Ana içeriğe atla

Kayıtlar

dönüşüm etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

MEDİTASYON VE TESİRLERE AÇILAN ALAN

Meditasyon sorunlarınızı çözüyor olsaydı sabah uyandığınızda hepsini halletmiş olmanız gerekirdi. Siz uykudayken enerjiniz tıpkı meditasyonda olduğu gibi şuur alanınızdan çekilir ve sessizleşirsiniz. Sessizlik hiçbir zaman duyguların tesirlerini sindirmenin, problemleri çözmenin ya da gereken içsel dönüşümü sağlamanın kaynağı olamaz. Sessizlik sadece, irade göstererek kendi şuur sahasının dışına çıkmayı arzulayan varlığın, kendisini zamansızlık noktasından bir bütün halinde gözlemleyebilmesinin yolunu açar ve aracı olur. Varlık bu sayede düşüncesinin de, duygusunun da, probleminin de aslında kendisinden ayrı olmadığını algılayabilir. Çözüm bu noktada, varlığın kendisini saf bir biçimde gözlemlemesiyle, eğer o isterse onunla birlikte gelebilir. Yolda yürümek değişimi getirmez, yol boyu gözlemlenenlerin aktardığı tesirleri sindirmek değişimi getirir. İnsan, yaşamının doğal akışında ilerlerken muhatap olduğu tesirlerle rastgele karşılaşmaz. İnsan, ihtiyacı olan tesirleri her daim kendisin...

İSTENÇ

 Yöneticiler bir toplumun bilinç, vicdan ve birlik düzeyinin yansıması olan kişilerdir. Toplum bireyleri kendilerini değiştirmediği sürece onları yöneten karakterler de değişmeyecektir. Dönüşüm, irade gösterebilmesi ve sorumluluk alabilmesiyle bireyden başlar. Bu yüzden şikayet etmek anlamsızdır, meseleyi kendinden ayrıştırmaktan ve sorunu dışarda aramaktan başka bir işe yaramaz. Ne zaman ki insan, kendi içindeki çatışma ve korkuyu farkındalıkla giderebilir ve kardeşini koşulsuz olarak kendinden ayrıştırmadan sevebilir; o zaman birlik ruhunun yansıması olan yöneticiyi de kendi içinden çıkaracak hale gelebilir. Kızmak, öfkelenmek ve kaygılanmak için kanalize edilen enerji, dönüşüm için kullanıldığında değişim kaçınılmaz olacaktır. Özgür irade seçimi bu yoğunluğun temel oyun kuralıdır. Beklenen değişim dışarıda aranarak değil içeriye yönelerek gerçekleşebilir. Sonuç olarak bu durum domino taşı etkisiyle toplumun her ölçekteki birimine ve yönetim kadrolarına kadar yansır. Kimse gökten...

YAKIN

 Mesih bilinci ya da mehdi karakteri, devre sonu yaklaşırken insanın kendisini yine kendi şuur uyanıklığıyla hareket edebilecek hale getirebilmesinin aktif sembolleridir. İdrakin artması, vicdanın gelişmesi ve bilincin dikey ve yatay yönde genişlemesi; kısacası varlığın yüksek benliğine yakın hareket edebilmeye başlaması bu aşamanın karakteristiğidir. Hala dışardan bir görevli varlığın gönderilmesini beklemek, kendi uyanışını yine kendi içine dönerek keşfetmesi ve sorumluluk alması gereken varlıklar için abes ve anlamsızdır. Devrenin bu aşaması, dışarı bakan gözlerin, kendi iradesiyle içe yönelerek ve kendi eşsiz yolunu bularak gerçeğe ulaşması ile tamamlanabilecek bir dönemdir. İnsanın, en büyük yardımcısının yine kendisinin olduğunu ve o gün hesap verebilmek için kendi vicdanıyla yüzleşmesinin kendisine yeteceğini anlaması gerekir. Varlığın uyanışını ve gelişimini o istemediği sürece hiçbir dış tesir sağlayamaz. Kişi eğer isterse ve irade gösterirse bunu yalnızca kendisi için yap...

