Ana içeriğe atla

DÖNGÜNÜN ÖTESİNE GEÇMEK

Tekamülde bir sonraki aşamaya geçebilmek üst bir realitenin tesirini alabilecek hale gelmekle mümkün olabilir. Bunun için öncelikle mevcut hallere ait tesirlerin sindirilerek alım açıklığının oluşturulması gerekir. İnsan sürekli aynı şeyleri yaparak ya da geleceği hayal ederek tekrar eden döngülerinin ötesine geçemez. İdrakli bir şekilde irade göstererek, makul bir kabul ile geçmişi geride bırakmayı göze almak, en azından bunun için bir adım atmaya çalışmak gerekli olan değişimi getirir. Bu değişim idrakin ve vicdanın gelişiminden başka bir şey değildir. Tekamülün tanımı basittir. Üst bir tesire el uzatılır, mevcut hallerden alacağını alan bu tesire tutunarak kendisini yukarı çeker. Bunu yalnızca kendisi, yine kendisi için yapabilir. Varlık bu yolla, madde illüzyonunda, alabildiği sorumluluk ve açığa çıkarabildiği yüksek tepkiler oranında gelişir. Yaşam denilen olgunun, bu tepkilerin geliştirilebilmesi adına kurgulanan türlü mizansenlerden başka bir şey olmadığını iyi idrak etmek gerekir.

Bir insan düşünün ki haftaya güzel başlıyor, kendini harika ve dengede hissediyor. Ertesi gün ve sonraki gün de hiç fena değil, her şey yolunda gibi görünüyor. Ardından anlamsız bir yorgunluk ve iç sıkıntısı beliriyor. Nedenini belki sorguluyor belki ona gücü bile kalmıyor. Haftanın geri kalanı o sıkıntılardan kaçmakla, bir şeylere sığınmakla ve zihninde dönüp duran düşüncelerden uyuyarak kurtulmaya çalışmakla geçiyor. Ertesi hafta yine aynı, yine aynı...

Bu insanın anlaması gereken en temel şey yaşadığı döngüleri ve içinde bulunduğu durumları kendisinin meydana getirdiği ve kendi realitesini kendisinin oluşturduğudur. İşinden ya da poziyonundan memnun değildir, ailesi ya da yakınları tarafından rahatsız edici davranışlara maruz kalıyordur, geçmişte kalan birini özlüyor ya da hayalleri gerçekleşmediği için umutsuzluk içinde kıvranıyordur ya da benzeri bir çok hal içerisindedir.

Sorumluluk tam da bu noktada belirmesi gereken bir şeydir. Düzensizlik gibi görünen her şey, bir adım geriye atarak resmin bütününü görmeye cesaret eden için düzen halini almaya başlar. Duygular, etrafında dolanıp kendinden ayrıştırdıkça değil, onlarla bütünleşmek istenildiğinde, tesirleri içselleştirildiğinde asıl işlevlerini yerine getirirler. Bu halde, bir yerden başlanarak geliştirilen küçük adımlar zamanla büyümeye başlar ve irade gösteren varlık zamanla özgürleşir.

İdrakin ardından kabule geçmek ve olağanın dışında, korkmadan hareket etmek, çaba sarf etmek ilerlemeyi sürekli hale getirir. Bu sayede insan tekamül ettikçe kendi dışında gelişen olayların, şartların ve kişilerin değişimi de kaçınılmaz olur. 

Madde düzlemi huzur aranacak yer değildir. Madde düzlemi acılara, korkulara, pişmanlıklara ve türlü duygulara yapışıp, onları itici bir güç olarak kullanarak yukarı tırmanma yeridir. Sevgi, düzenden değil, düzensizlikten tomurcuklanır.

