Ana içeriğe atla

İDRAK VE BİÇİM

 Biçimler dahilinde hareket etmek buzlu camdan yapılmış bir fanusun içinde yaşamaya benzer. Bir dine göre belirlenmiş sınırlar içinde kalarak dengeyi ve huzuru amaç edinmekten pek bir farkı yoktur. Otomatik yaşam tam bu düzende, egonun devrede olduğu, yüksek benliğin devre dışı bırakıldığı ve varlık iradesinin sınırlar içine hapsedildiği kalıplarda hüküm sürer. Çünkü deneyim baskılanır ve o anki şartlarda karar verici ya da irade gösterici olan varlığın bilirliği değil, onu doğru yolda tutacağını umduğu sınırlamalarıdır. Doğru yolda kalmayı ummak egonun varlık üzerindeki hakimiyetidir. Varlık enerjisi bu durumda, idrakli yaşamın gerektirdiği, her an ayrı ayrı, diri bir şekilde sorumluluk almak ve varyasyonlu yüksek biçimler ortaya çıkarmak için kullanılmak yerine, dengede kalmak gayesi yönünde tüketilir. İdrakli yaşam, önceden tayin edilmiş biçimlerin içine sığılmaya uğraşıldığında değil, sürekli gelişen prensipler ile desteklenmiş sağlam ve arı bir irade, anbean ortaya konulduğunda hakiki manada sürülebilir.

Sürekli denge arayışında olan bir varlık bilinç düzeyinde yaşıyordur ve otomatik biçimlerin içerisine sığmaya eğilimlidir. Hayatın gerçek manasının kusursuzlukta, hatasız yaşamakta ya da mükemmel görünen kalıplara uygun davranmakta olduğunu düşünür. Derinin aydınlığına ulaşmayı değil görünenin hazzını yaşamayı ister.

Farkında olunmayan şey varlığın enerjisinin oldukça kıymetli olduğudur. Ve yine farkında olunmayan şey bu enerjinin ne için kullanıldığıdır. Dengede, biçimlerin içinde kalmaya çalışmak, enerjiyi oldukça tüketen ve kontrolü egoya bırakan bir davranış biçimidir. Öte yandan an içerisinde dikkatli olmak ve adım adım yüksek yapıcı tepki geliştirmek, varlığı özüne yaklaştıran, onu şahsiyet sahibi yapan hamlelerin yolunu açar.

Dengede kalmak hedef değil, ancak bir sonuç olduğunda işleyiş optimum sonuç verir. Bunun yegane yolu da dikkat etmekten geçer. İnsan önce kendine dikkat eder ve düşünce sapmalarının yol açtığı enerji blokajlarını giderebilir. Ardından başkalarına dikkat eder ve sevginin sarsılmaz bütünlüğünü birlik duygusu içerisinde Yaratan adına açığa çıkarabilir. Dikkat etmek illüzyonun tüm getirilerini, egoyu, duyguyu, düşünceyi, bilgiyi, akla gelecek her gözlemsel olguyu ortadan kaldırır ve bütün halde görmeyi sağlar. Dikkat etmek sevmeye eş değerdir ve idrakli yaşamanın yolu da buradan geçer.

Burak Cömertler

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CENNET & CEHENNEM

 Cennet, belirli bir evrimsel aşamayı tamamlamış varlığın bilinç ve farkındalık seviyesinin sembolüdür. Cehennem ise bedenli ve bedensiz hallerde, varlığın tekamülü için ihtiyaç duyduğu, kendi vicdanının gelişmişliği oranında duyduğu ızdıraptır. Ne cennet içinde hurilerin olduğu bir saray ne de cehennem sırta giyilen katrandan bir gömlektir. Kutsal metinlerde ham ve sembolik olarak verilen bu kavramlar, belirli evrimsel realitelerin artık açıkça anlaşılması gereken ifadeleridir.  Ruhsal varlık,  boyutlar ve realiteler arasında türlü maddesel bedenler kullanır, Yaratan'ın sonsuz ışığı ve bilgisi  doğrultusunda evrimini sürdürür. Sıralı enkarnasyonlar geçirir. Sonunda üzerinde yaşadığı gezegende belirli bir evrim aşamasına gelir. O artık belirli bir realitenin bilgisini deneyimlemiş ve yeni bir başlangıcın kıyısına gelmiştir. Ham olan bilincinin sevgi ve idrakle belirli bir olgunluğa erişmesi, kutsal metinlerde 'cennet', açık bilgiye ulaşması ise 'cennet meyveleri'ne ...

SENİN ESERİN

Sürekli mutlu olunması gerektiğini kim söyledi? Acı çekmenin, hasta olmanın gereksiz olduğunu, göğün her zaman açık olması gerektiğini kim söyledi? Kim söyledi dünyanın adaletli bir yer olması gerektiğini, buna dair kök inanç nasıl oluştu? Kim söyledi savaşların olmaması gerektiğini, ölümün kötü olduğunu? Dünya kendi etrafında dönüyor, insan da onun üzerinde etiyle, kemiğiyle ve düşüncesiyle dönüyor. Döngüleri kısır ve sevgisiz. Dışında olan, ona acı veren her şeyin kendi sevgisizliğinin eseri ve yansıması olduğunu anlayamıyor. Sorgulamıyor, yalnızca inanıyor. Hayır, o sadece rahat etmek istiyor, hem de hiç çaba harcamadan. Hiç sorumluluk almadan kalıplara sığmaya, kimlikler ardına gizlenmeye devam ediyor. En büyük marifeti de bir suçlu bulup onu dışarıda araması. Bu düzeni kendi eliyle kurdu. Dışında oyalandı, içine bakmayı unuttu, kurduğunun esiri oldu. Güç ve haz onun gözlerini kör etti. Her yeri acıyla kaplı halbuki. Etini çizsen kanayacak. Dışardan yardım beklemekten, kurtarıcı yo...

RUHSAL UYANIŞ

 Ruhsal uyanış, uyanmayı istemekle ya da uyanmalıyım demekle gerçekleşmez. Uyanış bir hedef değil, doğal bir sonuçtur. Kök çakradan giren evrensel kozmik enerjilerin, ilk üç enerji alanında içsel enerjilerle kesişerek meydana getirdiği deneyimler ve bunların sonuçlarının özümsenmesinin ardından, varlık bu kesişimi yeşil, mavi ve çivit renklerine karşılık gelen üst enerji alanlarında gerçekleştirmeyi talep eder hale gelir. Uyanış budur. Bu idrak aşamasına gelebilmek için kırmızı, turuncu ve sarı enerji alanlarına karşılık gelen hayatta kalma, kimlik oluşturma ve toplumsal ilişkiler ile ilgili deneyimlerin gözden geçirilmesi, idraki ve kabulü gerekir. Bu sayede geçmiş benlikler bağışlanır ve enerji alanlarını temizleyerek dengeye gelen varlık kendisini sever hale gelir. Karma denilen titreşimsel düzensizlikleri gidermenin tek yolu sevmekten ve bağışlamaktan geçer. Uyanış, deneyimler ve bu deneyimlerin açığa çıkan tesirlerinden bilinçli bir farkındalıkla arınabilmenin sonucunda kendil...