Ana içeriğe atla

Kayıtlar

kader etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

BİR ANLAMI VAR

Kaderin belli olması ne yaşanacağının belli olması demek değildir. Yaşam maketi sadece belirli şartlar içinde hangi istasyonlardan geçileceği ile ilgilidir. Bu istasyonlar varlığın evrim ihtiyacına göre titizlikle dizayn edilir. "Yaşamak" kavramının, düz bir çizgide daima bir yerden bir yere varmak olduğu sanılırsa, doğal olarak çelişki gibi görünen " Eğer kaderim belliyse yaşamanın ne anlamı var?" sorusu akla gelir. Oysa yaşam, karakteri önceden belirlenmiş bir güzergahta, ulaşılacak bir noktaya doğru değil; içinde bulunulan anın sınırsızlığında akar. Yani yaşamanın temel tanımı, bir şeyi başarmakta, bir yere varmakta ya da bir şeye dönüşmekte değildir ki, kaderin belli olmuş olması ne yaşanacağının belli olduğu anlamına gelsin. Böyle düşünülmesine sebep, bizleri zamana bağımlı kılan egodur. Yaşam, içinde bulunulan şu anda akar ve o anda ne yaşanacağını, özgür irade sahibi olan varlığın kendisinden başka hiç kimse bilemez ve belirleyemez. Anın farkındalığı da bu id...

AYNA

Tüm varlıkları kendimizi yansıtan bir ayna gibi görebilmek, diğer benliklerimizle yüzleşerek ayrılıkları gidermemizi ve birlik anlayışına yaşayarak kavuşmamızı sağlar. Bu süreçler, aklın sınırlayıcılarından giderek kurtulmasına, karmik döngülerin merhamet, sevgi ve anlayış ile çözümlenmesine neden olur. Her varlığın bir diğerini kendinden, evrenden ve Yaratan'dan ayrı görmediğini, Yaratan ile birlikte deneyimlediğini ve sonsuz evrim yollarında bir fonksiyonu olduğunu bilmemiz, yargılamanın önüne geçer ve herkesin birbirinin realitesine saygı duyması gerektiği idrakini bize kazandırır. Kutuplaşmanın olmadığı, Tek ve Sonsuz Yaratan'ın katındaki birlik anlayışına bu şekilde yaklaşılır.   Etkileşim içinde bulunduğumuz tüm varlıklarla aynı kolektiften besleniriz, bu bileşik bilinç ağı tek büyük bir varlık gibidir ve her birimiz onun farklı benliklerini oluştururuz. Bu demektir ki, yaşam içerisinde sürekli olarak bizim farklı bir yansımamız olan diğer varlıklarla yani aslında kendim...

PERDELEME SÜRECİ

Evrimsel sürecin getirisi olarak, varlıkların deneyimlemeleri gereken katalizörlerin niteliğini ve niceliğini artırmak amacıyla bilincin, bilinçdışından ayrışması perdeleme sürecini doğurur ve varlığın psişesini meydana getirir. Bilinçdışı havuzu, evrensel ve ruhsal üst tesirlerin alındığı bilinçüstünü, geçmiş yaşam deneyimlerinin depolandığı bilinçaltını kapsar ve kolektif deneyimsel örüntülerle varlıkları birbirlerine bağlar. Üçüncü yoğunluk derecesi tekamül süreçlerinde bilinçli prensipler tarafından zamanla geliştirilen perdeleme, özgür irade sapmasının deneyimlenmesine olanak vererek negatif ve pozitif kutbiyetin açığa çıkmasına neden olur. Perde, çivit rengi çakrada yoğunlaştırılan enerjinin sonsuz zekaya temas edebilmesiyle; rüya, meditasyon, imgeleme, duru görü, sezgi vb. yöntemler ile delinebilir. Perdeleme sadece üçüncü yoğunluk derecesi tekamül süreçlerinde varlıklar tarafından deneyimlenir. Yani üst boyutlarda bu tarz bir bilinç bölünmesi söz konusu değildir. Özgür iradeye ...