Burak Cömertler


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CENNET & CEHENNEM

 Cennet, belirli bir evrimsel aşamayı tamamlamış varlığın bilinç ve farkındalık seviyesinin sembolüdür. Cehennem ise bedenli ve bedensiz hallerde, varlığın tekamülü için ihtiyaç duyduğu, kendi vicdanının gelişmişliği oranında duyduğu ızdıraptır. Ne cennet içinde hurilerin olduğu bir saray ne de cehennem sırta giyilen katrandan bir gömlektir. Kutsal metinlerde ham ve sembolik olarak verilen bu kavramlar, belirli evrimsel realitelerin artık açıkça anlaşılması gereken ifadeleridir.  Ruhsal varlık,  boyutlar ve realiteler arasında türlü maddesel bedenler kullanır, Yaratan'ın sonsuz ışığı ve bilgisi  doğrultusunda evrimini sürdürür. Sıralı enkarnasyonlar geçirir. Sonunda üzerinde yaşadığı gezegende belirli bir evrim aşamasına gelir. O artık belirli bir realitenin bilgisini deneyimlemiş ve yeni bir başlangıcın kıyısına gelmiştir. Ham olan bilincinin sevgi ve idrakle belirli bir olgunluğa erişmesi, kutsal metinlerde 'cennet', açık bilgiye ulaşması ise 'cennet meyveleri'ne ...

SENİN ESERİN

Sürekli mutlu olunması gerektiğini kim söyledi? Acı çekmenin, hasta olmanın gereksiz olduğunu, göğün her zaman açık olması gerektiğini kim söyledi? Kim söyledi dünyanın adaletli bir yer olması gerektiğini, buna dair kök inanç nasıl oluştu? Kim söyledi savaşların olmaması gerektiğini, ölümün kötü olduğunu? Dünya kendi etrafında dönüyor, insan da onun üzerinde etiyle, kemiğiyle ve düşüncesiyle dönüyor. Döngüleri kısır ve sevgisiz. Dışında olan, ona acı veren her şeyin kendi sevgisizliğinin eseri ve yansıması olduğunu anlayamıyor. Sorgulamıyor, yalnızca inanıyor. Hayır, o sadece rahat etmek istiyor, hem de hiç çaba harcamadan. Hiç sorumluluk almadan kalıplara sığmaya, kimlikler ardına gizlenmeye devam ediyor. En büyük marifeti de bir suçlu bulup onu dışarıda araması. Bu düzeni kendi eliyle kurdu. Dışında oyalandı, içine bakmayı unuttu, kurduğunun esiri oldu. Güç ve haz onun gözlerini kör etti. Her yeri acıyla kaplı halbuki. Etini çizsen kanayacak. Dışardan yardım beklemekten, kurtarıcı yo...

ZAMAN & İLLÜZYON

Zaman bir gerçeklik değildir ki bitip tükendiği zaman siz de yok olasınız. Zaman illüzyondur, dolayısıyla görecelidir ve değişkenlik gösterir. Değişkenlik gösteren dağılmaya mahkumdur. İki, bire hizmet etmesi için zaman ve düşünceyle meydana gelen illüzyondan ibarettir.  Anda olan birlenir, zamana giren deveran eder, gözlem için ikilenir. Zaman, biri iki gibi parçalara ayırarak gösterir. Anda olan harekete bağlanmış düşünceyi gözler, deveran edeni algılar, farkındalığını artırır. Günün sonunda ikiliğe ait her unsur ve realite görevini yapar, varlığın enerjisi özüne çekilir. Bir bütün olur, illüzyon dağılır. İkilik biter birlik başlar. İkilik dünyasını gözleyiniz ve özün birliğini de gözleyiniz. İkilik olan her unsurun bire hizmet ettiğini ve yıkılmaya mahkum olduğunu fark ediniz. Zaman, birin enerjisinin, kendi kendisini tanıyabilmesi için madde ortamına aktarılarak ikilik düzleminde fark edilmesinin yolunu açar. İkilik çatışma doğurur, çatışmanın giderilmesi özün gözlemesine, algı...