DÖNGÜ

Dışarı baktığınızda gördüğünüz çatışmayı ve ayrışmayı, içeri dönerek gidermenin yollarını aramıyorsanız özünüzdeki sevgiye erişemezsiniz. Dışınız illüzyondur, yani zamandır ama içiniz sevgidir ve birliktir. İllüzyon dağılır, yinelenir ve ancak varlığı sevgiye eriştirebildiği ölçüde görevini yerine getirir. Sevgi ise özdedir, andadır ve sarsılmaz olandır. Sevgi derslerini vermeye geldiğiniz bu düzlemde karşınıza çıkan etkileşim fırsatlarına odaklanarak katı yanlarınızı dönüştürmeyi istemek gerekir. Bu döngüler halihazırda acımasızlık, bencillik, kin, korku, kıskançlık, rekabet vb. duyguları, bizi bize yansıtan varlıklar aracılığıyla fark edip dönüştürebilmemiz için fırsatlar sunar. Yaşam, bu mizansenler ile birlikte, irade gösterildiği takdirde yükselmenin ve gelişmenin yolunu açabilir. Tüm yollar katı egoların ardında gizli olan sevgiye erişmek içindir. Hayatta kalmak, yaşamak demek değildir. Her birimiz zaten belirli periyotlarda rutinleri gerçekleştiriyoruz. Bu döngülerin bize ne söy...

DUYGUNUN REHBERLİĞİ

 Bir varlığın kendi enerjisinin farkında olup, bunu kontrol edebilmesi ve gereken düzleme kanalize edebilmesi o varlığın gelişmişliğiyle doğru orantılıdır. Verim alma noktasında sıklıkla sorun yaşadığımız ve bizi tüketen yegane unsur duygularımızdır. Duygular, gölgelerimizle yüzleşmemiz ve yaşamda gereken tepki biçimlerini geliştirebilmemiz için bize yol gösteren ve rehberlik yapan zamana ait yönlendiricilerdir. Dolayısıyla zihinde beliren bu unsurları analiz etmek, onlardan ötürü yargılamak, eleştirmek, çatışmak veya sinirlenmek enerjinin zaman düzleminde hapsolmasına ve tükenmesine yol açacaktır. Bu durum, varlık enerjisinin toparlanarak çözüm ve dönüşüm için kullanılmasının önüne geçer ve ayrışma yaratır. Oysa ki varlık andadır ve arzu edilen dönüşüm zaman düzleminde değil, içinde bulunulan şu anda gerçekleşebilir. Duyguların rehberliğine erişebilmek için onları bütün halde, sadece görmeyi istemek gerekir.  Duyguların etrafında dolanmak yerine, şu anda dönüşebilmek için ne ...

BENİM TANRIM

Başkalarının farkındalık ve inanç kalıpları üzerinden tutunduğunuz tanrısal anlayışlar da size ait olmayacaktır. Hocaların, kitapların, peygamberlerin, düşünürlerin ve kısacası tüm aracıların ne dediğinin ve bunlara bağlı olarak izlediğiniz tüm yol ve yöntemlerin bir kıymeti yoktur. Sizin kendi kendinizi ulaştırabileceğiniz yüksek bilinç ve vicdan genişliğinin bir kıymeti vardır. Genel olarak düşünmüyor ve başkalarının kalıplarını kopyalayıp duruyoruz. Çünkü bu dağılacak kalıplara sığınmak bize güven hissi veriyor. Eskileri sorgulayarak dağıtırken çektiğimiz sancının, yeni realite ile birlikte hakiki özgürlüğü doğuracağının farkında değiliz. Yaşamı adım adım keşfederken ulaşmayı dilediğimiz sevgi ve ışık düzeyine, yine ancak etki altında kalmamış özgün düşüncemizle kendimizi ulaştırabiliriz. Aksi halde bir başkasının kalıplarına öykünmekten bir adım öteye gidemeyiz. Bizi şahsiyet sahibi yapan sorgulamamız, hiçbir realiteye bağımlı olmadan kendi saf düşüncemizle varoluşu anlamaya çalışm...

IŞIMA

Sevgi özünüzdür, ana ve bütünlüğe aittir. Kaynak olandır. Yaşam içerisinde gözlemlediğiniz tüm ayrılıklar ve çatışmalar sevgisizlikten kaynaklanır ve korkudan beslenir. Yaşadığınız herhangi bir olaya dikkatle odaklanarak içeriğini ve size ne söylediğini fark ederek bilince getirmediğiniz sürece kısır döngülerin kontrolünde sevgisiz bir yaşam sürersiniz. Yaşananları gözlemler, tüm yönleriyle algılar ve irade göstererek ayrılıkları giderirseniz özünüzdeki sevgiyi ortaya çıkarırsınız. Böylece adım adım dünya okuluna ait sevgi derslerini verebilirsiniz. Sevgi, yargısız bakabilmekten ve saf  düşünceyle algılamaktan geçer. Ne yaşanırsa yaşansın bu düzlemdeki döngüler, derinlerinde yatan sevginin ortaya çıkarılabilmesi içindir. Yaşamlarımıza bu şekilde odaklanmak, kendimizin ve varoluşun giderek daha da çok idrakine varabilmemizi sağlar. Yargı ve korku zamana ait imgelerdir, varlığın özüne ait değillerdir. Eğer birisi enerjisini zaman düzlemine ait bu imgelerden kurtararak özünde toplayab...

