Ana içeriğe atla

DİKKAT ET!

İradenize sahip çıkmak istiyorsanız enerjinizi korumayı öğrenmelisiniz. Saplantılarınız, yanılgılarınız, yargılarınız ve araç olması gerekirken amaç edindiğiniz haz döngüleriniz enerjinizi düşürür. Sağlıksız yeme alışkanlıklarınız, türlü maddesel bağımlılıklarınız, telefon ekranına kitlenip birbirinin aynısı anlamsız videoları saatlerce izlemeniz yine odağınızı dışarıya çekerek enerjinizi çalar ve sizi tüketir. Bu tükeniş madde illüzyonu içerisindeki gerçek kimliğinizi, biçimlerinizi ve Yaratan'dan ötürü yaratıcı olan karakterinizi belirleyen ruhsal kudretinizin zayıflamasına neden olur. İradenizin özgürlük oranı da, nefsin yani maddenin üzerinizde kurduğu bu tahakküm ile birlikte giderek azalmaya başlar. Tek yol, uyanık kalarak yaşamın her anını idrakli geçirmeye çalışmak ve kendine dikkat etmektir. Enerjinizi ancak kendinize hem fiziksel hem de duygusal manada dikkat ettiğiniz zaman koruyabilirsiniz. Başkalarını sevmenin, onlara dikkat edebilmenin yolu da öncelikle buradan geçer.

Anda kalmak, ana gelmek ya da anı yaşamak gibi olguların yegane yolu da insanın kendisine dikkat etmesinden geçer. Dikkatle odaklanmak sevmeye eş değerdir. Kendinize olan dikkatinizi yitirmeye başladığınız anda kıymetli varlık enerjinizi de yitirmeye, iradenizi de zayıflatmaya başlarsınız. Enerji kaçaklarını idrakli hamlelerle, yeri geldiğinde "hayır" demeyi öğrenerek giderebildiğinizde iradenizi güçlendirebilir ve özgürleştirebilirsiniz.

Herkes özgür irade sahibi gibi görünebilir, fakat bu özgürlüğün oranı, varlığın seçimlerinin ruhsal kudretinin etkinliğinde, farkındalıkla geliştirilen yüksek ve birleştirici yaklaşımlar yönünde olması ile onu otomatik davranış biçimlerine sürükleyen maddesel ve mekanik yaklaşımları tercih etmesinin oranına bağlıdır. Özgür iradesine gerçekten sahip çıkabilen, hayata bilinçli bir farkındalıkla bakabilen bir insan hakkıyla Yaratan'dan ötürü yaratan olan, şahsiyet sahibi biridir. Yaratım, özgür irade ile paralel gelişir. Gerisi, benzer verimsiz biçimleri tekrarlamaktır. 

Burak Cömertler






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CENNET & CEHENNEM

 Cennet, belirli bir evrimsel aşamayı tamamlamış varlığın bilinç ve farkındalık seviyesinin sembolüdür. Cehennem ise bedenli ve bedensiz hallerde, varlığın tekamülü için ihtiyaç duyduğu, kendi vicdanının gelişmişliği oranında duyduğu ızdıraptır. Ne cennet içinde hurilerin olduğu bir saray ne de cehennem sırta giyilen katrandan bir gömlektir. Kutsal metinlerde ham ve sembolik olarak verilen bu kavramlar, belirli evrimsel realitelerin artık açıkça anlaşılması gereken ifadeleridir.  Ruhsal varlık,  boyutlar ve realiteler arasında türlü maddesel bedenler kullanır, Yaratan'ın sonsuz ışığı ve bilgisi  doğrultusunda evrimini sürdürür. Sıralı enkarnasyonlar geçirir. Sonunda üzerinde yaşadığı gezegende belirli bir evrim aşamasına gelir. O artık belirli bir realitenin bilgisini deneyimlemiş ve yeni bir başlangıcın kıyısına gelmiştir. Ham olan bilincinin sevgi ve idrakle belirli bir olgunluğa erişmesi, kutsal metinlerde 'cennet', açık bilgiye ulaşması ise 'cennet meyveleri'ne ...

AYRIM

Kendinizi sınıflara, mezheplere, partilere, dinlere, milletlere dayanarak ayrıştırmayı sürdürdüğünüz sürece tüm yaşama sevgiyle bakarak birlik bilincini idrak edemezsiniz. Tutunduğunuz tüm bu kalıplar zamana ait dağılacak realitelerdir, şartlanmaya neden olurlar. Yani düşünce ve iradenizi ele geçirerek yaşamın kısır döngülerinin içine hapsederler. Sonsuz Yaratan, ayrışma ve çatışmaya neden olan bu illüzyonatif döngülerde aranmaz. O, korkunun olmadığı yerde, yalnızca öze ve ana ait olan kapsayıcı sevgide, barışta ve merhamette aranır. Bunun için de her birey, dışa bakan gözlerini kendi içine odaklamalı, sorgulamalı ve ayrışmaya yol açan tavır ve düşüncelerini idrak edebilmelidir. Her varlığın bir diğerini kendinden, evrenden ve Yaratan'dan ayrı görmemesi gerektiğini, onun da Yaratan ile birlikte deneyimlediğini ve evrenin işleyişinde kıymetli bir fonksiyonu olduğunu unutmamak gerekir. Her etkileşim, karşınıza çıkan her insan sizi size yansıtan bir aynadır ve aynadan yansıyan Yaratan...

DUYGUYLA KURULAN TEMAS

Varlığı deneyim sahasına çeken güçlü, tanrısal arketipler olan duygular; bir his yumağı halinde içi içe geçmiş tesir öbekleridir. Bu tesirlere alan açıldığında ve gözlemlenerek uygun düzleme yönlendirildiğinde yumak çözülür ve elde edilen izlenimlerin ardından duygular yerli yerine yerleştirilir. Yaşananların tesirleri asla bitmez ve olanlara ait duygular asla kaybolmaz, kaybolmaları da gerekmez. Önemli olan duyguların tesirlerini sindirebilmek ve bu tesirlerin hangi biçimlerde, hangi düzleme yönlendirileceğini öğrenmektir. Bu aşamalarda verilen irade sınavı, mücadele, bilgi uygulaması ve duyguyla kurulan temas, varlığı vicdani bir uygulama içerisine sokar. Her duygu deneyimlenen bir sorumluluktur ve üstün bir halin ortaya çıkmasına yol açacak tesirleri bünyesinde barındırır.  İmgesel örüntülerden meydana gelen duygular, beşer düzeyindeki tüm insanlar için ortaktır ve bu deneyim yoğunluğunda varlıkları tekamül ettiren temel unsurdur. İmajinatif olması sebebiyle benzer deneyim birim...