Ana içeriğe atla

DEĞER FARKINDALIĞI

 Siz, kendinizi bile yeterince tanımıyorken, her gün bir oranda daha yüksekten keşfediyor ve evrende ne kadar önemli bir fonksiyona sahip olduğunuzu bilmiyorken, kendi değerinizi neden başkalarının sınırlı yargılarına göre belirliyorsunuz? Kendinize odaklanmanız kendinizi sevmenize ve kıymetinizi anlamanıza eş değerdir. Kendinizi sevmeniz ise yaşam döngüleriniz boyunca aldığınız aksiyonların neden ve sonuçlarını algılayarak süreçlerin idrakine varmanız demektir. Yaratan'ın sevgi ve ışığını başkalarına aktararak hizmet edebilmenin yolu da bu bireysel farkındalıktan geçer. Şifacı önce kendisini iyileştirebilmelidir.

Evren dev bir organizmadır ve zinciri oluşturan halkalar birbirine karşı sorumludurlar. Bir varlık diğerinden daha değerli ya da değersiz değildir. Sadece evrim düzeyi oranında liyakati farklıdır ve bu ölçüde fonksiyon görüp sorumluluk alırlar. Geçirilen her deneysel aşama ve gözlem süreci bunu deneyimleyen varlıkla birlikte Sonsuz Yaratan tarafından da özümsenir. Tüm varlıklar bu yolla, yaşayarak Yaratan'a hizmet ederler. Dolayısıyla, öncelikle bir varlığın, attığı adımdan, aldığı nefesten, diğer varlıklarla girdiği etkileşimden vb. türlü yaşam süreçleri ile birlikte özünden açığa çıkardığı sevgiden ötürü, hangi aşamada olursa olsun kıymetli bir varoluş fonksiyonu olduğunu anlaması gerekir.

Varlığın kendisine atadığı değerin referans noktası, kendisini yeterince tanımayan ve hatta hiçbir zaman tanıyamayacak olan başka bir varlığın yargısı yani zihninde oluşturduğu imaj olduğu zaman, madde illüzyonunun etkisi aktif hale gelir. Bu imaj üzerine yoğunlaştırılan varlık enerjisi illüzyon içerisine hapsolur. Bu durumun sürekliliği değersizlik hissini meydana getirir ve öz güven kaybı yaşanır. Ne zaman ki varlık irade göstererek bu duygunun tesirlerine saf bir biçimde odaklanır, gözlemler ve enerjisini zaman düzleminden çekerek bu imajı görmeyi ve algılamaya karar verir; o zaman özünden sevgiyi açığa çıkarabilir ve illüzyonun tesirinden farkındalıkla özgürleşebilir. Dışa bakan gözler ne zaman ki içe odaklanır; o zaman tüm duygu ve düşünceler anlamını bulurlar.

Burak Cömertler




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CENNET & CEHENNEM

 Cennet, belirli bir evrimsel aşamayı tamamlamış varlığın bilinç ve farkındalık seviyesinin sembolüdür. Cehennem ise bedenli ve bedensiz hallerde, varlığın tekamülü için ihtiyaç duyduğu, kendi vicdanının gelişmişliği oranında duyduğu ızdıraptır. Ne cennet içinde hurilerin olduğu bir saray ne de cehennem sırta giyilen katrandan bir gömlektir. Kutsal metinlerde ham ve sembolik olarak verilen bu kavramlar, belirli evrimsel realitelerin artık açıkça anlaşılması gereken ifadeleridir.  Ruhsal varlık,  boyutlar ve realiteler arasında türlü maddesel bedenler kullanır, Yaratan'ın sonsuz ışığı ve bilgisi  doğrultusunda evrimini sürdürür. Sıralı enkarnasyonlar geçirir. Sonunda üzerinde yaşadığı gezegende belirli bir evrim aşamasına gelir. O artık belirli bir realitenin bilgisini deneyimlemiş ve yeni bir başlangıcın kıyısına gelmiştir. Ham olan bilincinin sevgi ve idrakle belirli bir olgunluğa erişmesi, kutsal metinlerde 'cennet', açık bilgiye ulaşması ise 'cennet meyveleri'ne ...

AYRIM

Kendinizi sınıflara, mezheplere, partilere, dinlere, milletlere dayanarak ayrıştırmayı sürdürdüğünüz sürece tüm yaşama sevgiyle bakarak birlik bilincini idrak edemezsiniz. Tutunduğunuz tüm bu kalıplar zamana ait dağılacak realitelerdir, şartlanmaya neden olurlar. Yani düşünce ve iradenizi ele geçirerek yaşamın kısır döngülerinin içine hapsederler. Sonsuz Yaratan, ayrışma ve çatışmaya neden olan bu illüzyonatif döngülerde aranmaz. O, korkunun olmadığı yerde, yalnızca öze ve ana ait olan kapsayıcı sevgide, barışta ve merhamette aranır. Bunun için de her birey, dışa bakan gözlerini kendi içine odaklamalı, sorgulamalı ve ayrışmaya yol açan tavır ve düşüncelerini idrak edebilmelidir. Her varlığın bir diğerini kendinden, evrenden ve Yaratan'dan ayrı görmemesi gerektiğini, onun da Yaratan ile birlikte deneyimlediğini ve evrenin işleyişinde kıymetli bir fonksiyonu olduğunu unutmamak gerekir. Her etkileşim, karşınıza çıkan her insan sizi size yansıtan bir aynadır ve aynadan yansıyan Yaratan...

DUYGUYLA KURULAN TEMAS

Varlığı deneyim sahasına çeken güçlü, tanrısal arketipler olan duygular; bir his yumağı halinde içi içe geçmiş tesir öbekleridir. Bu tesirlere alan açıldığında ve gözlemlenerek uygun düzleme yönlendirildiğinde yumak çözülür ve elde edilen izlenimlerin ardından duygular yerli yerine yerleştirilir. Yaşananların tesirleri asla bitmez ve olanlara ait duygular asla kaybolmaz, kaybolmaları da gerekmez. Önemli olan duyguların tesirlerini sindirebilmek ve bu tesirlerin hangi biçimlerde, hangi düzleme yönlendirileceğini öğrenmektir. Bu aşamalarda verilen irade sınavı, mücadele, bilgi uygulaması ve duyguyla kurulan temas, varlığı vicdani bir uygulama içerisine sokar. Her duygu deneyimlenen bir sorumluluktur ve üstün bir halin ortaya çıkmasına yol açacak tesirleri bünyesinde barındırır.  İmgesel örüntülerden meydana gelen duygular, beşer düzeyindeki tüm insanlar için ortaktır ve bu deneyim yoğunluğunda varlıkları tekamül ettiren temel unsurdur. İmajinatif olması sebebiyle benzer deneyim birim...