DİZAYN

Varlık, zaman döngüsü içerisine yerleştirdiği bir imgenin peşinden gittiği zaman dönüşümünü sağlayamaz. Enerjisini o imgeyi gözlemleyerek, bütünüyle algılayıp içselleştirmek için kullanabildiği zaman bu dönüşümü sağlayabilir. Yani talep edilen değişim dışarıda aranarak değil, içeriye odaklanarak gerçekleştirilir. Umut etmenin, inanmanın ya da hayal kurmanın değişimi getiren asıl unsurlar olduğu sanılabilir, fakat bu bir yanılgıdır. Bunların hepsi zamana ekilmiş imgelerdir, dualiteye aittir ve şartlanmaya neden olur. Hayatın şimdiki anda akıp gittiğini fark etmek ve değişimi tam şu anda gerçekleştirmeyi istemek önemlidir. Alım genişliği ve değişim potansiyeli yalnızca anın akışına izin verilebildiğinde aktif hale gelir. Gelecek gelecekte değil, içinde bulunulan anda dizayn edilebilir. İmge: Düşünce: Realite: Zaman: İllüzyon Yaşam birleştirilmeyi bekleyen ayrılıklar bütünüdür ve düşüncenin karşılığıdır. Düşünce ayrılık yaratır. Varlık, giderek geliştirdiği düşüncesini zaman içinde gözlem...

PERDELEME SÜRECİ

Evrimsel sürecin getirisi olarak, varlıkların deneyimlemeleri gereken katalizörlerin niteliğini ve niceliğini artırmak amacıyla bilincin, bilinçdışından ayrışması perdeleme sürecini doğurur ve varlığın psişesini meydana getirir. Bilinçdışı havuzu, evrensel ve ruhsal üst tesirlerin alındığı bilinçüstünü, geçmiş yaşam deneyimlerinin depolandığı bilinçaltını kapsar ve kolektif deneyimsel örüntülerle varlıkları birbirlerine bağlar. Üçüncü yoğunluk derecesi tekamül süreçlerinde bilinçli prensipler tarafından zamanla geliştirilen perdeleme, özgür irade sapmasının deneyimlenmesine olanak vererek negatif ve pozitif kutbiyetin açığa çıkmasına neden olur. Perde, çivit rengi çakrada yoğunlaştırılan enerjinin sonsuz zekaya temas edebilmesiyle; rüya, meditasyon, imgeleme, duru görü, sezgi vb. yöntemler ile delinebilir. Perdeleme sadece üçüncü yoğunluk derecesi tekamül süreçlerinde varlıklar tarafından deneyimlenir. Yani üst boyutlarda bu tarz bir bilinç bölünmesi söz konusu değildir. Özgür iradeye ...

DÖNÜŞÜM

Çok okumak, bilgiyi yüklenmek ya da hakikatleri arayıp bulmak bir kimsenin dönüşümünü sağlayamaz. Etki altında kalmamış bir zihnin, saf ve duru gözlem biçimleriyle, bu unsurlara, bilgiye ya da hadiseye farkındalıkla odaklanması ve düşünme süreçleri geçirmesi dönüşümünü sağlar. Birçoğumuz farkında bile olmadan türlü dogma anlayışların yönlendirmesiyle hareket ve düşüncelerimizi biçimlendiririz. Şartlanma budur. Bu sorgulanmamış anlayışlar, irade göstermesine bağlı olarak zamana, harekete, yani madde illüzyonuna bağımlı olan varlığın; kendisini içinde bulunduğu ana çekebilmesiyle dönüştürülebilir. Anda kalarak dikkatle gözlem yapabilmek realitenin tüm çıplaklığıyla algılanmasına ve üzerinde hakimiyet kurulmasını sağlar. Hareketten bağımsız olduğu için çaba gerektirmeksizin oluş halinde gerçekleşir. Bir kimsenin kendisinin farkına varabilmesi, zihninin ne kadar çok yönlendirici dış tesirin etkisi altında olduğunu geniş bir biçimde algılayabilmesine bağlıdır. Bu öğeler tek tek odaklanarak ...

