Beşerin hayata yaklaşımındaki temel yanılgısı, bilmeyi, çok bilmeyi sürekli arzulaması ve yaşamın anlamını gelecek vizyonlarında, umutlarında ve inançlarında aramasıdır. Yeni üst bilgilerle muhatap olunabilmesi ya da farklı realitelerin tesirlerinin alınabilmesi, sürekli yeniyi isteyerek değil, mevcut bilginin tesirlerini sindirip, onları hayata tatbik etmek ile mümkün olabilir. İnsanın vazifesi de alacağı görevin büyüklüğüne göre bu sayede giderek gelişir. Bu yüzden birisinin " Benim vazifem nedir?" diye sorup durması abestir. İnsanın vazifesi, kendi sınırlarını, şartlandığı noktaları algılayarak bertaraf etmesi, yaşamına ve sorumluluklarına odaklanması ve bu noktalardaki düzensizlikleri farkındalıkla giderebilmesi, yani öncelikle elindekinin hakkını vermesidir. Bu noktadan sonra gelecek bir amaç değil doğal sağlıklı bir sonuç olur. Bunun ardından yeni ihtimaller de, yeni görevler de kazanılan liyakat doğrultusunda varlığın hayatına zaten akmaya başlayacaktır.
Hayat, gelecek vizyonlarında, umut edildiğinde ya da inanıldığında değil, içinde bulunulan anın sorumluluğu idrakle ve bilinçli bir farkındalıkla alındığında içinizden akmaya başlar. Öze bu şekilde yaklaşılır, hakiki iman bu yaklaşımın sonucu tezahür eder. Sen kendini değiştirebilirsen hayat değişir.
Sürekli bilmeyi istemek, bunu arzulamak egosantriktir. Önemli olan, hayatın insanın karşısına şu anda çıkardıklarını hakkıyla idrak etmesi, kabullenmesi ve bunlara dair yapıcı yüksek biçimler geliştirmesidir. Yani geleceğin tesirlerinin gerçek manada alınabilmesi için öncelikle şu ana odaklanmak gerekir. Bu hal, sakin, sessiz, duru, sevgi dolu ve Yaratan'a yakın meditatif bir zihin halini beraberinde getirir.
Umut etmek egosantriktir, bir nevi içinde bulunulan anın sorumluluklarından kaçmaktır. İnsanı, içinde bulunduğu anın gereklilikleriyle yüzleşmekten alıkoyar. Gelecekte olacakların hiç ama hiçbir önemi yoktur. Şu anda yapılması gereken pozitif hamlelerin korkusuzca yapılmasının bir önemi vardır. Gelecek hayal edildiğinde değil, içinde bulunulan ana odaklanıldığında hakkıyla dizayn edilebilir.
İnanmak sınırlıdır ve egosantriktir. Kesinliğini bilmediğiniz, var olduğunu ya da olacağını umduğunuz şeye inanırsınız. Bu yaklaşım insanın idrakini, idrak etme çabasını sınırlar. Gerçek sevgi ancak, sınırlı duygusal örüntüler ile hissedilenin ötesinde, giderek genişleyebilen idrak ile birlikte gelişebilir. İnanmak yerine, düşüncenin yükselen noktalarında, giderek gelişen bir idrake adım adım ulaşmak üst bir bilinç aşamasına erişebilmek için elzemdir.
Egosantrik yani mekanik olanın ötesinde geçmeye karar verdiğinizde bu sınırlayıcı anlayışların hiçbirine ihtiyaç duymazsınız. Sadece korkmadan, bilerek hareket etmeniz gerektiğini idrak edersiniz. Bu idrak sizi katışıksız, mekanik olmayan ve giderek yükselen sevgi anlayışlarına götürür. Olmuşun, olanın ve olacak olanın hiçbir önemi yoktur. Sizin bu zaman süreçlerinde ne yönde tepkiler geliştirdiğinizin önemi vardır. İdrak, kabul ve bağışlama bu bilgelik yolunda ilerlemek isteyen için yegane anahtardır.
Burak Cömertler
Yorumlar
Yorum Gönder