Herkesin başına her şey aynı şekilde; özensizlikten ve dikkatsizlikten geliyor. İnsan, kendisine dikkat etmiyor. Bağımlılıklarını gözden geçiremiyor ve kendisini denetleyemiyor. İnsan, sevdiğine özen göstererek ilişkisine dair yapıcı yaklaşımlar geliştiremiyor. Bu durum onu negatife, yani geri tesir planlarının sevgisiz, ayrıştırıcı ve kısır döngülerine hapsediyor. Dikkatle odaklanmak, bilerek yaşamanın ve gözlemcinin, gözlemlediğini kendisinden ayrıştırmadan bir bütün halde görebilmesinin, yani sevginin tezahür edebilmesinin anahtarıdır. Pozitif yönlü ilerleme ancak, dualitenin sebep olduğu ayrılıkların bilinçli bir farkındalıkla, özgür irade sahibi varlık tarafından giderilmesi ile sağlanabilir. Bu ilerleyiş varlığın esas evrimini teşkil eder.
Cennet, belirli bir evrimsel aşamayı tamamlamış varlığın bilinç ve farkındalık seviyesinin sembolüdür. Cehennem ise bedenli ve bedensiz hallerde, varlığın tekamülü için ihtiyaç duyduğu, kendi vicdanının gelişmişliği oranında duyduğu ızdıraptır. Ne cennet içinde hurilerin olduğu bir saray ne de cehennem sırta giyilen katrandan bir gömlektir. Kutsal metinlerde ham ve sembolik olarak verilen bu kavramlar, belirli evrimsel realitelerin artık açıkça anlaşılması gereken ifadeleridir. Ruhsal varlık, boyutlar ve realiteler arasında türlü maddesel bedenler kullanır, Yaratan'ın sonsuz ışığı ve bilgisi doğrultusunda evrimini sürdürür. Sıralı enkarnasyonlar geçirir. Sonunda üzerinde yaşadığı gezegende belirli bir evrim aşamasına gelir. O artık belirli bir realitenin bilgisini deneyimlemiş ve yeni bir başlangıcın kıyısına gelmiştir. Ham olan bilincinin sevgi ve idrakle belirli bir olgunluğa erişmesi, kutsal metinlerde 'cennet', açık bilgiye ulaşması ise 'cennet meyveleri'ne ...
Yorumlar
Yorum Gönder