KARAR

Bir eylemin gerçekleştirilmesi konusunda kararsız kalındığı vakit, o eylemin sevgiden ötürü mü yoksa; korku, kaygı, öfke vs. gibi ego kaynaklı bir duygudan ötürü mü olup olmadığı gözlemlenerek en doğru ve vicdani karar verilebilir. Yaşanan her ne olursa olsun tanrısal bir eylemdir ve derinlerinde gizli olan sevgiyi bulup ortaya çıkarmak, bu düzlemde tekamül eden varlığın temel fonksiyonudur. Sevgini olmadığı yerde korku vardır ve korku deneyimlerin kısıtlanmasına yol açar. Oysa ki, varlık deneyimlediğinde, yanıldığında ve yaşananların sonuçlarını saf bir biçimde gözlemleyerek bilince getirebildiğinde kendisini tanıyarak düşüncesine hakim olmaya başlar. Sorgulanmamış toplumsal ve dinsel kalıpların içerisinde, dışsal şartlanma öğelerinin himayesinde hata yapmadan yaşamak en doğru yol gibi görünse de, varlık kendi içsel tepki mekanizmasını oluşturamadığı sürece gereken gelişimi sağlayamaz. Bu baskılama ve sınırlama deneyim eksikliğine yol açarak karmik döngülerin oluşmasına neden olabilir...

İNANÇ

İnanmayınız, fark ediniz. İnanç, zihni şartlandıran ve ötesini algılamaktan alıkoyan putunuzdur. Sezgilerinizi, ulaşabildiğiniz en yüksek varlıksal bilgilerle, özgürce düşünerek temellendirmediğiniz sürece, ayrılık yaratacak ve zihninizi sınırlandıracak geri bir yaklaşım biçimidir. Varlığı, huzurlu kısır döngülerin içerisine hapsederek tek tipleştirir ve otomatik davranış biçimlerine sevk ederek kontrol altında tutar. Bu sayede deneyim çeşitliliği azalır. Hata yapmaktan korkmadan, kendinizi kısıtlamayarak, hür vicdanınızla olayın neden ve sonuçlarını analiz edip algılayabildiğiniz zaman geliştireceğiniz tepki sizi siz yapacaktır. Yaratan'ı inanç kalıplarında ya da birilerinin öğretilerinde aramak yerine, etki altında kalmamış düşüncenizde, ulaştığınız yüksek bilgelikte ve vicdanda arayabilirsiniz.  Bu aynı zamanda kendinizi keşfetmenizdir. Varlık, düşüncesi ve farkındalığı kadardır. Sizi sınırlandıran kalıplar ve kendinizi ait hissettiğiniz tüm yollar siz farkında bile olmadan sizi...

GÖZLEMCİ

Yaşanan üzücü bir olay karşısında zihinde beliren korku, kaygı, öfke, acı gibi duyguların dönüştürülmesi; varlığın tüm yönleriyle o olayı algılayarak gözlemci pozisyonunda kalabilmesine bağlıdır. Duyguların sürüklediği varlık zamanın, hareketin ve düşüncenin etkisinde yaşam içinde savrulurken; anda kalabilen varlık, farkındalık içinde odaklanarak, yüksek bilgiyle ve duru bir zihinle olaya hakim olmaya çalışır. Yani duygular varlığı değil, varlık duyguları kontrol edebilmeye başlar. Anın barındırdığı sevgi, ancak gözlem halinde, korkusuz ve endişesiz bir zihinle illüzyona hakim olunduğunda ortaya çıkabilir. Yeryüzünde bulunmamızın tek nedeni gözlem yapmaktır. Gözlem, bir olayı sadece görmek demek değil, aynı zamanda o olayı bütün bir biçimde kavrayarak, mümkün olan en yüksek bilgi ve anlayışla içselleştirmek demektir. Birçoğumuzun pratiklerini yaptığı anda kalabilmek bu yüzden önemlidir. Gözlemci andadır, realiteye hakim pozisyona gelmiştir ve yargısızdır. Çatışma ve ayrışma olarak görd...

