Ana içeriğe atla

IZDIRABIN FONKSİYONU

Izdırap, çekilecek bir tür ceza ya da ödenecek bir kefaret değildir. Aksine, insanın üstün bir şuura ulaşabilmesi/itilebilmesi için gereken kıymetli tesirleri barındıran ve idrakle aşılması gereken maddi bir duvardır. Tekamülünde olumlu ilerleme sağlayacak olan birisi, çektiği ızdırabın kaçıp kurtulanacak bir his olmadığının farkındadır ve bu duyguyu kıymetli bir mücevher gibi kendisine yakın tutar. Izdırabın tesirini alarak korkusuzca, vicdani, birleştirici tepkiler geliştirebilmek ya da bağışlayabilmek, maddeye hakim olabilmenin ve duvarın ötesine geçebilmenin sonucunda belirir. İnsanın kaderi giderek genişleyen ve yükselen bir şuur sahasında, karşılaştığı durumlara ait tesirleri sindirmekle ve bu yolla madde ile olan ilişkilerini kapsamlandırarak düzenlemekle süregelir.

Izdırap sürekli ve sonsuzdur. Ta ki irade gösteren insan, sorumluluğunu alıp, kendisini içinde bulduğu bir durumun ya da ruh halinin ötesine geçmeyi, üstüne çıkmayı başarana kadar. Yani kutsal metinlerdeki sonsuz ızdırap vurgusu, varlığın kendisini, yine kendisi tarafından aşılamaycak kısır bir döngüye yerleştirmesi sonucu beliren göreceli bir sonsuzluktan ibarettir. Evrenin işleyişi, insan kendi sorumluluğunu üstlensin ve bir basamak yukarıya kendisini çıkarabilsin diye bu şekilde düzenlenmiştir. Yaratan mutlak, tekamül sonsuzdur; bu yüzden sonu olmayan herhangi bi ızdırabın olması da söz konusu değildir.

Cennetten kovulan, yani elmayı yiyerek deneyim süreçleri geçirmeyi kendisi arzulayan beşerin, yeryüzünde maddi tesirler ile meşgul olurken geçirdiği zorlu süreçler onun cehennemidir. Cehennem uzakta değildir, tam olarak dünya yaşamının kısır, aşılamayan ve ızdırap veren döngülerindedir. Cehennem, insanın, geçmişin yükünü ve ızdırabını taşımaya devam etmesindedir. Cehennem, insanın korkmasında, çatışmasında, ayrılıkları giderememesindedir. Cehennem, insanın, tekrar eden mekanik döngülerinin üzerine bilgelik ve iradeyle çıkamamasındadır.

Ölüm sonrasında da durum aynıdır. Ölen varlık direkt olarak spatyoma geçemez. Önce bir teşevvüş yani kendisiyle yüzleşme ve deneyimlediklerini şuur altına aktarma süreci geçirir ki, bu süreçler de döngüsel, tıpkı dünya yaşamındaki gibi tekrarlayan imgelerle yüzleşilmesi gereken bir süreçtir. Teşevvüş aşaması astral katların fizik plana en yakın bölgesinde gerçekleşir ve varlık bu aşamada, bu özümsemeyi göreceli bir zaman sürecinde, gereken şekilde gerçekleştiremezse gerçek anlamda spatyoma geçemez ve bu sırada duyduğu ızdırap da onun nazarında sonu olmayan bir yüzleşme gibi hissedilir. Onun, kovulduğu cennetine yeniden erişebilmesi için deneyim ve gözlem süreçlerinden elde ettiklerini, kendi sorumluluğunu üstlenerek özümsemesi şarttır.

İçinde bulunulan haller, yaşanılanlar boşuna değildir. Çekilen ızdıraplar da boşuna değlidir. En anlamsız gibi görüneni bile varlığı özündeki ışığa ulaştıracak tesiri içinde taşır. Bu yaklaşımı geliştirebilmek varlığı tekamül yolunda hızlandırır. İdrak, kabul ve bağışlama örgüsü, yine her durumda dileyenin yolunu aydınlatacaktır.