ANALİZ

Varlık, geçmişi sürekli analiz edip, olan biteni zihninde imgeler ve yaşananların etrafında dolaşarak onları daima canlı tutarsa, kendisini zamanın içine hapsetmiş olur. Gözlemci, yaşadığı her olaya farkındalıkla odaklanarak, enerjisini, o olayı en geniş bir biçimde algılamak için yoğunlaştırdığı ve gerekli düşünce süreçlerini geçirebildiği zaman, olayın sonuçlarını öz bilgi haline getirebilir. Dönüşüm bu şekilde, sadece içinde bulunulan anda gerçekleşir. Geçmişin tesirlerinin etkisinde savrulmak yerine, o tesirleri kendisini dönüştürmek için itici güç olarak kullanmayı seçmek, anda olan varlığın irade göstermesine bağlıdır. Zaman, düşünce ve hareketlerimizi madde illüzyonunun içine hapsetmesi için değil; korku, endişe, kaygı gibi duyguları farkındalıkla gidererek, gölgelerimizle yüzleşmemiz ve özümüzdeki sevgiyi, bilgiyle ortaya çıkarabilmemiz için vardır. Sürekli bir biçimde geçmişin analiz edilmesi varlığa hiçbir şey kazandırmaz. Geçmişin tesirleri, bu analiz ve veriler ışığında, iç...

HAKİMİYET

Varlığın zihninde gerçekleştirdiği imajinasyon faaliyeti sonucu oluşan imgenin, zaman enerjisine mekan içerisinde bağlanması ve bu sayede sürekli hareket biçimlerini açığa çıkarmasıyla; madde illüzyonu ve realiteler meydana gelir. Demek ki, yaşam tümüyle bizim düşüncemizin bir yansımasıdır. İdrakli varlık bu düşüncelere neden ve sonuçlarıyla hakim olabilendir. Realitelere hakim olabilmek demek, varlığın, bir olayı bilgisi ölçüsünde, etki altında bırakılmamış bir zihinle ve yüksek düşünceyle algılayabilmesi demektir. Bu algılama hali, herhangi bir analiz ya da yargılamadan uzak olmalıdır. Bu sayede varlık, enerjisini duygu durumlarının içerisinde tüketmek yerine, hadiseyi en yüksek mertebeden anlamlandırmak için kullanır, anda kalmaya yaklaşır ve kapsamlanan realiteler arasında geçiş yaparak gelişim basamaklarını tırmanabilir. Enkarnasyonun temel amacı olan gözlem bu şekilde sağlıklı yapılabilir. Varlığın evrimi, kapsamlanan realitelerinin doğrultusunda, giderek kendini daha çok bilebil...

SORUMLU

Kader, kendi sorumsuzluğunuzun, vicdansızlığınızın, yüksek bilgi ve akılla hareket etmeyişinizin suçunu yükleyebileceğiniz bir mekanizma değildir. Sizin kaderiniz iki elinizin arasında, realitelerinize; yüksek ahlak, etik ve bilgelikle hakim olmanızdadır. Sorumluluğu, adına yalanlar uydurduğunuz, onun adına varlıkları köleleştirdiğiniz, evrenin dışında bir yerde sizi yasaklarla ve felaketlerle sınayan bir tanrıda değil; kendi özünüzden akan sınırsız kaynağın ortaya çıkmasını engelleyen katı egolarınızda aramalısınız. Bilirseniz ki, bu egoların tek beslendiği duygu korkudur.  Yozlaşmış, dogma anlayışları temel alan kaderci ve ayrıştırmaya dayalı söylemler; aklınızı kullanıp, silkelenmediğiniz sürece sizi kontrol altında, hipnoz halinde tutmaya devam edecektir. İradeniz ile yapabildiğiniz en yüksek hareket ve düşünceyle kendinizi dönüştürmenin gerçek kaderiniz olduğunu unutmayınız.  Burak Cömertler

EĞİLİM

Negatif eğilimli bir varlık öfkesini ayrıştırmaya, bölmeye ve yasaklarla başka varlıklar üzerinde hakimiyet kurmaya kanalize eder. Pozitif eğilimli bir varlık ise, bu duyguyu, kendisinin bir parçası olarak kabul eder, akıl süzgecinden geçirir, onunla yüzleşir ve enerjisini; acıdan doğarak karşısındaki varlıkla bütünleşmek için kullanır. Çatışma, çatışan tarafların birbirlerinden ve bütünden farklı olmadıklarını anlamalarıyla, yerini dönüşüme ve birleşime bırakır. Olayın derinliklerinde barındırdığı sevgi açığa çıkar. Birlik, bağlarını, kendisini yeniden keşfederek fark eder ve varlıklar birbirlerine hiç olmadığı kadar sıkıca kenetlenirler. Madde illüzyonu kurulur, dağılır ve yenilenir. Yaşanan hiçbir şey nedensiz ve birbirinden bağımsız değildir. Varlıkların dahil oldukları tüm realiteler kendi bilinç ve düşüncelerinin birer yansımasıdır. Yani, insan kendi gerçekliğini, iradesiyle yine kendisi meydana getirir ve bu gerçekliğin üstüne çıkabilmek için yine kendisini vazifedar kılar. Yaşa...