SORUMLU

Kader, kendi sorumsuzluğunuzun, vicdansızlığınızın, yüksek bilgi ve akılla hareket etmeyişinizin suçunu yükleyebileceğiniz bir mekanizma değildir. Sizin kaderiniz iki elinizin arasında, realitelerinize; yüksek ahlak, etik ve bilgelikle hakim olmanızdadır. Sorumluluğu, adına yalanlar uydurduğunuz, onun adına varlıkları köleleştirdiğiniz, evrenin dışında bir yerde sizi yasaklarla ve felaketlerle sınayan bir tanrıda değil; kendi özünüzden akan sınırsız kaynağın ortaya çıkmasını engelleyen katı egolarınızda aramalısınız. Bilirseniz ki, bu egoların tek beslendiği duygu korkudur.  Yozlaşmış, dogma anlayışları temel alan kaderci ve ayrıştırmaya dayalı söylemler; aklınızı kullanıp, silkelenmediğiniz sürece sizi kontrol altında, hipnoz halinde tutmaya devam edecektir. İradeniz ile yapabildiğiniz en yüksek hareket ve düşünceyle kendinizi dönüştürmenin gerçek kaderiniz olduğunu unutmayınız.  Burak Cömertler

DÜŞÜNDÜĞÜNDEN AYRI DEĞİLSİN

Varlık, düşüncenin form bulmuş halidir. Bizler de madde illüzyonu içerisinde, düşüncelerimizin imajinatif karşılıkları olan realiteleri, yine kendi kurduğumuz bedenler aracılığıyla deneyimleyen beşer düzeyinde varlıklarız. Dolayısıyla düşündüklerimizden ayrı değiliz. Aynı kolektif düşünce havuzundan beslenir, deneyim ve gözlemlerimizle bu havuzu birlikte genişletiriz. Demek oluyor ki, birbirimizden hiç ama hiç farklı da değiliz. Yeryüzünde neden bulunduğumuzu sorguluyor ve cevabını bulmakta hala zorlanıyorsak; ayrılığı yaratan, çatışmayı körükleyen ve bütünü, bir olarak görmemize engel olan tüm sığ kalıpların ve dogmaların zihnimizde çözümlenmesine odaklanmalıyız. Bunun için de, saf düşünme ve yargısız gözlemleme biçimlerini, bireysel ve toplumsal ölçekte içselleştirebilmeliyiz. Üçüncü yoğunluk derecesi düzleminde enkarne olan varlıklar için iki temel ders programı vardır. Bunlardan ilki, egosal kimliklerin dönüştürülmesi, ikincisi ise sevgi ve uygulamalarının yapılmasıdır. Ve bunların...

DOGMA

Bilincin genişlemesi ve yükselmesi, dogmaların çözümlenmesi ile paralel gerçekleşir. Sorgulanmamış sabit düşünceler ve katılıklar ortadan kalkmaya başlayınca, varlığın davranışları yüksek benliğine, özüne daha da yakınlaşır ve uyumlu hale gelir. Anda olan Yaratan'a yakınlaşmanın, geçmiş ve gelecek imgelerinin büyüsel tesirlerinden uzaklaşarak, meditatif, duru bir zihne sahip olabilmenin yolu bu kalıpları kırmaktan geçer. İdrakli varlık, tekrarlayan döngülerin ötesine sorgulayarak ve sağlıklı neden-sonuç ilişkileri kurarak geçebilir. Varlığın kendini bilebilmesi ve içindeki tanrısallığı keşfetmesi süreci bu şekilde işler. Teoride, kendimize ne kadar çok 'neden' sorusunu korkmadan sormayı başarabilirsek, pratikte bir o kadar aşama kaydeder, bilincin hamlığını giderebilir ve varoluşa dair farkındalık kazanabiliriz. Her ne kadar kendimizi aşkın bilinç halleri içerisinde hayal etsek de pek çoğumuz sorgulanmamış kalıplardan oluşturduğumuz türlü zırhlarla etrafımızı çevirmekte old...

UYAN

 Bir varlığa ya da topluluğa hitaben söylenen 'artık uyanın!' ya da 'ne zaman uyanacaksınız?' tarzı cümleler, hitap edilen varlıkların realitelerine saygısızlıktan başka bir şey değildir. Her varlık bir diğerine göre farklı evrim aşamasında ve ihtiyacında olabilir. Dönüşüm, ancak kazanılan tecrübeler, çekilen ızdıraplar ve elde edilen farkındalıklardan sonra varlığın içsel olarak kendisini keşfetmesiyle sağlanır ve bunu özgür iradesiyle kendisinin talep etmesi gerekir. Uyanma süreci herkes için farklı gelişen, subjektif ve kişinin yalnızca kendi içine dönerek geçirebileceği bir süreçtir. Bilge insan, diğer bir varlığın realitesini anlayıp ona saygı gösterebilen insandır. Her varlığın tanrısal özü farklı karakterdedir, dolayısıyla izleyeceği yol ve tesir kaynaklarına vereceği tepkiler ve bunların süreleri de farklı olacaktır. "Ben uyandım, bakalım siz ne zaman uyanacaksınız?" "Ben bu bilgilere hakim oldum, ya siz bunları anlayabilir misiniz?" "Si...

