; inanç şartlanması ise yerini sevgiye bırakır. Üçüncü boyut insanının zihni dördüncü boyuta bu şekilde evrilir. Korkunun bittiği yerde sevgi ve idrak belirmeye başlar. Saflaştırılmış bir zihinle algılamak, yani zaman düzlemine ait düşünce temelli bir unsuru gözlemleyerek içselleştirmek realite üzerinde hakimiyet kurulmasını sağlar. İnanç temelli tüm düşünce unsurları da ancak sağlıklı bir şekilde sorgulandığı ve gözlemlendiği zaman algılanıp üzerinde hakimiyet kurulabilir. Enkarnasyon gözlemlemek için; gözlem süreçleri de madde illüzyonu üzerinde hakimiyet kurabilme...

KUTSİYET

 Bozulması ve dokunulması yasak saydığınız ve sorgulamadan muhafaza ettiğiniz değer, inanç ve kalıplar sizin kutsalınız değil putunuzdur. Çünkü bunlar birer realitedir. Realiteler, duygu ve düşüncelerin yaşamdaki değişken karşılıklarıdır. Hiçbir bayrak, devlet, millet, eşya, kitap ya da din kutsal değildir ve tüm bunlar düşünce ürünüdür. Düşünce ürünü olan her unsur ise madde illüzyonu içinde hareketlidir, yani zamana aittir. Zamana ait olan dağılmaya mahkumdur ve gelişen düşünceyle hep bir yüksek olanıyla değiştirilir. Kutsiyet yalnızca anda, sarsılmaz ve kapsayıcı olana atfedilir. Kutsal olan yalnızca mutlak olandır. İllüzyon içerisinde sıkı sıkıya tutunulan hiçbir unsur; sarsılmaz, anda ve mutlak olanla kıyaslanamaz. Kutsal olan ise yaşam içerisinde yalnızca sevginin tezahürleri ile belirebilir. Mükemmel ve kusursuz olandan başka hiçbir yaşamsal unsura kutsiyet ithaf edilemez. Evren tamamiyle düşünce eseridir. Düşünce ise her zaman bir yükseği olan, ayrışma ve sapmalar meyd...

YÜKSELEN

 İnandığınız için cennete giremezsiniz. Cennet zaten içine girilecek bir mekan değil, idrakinizin ve vicdanınızın gelişmişliği oranında eriştiğiniz bir şuur uyanıklığıdır. Bu düzeye erişebilmek için zihni tüm dogmalardan, onların sebep olduğu şartlanmalardan ve inanç kalıplarından temizlemek gerekir. Algı, farkındalık ve düşünce bu sayede kademe kademe yükselir. Bu sayede enerjinizi zaman düzleminden rahatça çekip gerçeği görmek ve realiteye hakim olmak için kullanabilir ve özünüzden ışıyan sevgiye erişebilirsiniz. Bu da gelişimin, evrimin ve Sonsuz Yaratan'a yaklaşmanın eşsiz yoludur. İnanç, zamana ait eninde sonunda yıkılacak bir imgedir ve enerjinizi zaman düzleminde kısır döngülerin içine hapseder. Zamana ait olan her realite zaten dağılmak kaderine sahiptir. Bu yüzden zamanda, inancın etrafında dolanmak yerine; içinde bulunulan anda, devinim eden ve yükselen farkındalığın ışığını aramak gerekir. Tercihini dağılmaz ve sarsılmaz olandan yana kullanmak her varlığın özgür iradesin...

İNANÇ

İnanmayınız, fark ediniz. İnanç, zihni şartlandıran ve ötesini algılamaktan alıkoyan putunuzdur. Sezgilerinizi, ulaşabildiğiniz en yüksek varlıksal bilgilerle, özgürce düşünerek temellendirmediğiniz sürece, ayrılık yaratacak ve zihninizi sınırlandıracak geri bir yaklaşım biçimidir. Varlığı, huzurlu kısır döngülerin içerisine hapsederek tek tipleştirir ve otomatik davranış biçimlerine sevk ederek kontrol altında tutar. Bu sayede deneyim çeşitliliği azalır. Hata yapmaktan korkmadan, kendinizi kısıtlamayarak, hür vicdanınızla olayın neden ve sonuçlarını analiz edip algılayabildiğiniz zaman geliştireceğiniz tepki sizi siz yapacaktır. Yaratan'ı inanç kalıplarında ya da birilerinin öğretilerinde aramak yerine, etki altında kalmamış düşüncenizde, ulaştığınız yüksek bilgelikte ve vicdanda arayabilirsiniz.  Bu aynı zamanda kendinizi keşfetmenizdir. Varlık, düşüncesi ve farkındalığı kadardır. Sizi sınırlandıran kalıplar ve kendinizi ait hissettiğiniz tüm yollar siz farkında bile olmadan sizi...