Burak Cömertler

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CENNET & CEHENNEM

 Cennet, belirli bir evrimsel aşamayı tamamlamış varlığın bilinç ve farkındalık seviyesinin sembolüdür. Cehennem ise bedenli ve bedensiz hallerde, varlığın tekamülü için ihtiyaç duyduğu, kendi vicdanının gelişmişliği oranında duyduğu ızdıraptır. Ne cennet içinde hurilerin olduğu bir saray ne de cehennem sırta giyilen katrandan bir gömlektir. Kutsal metinlerde ham ve sembolik olarak verilen bu kavramlar, belirli evrimsel realitelerin artık açıkça anlaşılması gereken ifadeleridir.  Ruhsal varlık,  boyutlar ve realiteler arasında türlü maddesel bedenler kullanır, Yaratan'ın sonsuz ışığı ve bilgisi  doğrultusunda evrimini sürdürür. Sıralı enkarnasyonlar geçirir. Sonunda üzerinde yaşadığı gezegende belirli bir evrim aşamasına gelir. O artık belirli bir realitenin bilgisini deneyimlemiş ve yeni bir başlangıcın kıyısına gelmiştir. Ham olan bilincinin sevgi ve idrakle belirli bir olgunluğa erişmesi, kutsal metinlerde 'cennet', açık bilgiye ulaşması ise 'cennet meyveleri'ne ...

SENİN ESERİN

Sürekli mutlu olunması gerektiğini kim söyledi? Acı çekmenin, hasta olmanın gereksiz olduğunu, göğün her zaman açık olması gerektiğini kim söyledi? Kim söyledi dünyanın adaletli bir yer olması gerektiğini, buna dair kök inanç nasıl oluştu? Kim söyledi savaşların olmaması gerektiğini, ölümün kötü olduğunu? Dünya kendi etrafında dönüyor, insan da onun üzerinde etiyle, kemiğiyle ve düşüncesiyle dönüyor. Döngüleri kısır ve sevgisiz. Dışında olan, ona acı veren her şeyin kendi sevgisizliğinin eseri ve yansıması olduğunu anlayamıyor. Sorgulamıyor, yalnızca inanıyor. Hayır, o sadece rahat etmek istiyor, hem de hiç çaba harcamadan. Hiç sorumluluk almadan kalıplara sığmaya, kimlikler ardına gizlenmeye devam ediyor. En büyük marifeti de bir suçlu bulup onu dışarıda araması. Bu düzeni kendi eliyle kurdu. Dışında oyalandı, içine bakmayı unuttu, kurduğunun esiri oldu. Güç ve haz onun gözlerini kör etti. Her yeri acıyla kaplı halbuki. Etini çizsen kanayacak. Dışardan yardım beklemekten, kurtarıcı yo...

OTOMATİZMA

Siz, herhangi bir dinsel otomatizmanın içerisine girmeyi reddettiğinizde, Sonsuz Yaratan'ı ve onun yasalarını reddetmiş olmuyorsunuz. Tam tersi, size dikte ettirilen sınırlamalar ve yaşamın özünü oluşturan deneysel süreçlerinizi kısıtlayan dogmatik, kapalı anlayışlardan kurtulmuş oluyorsunuz. Açık bilgilerle hareket ederek, Yaratan'ın sevgisi ve ışığının, varlığınızın her zerresinde olduğunu fark etmeniz, attığınız her adımın zaten O'ndan ötürü olduğunu anlamanız, dışsal şartlandırma öğeleri yerine, nefsinizi tanıyarak kendi denetim mekanizmanızı oluşturmanız, idrakli yaşamanın temelini oluşturur. Aklınızla, sorgulayarak ulaşabildiğiniz en yüksek anlayışın sizin hakiki dininiz olabileceğini anladığınız zaman, kendi realitenizi kendiniz belirleyebilecek ve evrim basamaklarını özgürce tırmanabileceksiniz. Dinler, evrenin işleyişi dahilinde, bizlerin tekamülünü gözeten vazifeli varlıkların, Sonsuz Yaratan'ın bilgisinden ötürü aktardıkları, bilinç düzeyimizin gelişmişliğine...