OTOMATİZMA

Siz, herhangi bir dinsel otomatizmanın içerisine girmeyi reddettiğinizde, Sonsuz Yaratan'ı ve onun yasalarını reddetmiş olmuyorsunuz. Tam tersi, size dikte ettirilen sınırlamalar ve yaşamın özünü oluşturan deneysel süreçlerinizi kısıtlayan dogmatik, kapalı anlayışlardan kurtulmuş oluyorsunuz. Açık bilgilerle hareket ederek, Yaratan'ın sevgisi ve ışığının, varlığınızın her zerresinde olduğunu fark etmeniz, attığınız her adımın zaten O'ndan ötürü olduğunu anlamanız, dışsal şartlandırma öğeleri yerine, nefsinizi tanıyarak kendi denetim mekanizmanızı oluşturmanız, idrakli yaşamanın temelini oluşturur. Aklınızla, sorgulayarak ulaşabildiğiniz en yüksek anlayışın sizin hakiki dininiz olabileceğini anladığınız zaman, kendi realitenizi kendiniz belirleyebilecek ve evrim basamaklarını özgürce tırmanabileceksiniz. Dinler, evrenin işleyişi dahilinde, bizlerin tekamülünü gözeten vazifeli varlıkların, Sonsuz Yaratan'ın bilgisinden ötürü aktardıkları, bilinç düzeyimizin gelişmişliğine...

KOŞULSUZ SEVGİ

 Koşulsuz sevgi, her varlığın bizim farklı bir yansımamız olduğu, bir ayrım olmadığı ve ayrımı yaratanın içsel yargılarımız ile bunlara bağlı egosal benliklerimiz olduğu, idrakine varabildiğimizde, içimizde keşfedebileceğimiz yüksek tanrısal bir ifadedir. Bir kimseyi sevemeyeceğinizi düşünüyorsanız, içinizde,  ona dair yargıyı kıramıyor ve onu kendinizden ayrıştırıp bu durumun nedenleriyle yüzleşemiyorsunuz demektir. Madde illüzyonunda, üçüncü yoğunluk derecesi temel dersleri, bu benliklerin realiteler düzeyinde dönüştürülmesini ve ayrılıkların ortadan kaldırılmasına dair anlayışların geliştirilmesini amaçlar. Bu dönüşüm, koşulsuz sevmekten ve bilgiyle genişleyen idrakten ayrı tutulamaz. Sonsuz Yaratan'ın sizi asla yargılamadığını ve her birinizi ayrım gözetmeden sevdiğini anımsayıp, O'ndan örnek alabilirsiniz.  Bütün varlıkları ayrım yapmadan, koşulsuz ve şartsız sevebilmenin önündeki tek engel bizim sınırlı anlayışlarımızdır. Neden sonuç ilişkisi kurabilmek ve bilgiyle ...

ŞEYTAN

 Şeytan, boynuzu, kuyruğu ve alevden bedeni olan bir varlık değildir. Duyumsadığımız korku, sevgisizlik ve nefsimizin kontrolü altında yaşamamızın evrensel sembolüdür. Şeytan: koşulsuz sevgiyi, merhameti, anlayışı, yüksek vicdani değerlerin ortaya çıkmasını engelleyen, içsel kaynaklarımızdan beslenen, bizden ayrı ve uzak olmayan yanımızdır. İkili denge sisteminde, pozitif yönde kutuplaşmanın, potansiyel verici negatif unsurudur. Akıl etmek, idrakli yaşamaya çalışarak sorgulanmamış anlayışları dönüştürmek, bu konuda elde edebileceğimiz farkındalığın anahtarıdır.  Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınmaya niyet etmek: korkudan, bilgisizlikten ve akıl etmemekten; Sonsuz Yaratan'da temsil olunan yüksek vicdani değerlere uyumlanmaya niyet etmek demektir. Geçmişten bu yana gelen ve dinsel metinlerde çokça bahsedilen şeytan kavramı, kolektifte imgelenen korkunç imajların aksine, negatif ve geri yönde kutuplaşmanın ve maddesel düzlemde Sonsuz Yaratan'dan öte rabler edinmenin sembolüdür....