İKİ TANRI

Korku, egonun tanrısıdır. Varlığın düşünce ve eylemlerinin umuttan değil, endişeden ötürü olmasına yol açar. Yaşamsal döngülerin şifalandırıcı yönünü gizler, ızdırap verici, ayrıştırıcı yönünü ortaya çıkarır ve varlığın düşünceye değil, düşüncenin varlık üzerinde hakimiyet kurmasına neden olur. Kısır kalıplar, gelenekler ve sorgulanmayan öğretiler, onu duyguya ve zamana bağımlı kılar. İlahi ışıktır özün tanrısı. Karanlığı aydınlatması yegane kaderidir. Katı vicdanlardaki küçücük bir çatlak bile yeter içeri sızması için. Sonsuzluğu ve bilgeliği andadır. Özgür irade tek yol göstericisidir. Ancak şartlanmamış bir zihinle, gölgelerle yüzleşmeye hazır olduğunda, varlık onu kendi içinde keşfedilebilir. Her cümlenin ve surenin başında söylenen ve tekrarlanan "Şeytandan Allah'a sığınmak" ne demektir? Otomatik bir biçimde yüz yıllardan beri mühür gibi ağzımızda olan bu ayet; korkmaktan, sorgulamamaktan, akıl etmemekten, nefsi kontrolünde yaşamaktan, yani aklın alabileceği tüm nega...

DÖNÜŞÜMÜZ O'NADIR

Sonsuz Yaratan'ın katında kutuplaşma yoktur. O, yarattığı hiçbir varlığı içerisinde bulunduğu hal ve davranışından ötürü yargılamaz ve varlıklarıyla birlikte deneyimler. Bu yüzden madde realiteleri düzeyinde alınan her türlü aksiyon, tanrısal birer eylemdir ve gözlem açısından kıymetlidir. Madde düzleminde enkarne olarak deneysel süreçler geçirmek, bizleri bu sayede O'nun yolunda vazifedar kılar. Kısıtlı anlayışlarımıza göre ölüm bir bitiş gibi görünebilir, fakat bu sadece dezenkarnasyondur. Dinlenme, yeni enkarnasyon sürecine hazırlık ve geçirilen süreçten elde edilenlerin Sonsuz Yaratan tarafından özümsenmesi aşamasıdır. Her aşamada O'nun sonsuzluğunu içimizde keşfeder ve O'na doğru ilerleriz. Yaratan'ın yarattığı varlıklarından ayrı olmaması ve dönüşün; deneyim, gözlem ve bunlardan süzülenlerle O'na doğru olması budur.  Bu yüzden varoluşa yargısız bakabilmek, ego kaynaklı bakış açılarını ve hareketleri dönüştürebilmek önemlidir. Giderek O'na doğru dönülür...

DÜZEY

Devre sonunda, gezegen üzerinde enkarne olmuş varlıkların az bir kısmı kendisini yeterli sevgi ve ışık düzeyine ulaştırabilir. Kutsal kitapların diyalektiğini hatırlayınız. Tufandan ya da felaketten kurtulanlar, geride kalanlara nazaran her zaman azınlık konumundadırlar. Ruhsal bilgileri inceleyiniz. Devrenin sonunda yeterli vicdan, sevgi ve idrak seviyesine kendilerini ulaştıranların oranı oldukça azdır ve geride kalanlar titreşim düzeylerine uygun gezegenlerde döngüleri tekrar ederler. Bizler sanıyoruz ki uyandık, aydınlandık, süper bilinç aşamalarına kendimizi ulaştırdık. Yanılıyoruz. Hala vicdanlarımız katı, affedemiyoruz, sevemiyoruz; yansımamız olan kardeşimizin aslında kendimiz olduğunu anlayıp onu yargılamaktan ve ayrıştırmaktan vazgeçemiyoruz. Bizler hala gölgelerimizle yüzleşmekten kaçıyor, sorgulamaktan uzak bir halde; farkındalıkla değil, inanç kalıplarıyla hareket ediyoruz. Etrafımızdaki bir grup insana bakarak yükselişe geçtiğimizi, hatta boyut atlayıp topluca yüksek bili...

