Ana içeriğe atla

DİRİ

Sonsuz Yaratan her daim yarattıkları ile birliktedir, ama sadece idrak edebilenler ile birlikte canlı ve diridir. Otomatik insan sadece yaşar. İdraklenen insan ise idraki ölçüsünde Yaratan'ın sevgi ve ışığını adım adım keşfeder. Diri insan dikkatli yaşayan, yaşadıkça sorgulayan ve idraklenen insandır. Dikkatli yaşamak, varlığın her zerresinde bulunan yaratıcı enerjinin madde illüzyonuna doğru bilinçli, dengeli ve farkındalıklı bir biçimde yönlendirilmesinin, yani özgür iradenin belirebilmesinin yolunu açar. İnsan o zaman gerçekten Yaratan'dan ötürü yaratan olur, o zaman gerçekten O'nun yeryüzündeki halifesi ünvanını hak eder. Dikkatle odaklanmak egoyu geçirgen kılarken, varlığın saf bir biçimde gözlem yapmasını sağlar ve onu özüne doğru yaklaştırır. Düşüncenin neden olduğu çatışmalar, ayrılıklar, korkular ancak bu yakınlık haliyle sonlanır ve ardından sevgi bu sayede belirir. Sevginin, dikkatle odaklanılan anda barındığını unutmamak gerekir.

Gerçekleştirilen bir eylemin niyeti o eylemin sonuçlarını aşar. Yani varlığın dikkatli yaşamasındaki itici güç din, gelenek, mahalle baskısı vb. dış şartlandırma unsurlarıysa henüz idrak değil otomatizma devrededir. Bu aşamada varlık henüz sorumluluğunu tam anlamıyla üstlenmemiştir. Eğer dikkatle yaşamadaki itici güç akıl ve vicdansa o zaman idrak devrededir ve o insan için bilerek yaşamanın kapıları açılmiştır. Ne yapıldığının ne sonuç alındığının hiçbir zaman önemi yoktur, gerçekleştirilen eylemin idrakinde olunmasının bir önemi vardır.

Devrenin sonuna yaklaştığımız şu günler, aklı ve vicdanı ile hareket ederek kendi sorumluluğunu üstlenme iradesi gösterenlerin günüdür. Devre sonu her varlığın hesap sorucu olarak kendisine yeteceği, Sonsuz Yaratan'ın sevgi ve ışığını taşıyabildiği kadar dirilebileceği bir aşamadır.

Burak Cömertler

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CENNET & CEHENNEM

 Cennet, belirli bir evrimsel aşamayı tamamlamış varlığın bilinç ve farkındalık seviyesinin sembolüdür. Cehennem ise bedenli ve bedensiz hallerde, varlığın tekamülü için ihtiyaç duyduğu, kendi vicdanının gelişmişliği oranında duyduğu ızdıraptır. Ne cennet içinde hurilerin olduğu bir saray ne de cehennem sırta giyilen katrandan bir gömlektir. Kutsal metinlerde ham ve sembolik olarak verilen bu kavramlar, belirli evrimsel realitelerin artık açıkça anlaşılması gereken ifadeleridir.  Ruhsal varlık,  boyutlar ve realiteler arasında türlü maddesel bedenler kullanır, Yaratan'ın sonsuz ışığı ve bilgisi  doğrultusunda evrimini sürdürür. Sıralı enkarnasyonlar geçirir. Sonunda üzerinde yaşadığı gezegende belirli bir evrim aşamasına gelir. O artık belirli bir realitenin bilgisini deneyimlemiş ve yeni bir başlangıcın kıyısına gelmiştir. Ham olan bilincinin sevgi ve idrakle belirli bir olgunluğa erişmesi, kutsal metinlerde 'cennet', açık bilgiye ulaşması ise 'cennet meyveleri'ne ...

SENİN ESERİN

Sürekli mutlu olunması gerektiğini kim söyledi? Acı çekmenin, hasta olmanın gereksiz olduğunu, göğün her zaman açık olması gerektiğini kim söyledi? Kim söyledi dünyanın adaletli bir yer olması gerektiğini, buna dair kök inanç nasıl oluştu? Kim söyledi savaşların olmaması gerektiğini, ölümün kötü olduğunu? Dünya kendi etrafında dönüyor, insan da onun üzerinde etiyle, kemiğiyle ve düşüncesiyle dönüyor. Döngüleri kısır ve sevgisiz. Dışında olan, ona acı veren her şeyin kendi sevgisizliğinin eseri ve yansıması olduğunu anlayamıyor. Sorgulamıyor, yalnızca inanıyor. Hayır, o sadece rahat etmek istiyor, hem de hiç çaba harcamadan. Hiç sorumluluk almadan kalıplara sığmaya, kimlikler ardına gizlenmeye devam ediyor. En büyük marifeti de bir suçlu bulup onu dışarıda araması. Bu düzeni kendi eliyle kurdu. Dışında oyalandı, içine bakmayı unuttu, kurduğunun esiri oldu. Güç ve haz onun gözlerini kör etti. Her yeri acıyla kaplı halbuki. Etini çizsen kanayacak. Dışardan yardım beklemekten, kurtarıcı yo...

RUHSAL UYANIŞ

 Ruhsal uyanış, uyanmayı istemekle ya da uyanmalıyım demekle gerçekleşmez. Uyanış bir hedef değil, doğal bir sonuçtur. Kök çakradan giren evrensel kozmik enerjilerin, ilk üç enerji alanında içsel enerjilerle kesişerek meydana getirdiği deneyimler ve bunların sonuçlarının özümsenmesinin ardından, varlık bu kesişimi yeşil, mavi ve çivit renklerine karşılık gelen üst enerji alanlarında gerçekleştirmeyi talep eder hale gelir. Uyanış budur. Bu idrak aşamasına gelebilmek için kırmızı, turuncu ve sarı enerji alanlarına karşılık gelen hayatta kalma, kimlik oluşturma ve toplumsal ilişkiler ile ilgili deneyimlerin gözden geçirilmesi, idraki ve kabulü gerekir. Bu sayede geçmiş benlikler bağışlanır ve enerji alanlarını temizleyerek dengeye gelen varlık kendisini sever hale gelir. Karma denilen titreşimsel düzensizlikleri gidermenin tek yolu sevmekten ve bağışlamaktan geçer. Uyanış, deneyimler ve bu deneyimlerin açığa çıkan tesirlerinden bilinçli bir farkındalıkla arınabilmenin sonucunda kendil...