DİNİN ÖTESİ

Vicdanı yeterince gelişmemiş ve nefsinde henüz katılıklar olan bir varlığı, otomatizmaya dayalı ahlak kurallarıyla kontrol altında tutabilir ve o varlığa, bilinç düzeyine karşılık gelen 'Tanrı' anlatılarını sunabilirsiniz. Bu yüzden insanlara, kendilerinin henüz oluşturamadıkları düzeni tebliğ etmek ve ham bilinçlerinin, düşünce süreçleri geçirerek, gereken tanrısal anlayışlara kendilerini ulaştırmalarını sağlamak için; sembolik, katmanlı ve kapalı anlatımların yer aldığı dinler gönderilmiştir. Bu iletiler belirli realitelerin karşılıklarıdır ve insanlar kendi düzenlerini, yüksek bilinç ve gelişmiş vicdani değerler yönünde kurabildikleri noktada terk edilmelidirler. Bu, dini reddetmek demek değildir, aksine; içerisinde barındırdığı dışsal şartlandırma öğelerine açık bilgilerle yaklaşarak, kapsamlanan realitelerin ve genişleyen anlayışların ışığında onları özümseyerek geride bırakmak ve uygun anlayış zeminine oturtmak demektir. Din realitesinden öte bir realite olmadığını düşünü...

YALNIZLAŞMA

Erişilen farkındalık, yalnızlaşmanın elbette en büyük sebebidir. Bilge bir yalnızlığı, sorgulamamanın derin hipnoz etkisine ve huzuruna tercih eden varlık; yolda kalabilmenin, ilerlemenin ve umudun imgesini tüm zorluklara rağmen sağ cebinde taşır. Bu imge bazen kor alevlere dönüşür, deler geçer bedenini; bazen de çiçek açar, kendisini aşar... Varılan her durak, yeni bir mutluluk evresinin bilgisini içerisinde barındırır. Kaderidir her varlığın ilerlemek, bu sevgi yolunda keşfederek O'nu, gözleyerek her baktığı yerdeki yansımasını ve gerçekleştirerek kendisini, kendi iradesiyle adım adım... Uyanış sürecinde misiniz? Siz konuşmaya başlayınca etrafınızdaki insanlar size garip garip mi bakıyor? Anlaşılmadığınızı mı düşünüyorsunuz? Yoksa, giderek yalnızlaştınız ve size uyum sağlayacak, benzer frekanstaki varlıklarla karşılaşamama gibi korkularınız mı var? Lütfen endişelenmeyin, elbette ki bu yazı dertlerinize derman olacak çözümü kendi içinizde bulabilmeniz için gerekli olan tesiri şidd...

TESİRLER BÜTÜNÜ

 Bizler, birer tesirler bütünüyüz. Şaka yollu bile olsa kendimize negatif nitelemeler yaptığımızda, zihnimiz ve bedenimiz ona göre tepki vermeye başlar. Geçmiş anıları anımsayıp onlara tutunduğumuzda, tıpkı büyü gibi tesir yapar ve bizi dolu dolu yaşamaktan, anda kalmaktan alıkoyar. Kendimizi hassas radyo alıcıları gibi düşünebiliriz. Bu yüzden, tesir aldığımız noktaları kontrol edebilmek; dengeli bir yaşam sürmenin ve idrakli olabilmenin ön koşuludur.  Yaşam içerisinde, tesir odaklarına karşı verdiğimiz tepkiler evrim düzeyimizle doğru orantılıdır. İnanç kalıpları, geleneksel etkiler ya da bütünün hal ve hareketlerini sorgusuz doğru kabul etmek, farkında olmadan bizi yönetir ve otomatik bir yaşam sürmemize yol açar. İşin kötüsü, "neden" diye sorgulamadığımız müddetçe bu kısır döngülerin tatlı huzurunda sürüklenir dururuz.  Söz tıpkı büyü gibi tesir yapar. Bu tesiri sindirebilmek ve uygun tepkiyi geliştirebilmek için egosal kimliklerimizi optimize hale getirmemiz gerekir....

NEFİS BİLİNCİ

 Nefis bastırılmamalı, bilinçlendirilmelidir. Bunun için, deneyim ve gözlem süreçleri yaşayarak gerekli tecrübeler kazanmak ve yaşama aktif bir biçimde dahil olmak gerekir. Varlığın, hareketlerini kontrol altında tutması önemlidir, fakat bu kontrolün korku ya da baskı kalıplarıyla yapılmasıyla, idrakli bir biçimde, deneyime dayalı, öz kontrolü gelişmiş bir biçimde yapılabilmesi arasında büyük fark vardır. Gelişmiş bir varlık, bu denetimi bilinçli ve idrakli bir biçimde sağlayabilendir. Bunun göstergesi de, varlığın düşüncelerinin ve eylemlerinin örtüşmesidir.   Dengeli bir yaşam sürmek ve anda kalabilmek birçoğumuzun ulaşmaya çalıştığı idealidir. Bu iki kavram birbirinden ayrı değildir ve hatta bunlara ek olarak nefsi bilinçli bir şekilde kontrol etmenin, bu oluş halleri üzerine bağlayıcı ve sürekli kılıcı etkilerini de göz önünde bulundurabiliriz. Nefis, deneyimlerle ve bu deneyimlere dair elde edilen çıkarımlarla aşamalar kaydedebilen bir olgudur. Bu da demek oluyor ki,...

BİRLİĞİN BENLİKLERİ

Yaşamsal realiteler içerisinde, varlıklara dair gözlemlenen tüm ayrılıklar, Yaratan'ın enerjisinin farklı benlikler yoluyla tezahür etmesinden kaynaklanır. Yani, bütünün ayrık ve çatışma halinde görünmesinin ana sebebi, madde illüzyonunda, logosun, doğası gereği yarattığı katalizörler sayesinde, etkileşime girerek birbirini dönüştürmesi ve tamamlaması gereken benliklerdir. Kolektif denilen organik tanrısal yapı, bu benliklerin beslendiği ve birlikte oluşturduğu bilinçdışı bileşkesidir. Bu yüzden, düşüncenin form bulmuş hali olan beşer, birbirinden ayrı değildir, karşısındakine bakınca kendisini görür, aynaya bakınca Yaratan'ı görür. Tekamül düzeyimiz olan üçüncü yoğunluk derecesi, bu benliklerin dönüştürüldüğü ve sevgi uygulamalarının yapıldığı evrim düzeyidir. Bu dönüşüm ise ancak bilgiyle, akıl ederek, sorgulayarak ve nefsi, deneyimler yoluyla bilinçlendirerek sağlanabilir. Tekamül süreçleri, bu ayrılıkları gidermek üzerinedir. Yaşanılan deneyimler ve bu süreçlerde elde edile...

UYAN

 Bir varlığa ya da topluluğa hitaben söylenen 'artık uyanın!' ya da 'ne zaman uyanacaksınız?' tarzı cümleler, hitap edilen varlıkların realitelerine saygısızlıktan başka bir şey değildir. Her varlık bir diğerine göre farklı evrim aşamasında ve ihtiyacında olabilir. Dönüşüm, ancak kazanılan tecrübeler, çekilen ızdıraplar ve elde edilen farkındalıklardan sonra varlığın içsel olarak kendisini keşfetmesiyle sağlanır ve bunu özgür iradesiyle kendisinin talep etmesi gerekir. Uyanma süreci herkes için farklı gelişen, subjektif ve kişinin yalnızca kendi içine dönerek geçirebileceği bir süreçtir. Bilge insan, diğer bir varlığın realitesini anlayıp ona saygı gösterebilen insandır. Her varlığın tanrısal özü farklı karakterdedir, dolayısıyla izleyeceği yol ve tesir kaynaklarına vereceği tepkiler ve bunların süreleri de farklı olacaktır. "Ben uyandım, bakalım siz ne zaman uyanacaksınız?" "Ben bu bilgilere hakim oldum, ya siz bunları anlayabilir misiniz?" "Si...

KADER PLANI

Her enkarnasyon öncesi, biz henüz spatyom yani ahiret aşamasındayken evrim ihtiyacımız ile doğru orantılı olarak yüksek benliğimizin, ihtiyaç halinde rehber varlıkların desteğiyle oluşturduğu yaşam kurgusudur. Mesleğimiz, cinsiyetimiz, kullanacağımız bedenin yapısı, içine doğacağımız aile, millet, yaşam şartlarımız vb. gibi türlü unsurlar bu şuur düzeyinde, en verimli tekamül sürecini geçirmemiz için titizlikle belirlenir. Tüm bu şartlar geçicidir, görecelidir ve her yaşamda değişkenlik gösterir. Yapılan planlama, gidilecek güzergahın sınırlarını, yapısını ve rotasını belirler. Yaşamın özü, bu yolculuk esnasında geçilecek istasyonları amaç edinmekten öte gidilecek olan bu yolu her anıyla dolu dolu yaşamaktan, yolda kalarak gözlem yapmaktan ve içimizdeki tanrısallığı deneysel süreçler geçirerek keşfetmekten geçer. Kaderimizin belli olması, ne yaşayacağımızın belli olduğu anlamına gelmez. Gideceğimiz güzergah, uğrayacağımız istasyonlar ve üzerimizdeki giysiler genel hatlarıyla bellidir a...